Göztepe Yoga Sutra’da Meditasyon İçin Buluşalım

Kayıt olmak için lütfen Yoga Sutra ile iletişime geçin.

Derslerimizde Mindfulness’ın ne olduğundan bahsediyoruz biraz. Nefes teknikleri çalışıyoruz. Ve farklı meditasyon teknikleri deniyoruz. Biraz sohbet ediyoruz gündelik yaşamımıza dair ve farkındalığı, nefesi, meditasyonu gündelik yaşamımıza nasıl dahil edebiliriz, araştırıyoruz. Biraz da serbest dans ederek enerjimizi dengeliyoruz.

Sen de katılsana bize? Hem Göztepe Yoga Sutra’nın diğer yoga derslerine de katılarak hem bedenini hem zihnini hem ruhunu dinlemeye, anlamaya bir davet sunabilirsin kendine. Derslere kayıt olmak için Yoga Sutra ile iletişime geçebilirsin.

TRT Radyo 1 Gecenin İçinden Programına Konuk oldum

Sevgili Gülay Oktar ile yıllardır tanışırız, bir filmin basın gösteriminde tanışmıştık, sonra da karşılaştıkça güzel enerjiler yollamıştık birbirimize.

Geçtiğimiz günlerde aradı, programa konuk olur musun, çok güzel şeyler yapıyorsun ve ilham verici bir öykün olduğunu düşünüyorum programda bundan bahsetmek ister misin dedi, uzaktan böyle bir bakış beni çok mutlu etti ve seve seve kabul ettim teklifini.

Programa şu sözlerle başladı sevgili Gülay:

Bazı yollar, kilometrelerden, mesafelerden değil de insanın iç dünyasından alır gücünü. Çıktığın yol, seni sana ulaştırır yani. Önce kendi hayatını değiştiren, şimdi de başkalarına, kendi hikayelerini bulmada yol arkadaşlığı yapan bir isim: Melis Zararsız farkındalık ve değişim hikayesini paylaşmak üzere telefon hattımızda…. Birkaç yıl önce yaşamında radikal değişiklikler yaptın, aslında çoğumuzun zaman zaman aklından geçirdiği ama belki cesaret edemediği bir şeyi yaptın, seni daha mutlu edecek bir hayat için konfor alanını terkettin. Hikayenin başkalarına ilham hatta cesaret vermesi amacıyla davet ettim seni…

Kendisine, uzaktan gözlemleyerek beni böyle tasvir ettiği ve bana kendi hikayemi anlatmama alan açtığı için çok teşekkür ediyorum.

Gecenin İçinden, dolu dolu, harika bir radyo programı bu arada, mutlaka takip edin derim. Her gece 23’ten sonra TRT Radyo 1’de.

Sohbetimizi buradan dinleyebilirsiniz:

Yin Yoga Nedir Video’m Yayında!

1-5 Eylül Datça’da yoga kampındaydık. Dönüş günü dedim ki bu güzel mekanda Zararsız Yaşam Youtube kanalım için bir video çekelim, ve işte yin yoganın hayatıma girişi, eğitmen oluş yolum ve birkaç yin yoga başlangıç pozu:

Türkiye Koçluk Günü’nde Instagram Canlı Yayın’dayım

29 Haziran 2013 tarihinde Türkiye’de Koç Ulusal Meslek Standardı ile koçluk meslek olarak resmen tanındı ve böylelikle 29 Haziran Türkiye Koçluk Günü ilan edildi. Bu vesileyle ilk koçluk akreditasyonumu aldığım International Coaching Academy (ICA) Türkiye akreditasyonlu eğitmen ve koçlar olarak 29 Haziran akşamı Instagram ve LinkedIn ortak canlı yayınında koçluğun detaylarıyla ilgili sohbet edeceğiz. Ben mindfulness temelli koçluktan ve koçluğun sınırlarından bahsedeceğim dilim döndüğünce, zaman yettiğince. Aşağıdaki hesaplardan bağlanabilirsiniz.

https://instagram.com/zararsiz_yasam

https://instagram.com/icaturkiye

Tolerans Pencerende misin?

Dr sarah Halliday
Senior Consultant Clinical Psychologist
Halliday Quinn Limited

Gabor Maté ismini ilk kez Zeynep Aksoy‘dan duymuştum, yin yoga eğitmenlik eğitimi alırken.

