2019 Hoş Gelsin!

Geçen yıl, bugünlerde, yeni bir yıla girerken sağlıklı ve mutlu olmak için önerilerde bulunduğum bir yazı yayınlamıştım.

Dilek listesi yapmanızı önermiştim, bu yıldan beklentilerinizi gözünüzle de görebilmek, bir nevi somutlaştırabilmek için. Bu önerime bir ekleme yapmak istiyorum: Minik bir defter alın kendinize ve bu bir minnettarlık defteri olsun. Her gün mümkünse gün bittiğinde o gün minnettar olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri yazın. Genelde 10 iyi şey yaşıyorsak, yaşadığımız 2 kötü şeye odaklanıyoruz. Minnet duyduğumuz konulara odaklanır ve bunları not alırsak, beklentilerimizi somutlaştırdığımız gibi aslında hayatımızdaki olumlu yönleri de somut bir şekilde karşımızda görebilir, onlara odaklanmakta kolaylık yaşayabiliriz.

Sağlık kontrollerinizi hatırlatmıştım. Doktor randevularımızı aksatmamamız gerektiğini. Biraz kendimizi dinlemek için her zamanki gibi meditasyon önereceğim. Bedensel veya ruhsal sağlığımızla ilgili bir problem yaşıyorsak, meditasyon sırasında fark edebiliyoruz. Böylelikle, “dizim ağrıyor, şunu ihmal etmeyeyim” ya da “sanırım biraz sinirlerim bozuk, bununla ilgili destek alayım” gibi farkındalıklar yaşayabilirsiniz. Ya da belki ne kadar sağlıklı ve iyi hissettiğinizi fark eder ve şükredersiniz.

Beslenme demiştim. Ben bu yıl kendimi dinleye dinleye bağırsak ve cilt problemlerimi %80 oranında çözen bir beslenme şekli buldum kendime. Tetkiklerimi aksatmayarak elbette. Örneğin ben artık et olarak sadece balık tüketiyorum, onun dışında baklagil, sebze ve meyve ile besleniyorum. Süt ve yumurta da tüketmiyorum artık çünkü bağırsağıma ve cildime iyi gelmediğini fark ettim. Turşu ve kırmızı şarap da aynı şekilde bana iyi gelmeyen besinler. Fakat siz de böyle beslenin dediğimi sanmayın sakın, lütfen kan ölçümlerinizi yaptırın, alerjileriniz, intoleranslarınız varsa bunları öğrenin, gerekiyorsa bir diyetisyene giderek kendinize uygun bir beslenme şekli konusunda destek alın. Motivasyon konusunda desteğe ihtiyaç duyarsanız, koçluk desteği verebilirim, benimle iletişime geçebilirsiniz. Size doğru beslenmeye alışana kadar eşlik edebilir, alternatifler sunabilir, hayatınıza spor ya da meditasyon gibi disiplinleri katmanız için sizi motive edebilirim. Geçen sene yazdığım önerilerin devamı için tıklayın, zira hepsi geçerli bu yıl için de. 

Ben 2018’de İstanbul’dan biraz uzaklaşmak istiyordum. Gönlüm Ege’de, hatta Akdeniz’deydi ama sonra İstanbul’dan o kadar da uzaklaşmadan, daha sakin bir hayatın mümkün olduğu, yine sahil kasabasında yaşama tadını alabileceğim başka bir fikir geldi aklıma: Büyükada’ya yerleştim. Neredeyse bir sene olacak taşınalı. İyi ki dediğim, verdiğim en iyi kararlardan oldu bu.

Önümüzdeki yıl ise Zararsız Yaşam‘ı büyütmek için bazı girişimlerde bulunuyor olacağım. Gelişmelerden sizi haberdar edeceğim, şimdilik sürpriz olsun. Kişisel olarak bu yıl meditasyon ve yoga hayatıma daha sağlam bir şekilde girdi, spor daha azdı ama özdü. Bu yıl sporu daha fazla hayatıma katmak istiyorum.

Yeni yılda sağlıklı yaşam seminerleri, sohbetler, kitap okuma günleri, meditasyon seansları ile birlikte olacağız. Facebook ve instagram hesaplarımı takipte kalın lütfen.

Mutlu yıllar, sağlıklı seneler, sevdiklerinizle, aşk, tutku, bereket, huzur, dostluk ve neşe dolu bir 2019 olsun mu, bence olsun!

21 Gün Unsuz Yaşam

Var mısın? Ekmek yok, kek börek yok, unlu çorba yok, pasta çörek yok. Sade makarna ve buharda pirinç serbest. Sebze ağırlıklı bir 21 gün olsun, et tüketiyorsan da azaltmayı deneyebilir misin bu 21 gün?

Ben sabahları siyah zeytin, salatalık, ceviz, badem tüketiyorum. Öğlen zeytinyağlı bir brokoli salatası, akşam unsuz çorba ve sıcak bir sebze yemeği, ya da ızgara/fırında balık tüketiyorum. Aralarda meyve, bazen sorbe dondurma… Sade Türk kahvesi, yeşil çay…

Senin beslenmen nasıl? Paylaşalım lütfen.