1944 Budapeşte doğumlu Maté, travmatik bir çocukluğa sahip olan, yirmili yaşlarının sonlarında yerel bir lisede tarih öğretmeni olarak çalışırken, aniden tıp eğitimi almaya karar veren, doktorluk hayatı boyunca uyuşturucu bağımlıları, AIDS hastaları ve zihinsel engellilerle çalışmayı tercih eden bir doktor. Maté, bestseller listelerine giren ve yirmiden fazla dile çevrilen dört kitap yazmış. 2011’de Northern British Columbia Üniversitesi’nden onur doktorası almış. Yayımlanmış kitapları: A New Look at the Origins and Healing of Attention Deficit Disorder (1999), Hold On to Your Kids: Why Parents Need to Matter More Than Peers (Gordon Neufeld ile birlikte, 2005), In The Realm of Hungry Ghosts: Close Encounters With Addiction (2009).

Kendisinin yakın zamanda bir belgeseli yayınlandı. The Wisdom of Trauma – Travmanın Bilgeliği olarak çevirebiliriz herhalde, buradan inceleyebilirsiniz.

Filmi izledikten ve çok etkilendikten sonra Facebook’ta konuyla ilgili bir gruba dahil oldum. Çocukluk travmalarına dair dünyanın pek çok yerinden herkes paylaşım yapıyor, destek için iletişime geçiyor.

Bu grupta bir yazı paylaşıldı, o kadar etkilendim ki, üşenmedim Türkçe’ye çevirdim ve bugün yin yoga dersimizde öğrencilerimle paylaştım. Onlar da çok etkilendiler ve yazıyı onlara da yollamamı istediler. Ben de blogda dursun istedim ki kime ulaşabiliyorsa ulaşsın.

Doktor psikolog ve insan hakları aktivisti Dr Louise Hansen yazmış bu yazısı. Psikolojide yeri olan Tolerans Penceresi‘ni öyle güzel tanıtmış ve öyle güzel bir öneri sunmuş ki bize. İyi okumalar:

“Her gün hepimizin belirli bir miktar enerjisi var. Enerjimiz iyi olduğunda iyi hissediyoruz ve sanki her şeyin üstesinden geliriz gibi oluyor. Çünkü aslında “uyanıklığımızın” en uygun olduğu anın içindeyizdir; buna “tolerans penceresi” deniyor. Burada yeterince güvende ve tamam hissederiz.

Ancak her zaman bu pencerede değiliz. Bazen çok fazla enerjimiz oluyor, bazen de çok azını deneyimliyoruz. İyi haber şu ki, pencereden gidebileceğimiz sadece iki yön var, ya yukarı ya aşağı doğru. Yani ya uyanık halimizin en uygun halinde oluruz (pencerede), ya aşırı yükseliriz tavana çıkarız, ya da yerin dibinde hissederiz, yani en enerjisiz halimizle yerin dibine geçeriz, bodrum katına.

Tavan çok fazla enerjidir, çok fazla uyanıklıktır, bu da öfke, endişe, aşırı yorgunluk, dehşet, hatta ve hatta cinnete kadar yolu olan deneyimler yaşatabilir. Bodrum katı ise çok az enerjidir ve yorgunluk, mutsuzluk, hissizlik, düzlük, boşluk ya da depresiflik olarak kendini hissettirir. İşte bu zamanlarda kendimize sorabiliriz: Neredeyim?

Bu soru ve bunun cevabını bilmek çok kıymetlidir çünkü yoklamış oluruz kendimizi: penceremdevmiyim? Tavanda mıyım, bodrum katında mıyım? Bunun cevabı aslında bir pusula gibidir, bize nasıl ilerleyeceğimiz konusunda yol gösterir. Çelişkiyi de elimine eder, ki bu çok iyidir, çünkü belirsizlik stresi şiddetlendirir.

Tüm bebekler kendilerine ait tolerans penceresinde kalabilmek için belirli içeriklere ihtiyaç duyarlar: sıcaklık, dokunma, yumuşak ses tonu, süt, uyku. Bu malzemelerle güvende ve okey hissederler. Bunlar yoksa ağlarlar. Pencerelerine dönmeleri için daha azına ya da daha çoğuna ihtiyaç duyarlar.

Yetişkinler de bebekler gibidir. Sıcaklık, dokunma, yumuşak ses tonu, yemek ve uyku ihtiyacımız var. Ancak bunları ayarlayacak ebeveynlerimiz yok artık. O zaman da hangi malzemelerin yardımcı, hangi malzemelerin zararlı olabileceği konusunda karışıklık yaşayabiliyoruz: Yemek mi, uyku mu, hareket mi, partner mi, arkadaş mı, danışman mı, seks mi, uyuşturucu mu, kumar mı, porno mu?

Bazı içerikler bizi anlık iyi hissettirir, mesela şeker, ve bunların etkileri kısa sürer. Diğerleri daha zorlayıcıdır, mesela egzersiz yapmak, ve bunların faydaları daha uzun sürer. Bağımlılığın ise geri tepme etkisi vardır, madde ya da obje anlık rahatlık sağlar ve daha sonra olduğumuzdan da kötü hissederiz.