İzmir’de, Mutlu Kadınlar Atölyesinde İdik

Geçtiğimiz ay Mutlu Kadınlar Atölyesi tarafından İzmir’e çağırıldım. Harika mekan Guna/Taze Yaşa restoranda vegan/vejeteryan şekersiz unsuz kekler eşliğinde yaklaşık iki saat sağlıklı yaşama, kendini sevmeye, meditasyona, doğru beslenmeye, sporun hayatımızdaki yerine, kadın olmaya dair derin bir sohbette bulduk kendimizi katılımcıların da katkıları, soruları, anlattıklarıyla. Son 10 dakika meditasyonumuzu yapmayı ihmal etmedik.

Beni davet eden, atölyenin kurucusu sevgili Çiğdem Saroğlu‘na çok teşekkürler. En sevdiğim şehirlerden birinde konuk olup böyle güzel bir sohbet imkanı bulmak gerçekten onur vericiydi. Sponsorlarımızdan Hotel Beyond‘a da misafirperverliklerinden ötürü ayrıca teşekkür ederim.

 

 

 

Sağlıklı Yaşam ve Bilinçli Beslenme Seminerinden Notlar

 

13 Ocak 2018 Cumartesi günü, bir süre önce buradan da duyurduğum Sağlıklı Yaşam ve Bilinçli Beslenme seminerim İstanbul Erenköy Kozmos Yaşam Merkezi’nde gerçekleşti.

Seminer Nasıl Başladı?

20 kişinin katılım gösterdiği etkinlikte önce kendi hikayemi anlattım. Tam zamanlı çalışırken neden istifa etme kararı aldığımı, freelance çalışmama rağmen neden yine de sağlığımla ilgilenemediğimi, tak dediği noktada kişisel antrenörümü arayarak başladığım spor ve sağlıklı beslenme yolculuğunu, koçluk eğitimi alarak bendeki değişimleri destek ve eşlik ihtiyacı olanlarla paylaşmaya başladığımı özetledikten sonra sunuma geçtik.

Beslenmenin sadece yediğimiz besinle ilgili olmadığına, seçtiğimiz mekan ve insanlarla da beslendiğimize ve bilinçli beslenmenin önemine kısaca değindikten sonra beslenmede doğru sandığımız yanlış bilgilerimize değindim. Yağ, süt, şeker, tahıl, ekşi maya, yeme saatleri, spor ve meditasyondan bahsettikten sonra beş dakika meditasyon yaptık.

Neler Tattık?

Bir saatin sonunda ise katılımcılar için şef arkadaşım Pelin Görpe ile birlikte hazırladığımız sağlıklı atıştırmalıklar ve detoks sularının bulunduğu masaya geçtik. Katılımcılar sağlıklı atıştırmalıkları pek beğendi doğrusu, tarifler de soruldu, hemen paylaşayım:

  • Detoks suyu:

Salatalık, limon, taze nane, maydonoz, taze zencefil ekledik cam sus şişelerimize ve iki saat kadar beklediler.

  • Tatlı hurma topları:

5-6 adet hurmayı sıcak suda beklettik, sonra blender’da püre yaptık. Bu pürenin içine iki tatlı kaşığı keçiboynuzu unu, 1 tatlı kaşığı tarçın, 2 çorba kaşığı çiğ kakao, 1 avuç badem ve cevizin rondoda un haline getirilmiş halini ekledik ve karıştırdık. Hamurlaşmış karışımı ellerimizle yuvarladık ve tabağa dizerek buzdolabına koyduk. Yemek için çıkardığımızda isteğe göre yarısını hindistancevizi rendesine, diğer yarısını yine çiğ kakaoya buladık. Farkındaysanız içinde ekstra şeker yok, fırına bile giren bir tatlı değil. Lezzeti ise muhteşem.

  • Fırında sebzeli tuzlu kek:

Malzemeleri sayayım: 5 yumurta 4 çiçek karnabahar 4 çiçek brokoli 3 çorba kaşığı tam buğday unu ya da beyaz un dışında tercih edeceğiniz başka bir un. 1 yemek kaşığı karbonat ve ona eklenen biraz limon suyu/sirke 1 fiske kaya tuzu Bir avuç maydonoz Bir avuç dereotu Bir avuç taze nane Yarım kırmızı tatlı biber Bir fiske keten tohumu Bir fiske susam İstendiği kadar pul biber, kara biber İsteğe göre siyah zeytin (tuz tadı gelsin diye) Hepsini karıştırdık. Bir borcama fırın kağıdı serdik ve karışımı döktük. Üstünü düzelttikten sonra biraz daha susam, hatta biraz da çavdar ezmesi ekledik. Fırına verdik, 180 derecede 30 dakika boyunca pişti.  İçinde beyaz un, yağ yok ve çokk lezzetli. Beş çayı için de düşünülebilir, öğlen ya da akşam niyetine de yenebilir. Etkinliğime katılım ve geri dönüşler çok keyifli oldu. Katılımın sosyal medya paylaşımlarından sonra İzmir, Denizli gibi şehirlerden davetler aldım. Sağlıklı yaşamı, kendi üzerimdeki değişimleri anlatmak benim için çok keyifli, tüm ülkeyi gezip anlatsam doymam herhalde. Böyle bir davette bulunmak isteyen dernekler, merkezler, ilgili kurumlar olursa sitemin iletişim kısmından benimle iletişime geçebilir, seve seve cevaplarım. Afiyet olsun ve sağlıklı günler 🙂

Bu Yaşadığım Tükenmişlik Sendromu mu?

2018 yılına girmemize bir kaç gün kaldı. Beğensek de beğenmesek de kapitalist bir sistemin içerisinde yaşıyoruz. En asgari, en insani ihtiyaçlarımızı bile parayla karşılayabildiğimiz bir sistem oturmuş, bizi de içerisinde çiğneyip duruyor. Büyük şehirlerde yaşayan bizler,  örneğin İstanbul gibi bir metropolde yaşanan altyapı sorunlarıyla yaşam kalitemizden de ödün vermekteyiz.

Sabah dokuz akşam yedi ofislerde yoğun çalışmalar, ofise varabilmek ve eve dönebilmek için trafikte 1-2 saat geçirmek… Tıka basa dolu minibüsler, metrobüsler, otobüslerde sinirli, yorgun, tahammülsüz insanlarla, sinirli, yorgun ve tahammülsüz şekilde ite kaka, asık suratlarla geçirilen günler, aylar, yıllar.

Kış gelir kışın ağırlığı, yaz gelir yazın rehaveti derken bazen kendimizi 8-10 saat uyusak da yorgun, sevdiğimiz insanların arasında bile mutsuz, olur olmadık yerlerde sinirli, boşluk bulduğumuzda amaçsız, adeta tükenmiş hissederiz.

Depresyona mı girdik, çıktık mı, normal mi, bana özgü mü, hasta mıyım acaba diye sorgularız kendimizi. Son zamanlarda yeni bir tanım daha girdi hayatımıza: Tükenmişlik Sendromu.

Nedir Bu Tükenmişlik Sendromu?

Kendimi tükenmiş gibi hissediyorum, kesin tükenmişlik sendromuna girdim gibi kolay çıkarımlarda bulunmayalım. Hastalık hastası olmaya, her duruma bir ad koymaya gerek yok.

Tükenmişlik Sendromu kavramı, ilk kez 1974 yılında Herbert Freudenberger tarafından “başarısız olma, enerjinin azalması veya tatmin edilmeyen istekler sonucunda bireyin iç kaynaklarında hissettiği tükenme durumu” şeklinde tanımlanmış. Günümüzde tükenmişliğin kabul gören tanımı, Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MBI)’ni de geliştirmiş olan Christina Maslach tarafından yapılmış.

Maslach, tükenmişliği, “iş dolayısıyla insanlarla yoğun bir ilişki içerisinde olan bireylerde görülen duygusal tükenme, olaylara duyarsızlaşma ve  başarısızlık hissi” olarak tanımlamış.

Tükenmişlik fiziksel olarak hafif belirtiler şeklinde kendisini gösteriyor:  yorgunluk hissi, baş ağrısı, uyuşukluk, uyku bozuklukları gibi. Devamında geçmeyen soğuk algınlıkları, hastalıklara karşı direncin azalması, kilo kaybı veya ekstra kilo alımı, solunum güçlüğü, genel ağrılar, bağırsak hastalıkları, yüksek tansiyon, kolesterol, kas gerilmeleri, kalp çarpıntısı  oluşmaya başlayabilir. Bu ve benzeri rahatsızlıklardan uzun süreli şikayet edilmesi durumunda bir uzmana danışılabilir.

TRT Haber’in makalesine göre, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayriye Elbi, tükenmişlik sendromuna karşı iyi uyuyarak, düzenli beslenerek, egzersiz yaparak ve dinlenmeye zaman ayırarak önlem alınabileceğini bildirmiş.

Kısa dönemler olarak bıkmış hissedebiliyoruz, devam edemeyecek gibi oluyoruz bazen. Zor uyanabiliyoruz, işe ya da hobimize doğru hareket ederken bile isteksiz olabiliyoruz. Amaçsız hissedebiliyoruz, kimseleri görmek istemediğimiz zamanlar olabiliyor. Bu kısa süreli duygu durum değişiklikleri hemen sizi panikletmesin lütfen. Bunları hepimiz yaşıyoruz, yalnız değiliz. Fakat uzun sürmesi ve içinden çıkılamaz hal alması elbette vücudunuzun ve ruhunuzun size imdat çağrısı da olabilir. Ona iyi kulak verin.

Bu şekilde bir tanı konduysa size, bir psikolog gördüyseniz ve size uyku, beslenme, egzersiz, dinlenme önerilerinde bulunulduysa, bir yaşam koçu olarak bu sürecinize eşlik edebilir, disipline girmenize destek olabilirim.

Lütfen iletişime geçin, birlikte üzerimizdeki şu tükenmişlik tozlarını üfleyip atalım.