Tavandayken yani çok fazla yüksekken, bizi sakinleştirmesi için kişisel bakım araçlarına ihtiyaç duyarız. Bodrum kattayken, yani yeterli enerjimiz yokken, yeniden şarj olacak yollara ihtiyaç duyarız. İhtiyacımız farklı olabileceğinden, kendimize “neredeyiz” diye sormamız çok önemli.

Sizi ne rahatlatır? Sizi ne yeniden şarj eder? Sizi koruyan şeyleri kontrol edin: beden (yemek, su, hareket, dinlenmek), zihin (açıklık), sosyal bağ (aile, arkadaşlar, çevre), ülke (doğa, yürüyüş, kamp), kültür (yemek, müzik, bilim, sanat, teknoloji) ve ruhanilik (varoluş, meditasyon..)

Unutmayın ki tolerans penceremizdeysek mantıklı kararlar almamız daha kolay olur: Yeterince güvenli ve tamam hissettiğimizde. Tavandaysak pişman olacağımız kararlar verebiliriz mesela sinirlenmek, ya da ne bileyim, sokakta çıplak koşmak! Bodrum katta ise çaresiz hissedebiliriz ve o durumla bir türlü baş edemeyebiliriz.

Araştırmalar gösteriyor ki tolerans penceresi travma deneyimlemiş insanlar için daha küçük olabiliyor. Yani durumları diğerleri kadar çok tolere edemeyebiliyorlar. Onlar bodrum katta ya da tavanda daha fazla zaman geçirebiliyorlar: yeterince tamam, yeterince güvende hissedemiyorlar.

İyi haber şu ki bu yükselişlerimizi düzenleyebiliriz ve bu da tolerans penceremizi genişletebilir. Nasıl mı? Düzenli olarak kontrol ederek. Pencerede miyim? Tavanda mıyım? Bodrum katta mıyım?  Koruyucu malzemelerden destek alıyor muyum?

Hayat deniz gibi, sürekli dalgalı. Her gün bilinçli veya bilinçsiz şekilde bu içerikleri, bu malzemeleri kullanıyoruz ve bu da uyanık oluşumuzu etkiliyor. Biraz daha farkındalıkla, biraz daha faydalı içerik ve malzemeyi doğru zamanda kullanmakla kendimizi düzenleyebiliriz. Bu da yaşamın dalgasını daha az türbülanslı kılar.

Not: Pek çok lider açıklık (clarity) olmadan güven sahibi. Açıklık olmadan güven yıkıcı olur. Açıklık olmayan güven aslında gezegeni yok ediyor. Açıklık, açıkça görmek demek: her şeyi olduğu gibi görmek. Açıklığın yan tesiri huzurdur: Neşe, basitçe dans eden barış ve huzurdur. Açıklık, huzur, neşe, sevgi, mutluluk, coşku ve anlayışı getirir. Mutluluğun peşinde olmayın. Açıklığın peşinde olun.

Dr Louise Hansen

Doktor Psikolog

İnsan Hakları Aktivisti

Çeviri: Melis Zararsız

Dünya Yoga Günü 2021

Merhaba!

Bugün online yin yoga dersimizde yin yoga pratiğimizden sonra öğrencilerime yoganın onlar için önceden ne anlama geldiğini, deneyimledikten sonra neler fark ettiklerini sordum. Yoga ülkemizde ilk popüler olmaya başladığı zamanlarda “ne bu antin kuntin işler” diyormuş öğrencilerimden biri mesela, hiç yabancı gelmedi bana da 🙂

Biraz içine bakınca da “bana göre değil, zaten ben yapamam”lar girmiş devreye. Bu da çok tanıdık açıkçası.

Şimdi ise düzenli olarak pratik yapıyor ve oldukça faydasını gördüğünü söylüyor.

Ben hatırlıyorum, ciddi nefes çalışmaları olduğunu duymuş ve, ben astımım zaten, bana iyi gelmez (??) demiştim, sonra da bir iki poz görüp, hmm, çocukluğundan beri spor yapan çok esnek kişilerin artistik, bale gibi pozları , kendilerine mutluluklar, demiştim.

Şu an yin yoga ve meditasyon dersleri veriyorum. İnanılmaz. Zaten yoganın öğretilerinden belki en önemlisi de bu işte; önyargıları, sınırları, kendi inanç ve belki zincirlerini fark etmek. Esnetebiliyor musun, daraltman mı gerekiyor, yoksa dengede misin, fark etmek. Bununla ilgili bir şeyleri değiştirebilir misin, araştırmak, bakmak. Bunu beden yoluyla, nefes yoluyla, anda kalma yoluyla, içine dönme yoluyla, bunlara zaman ayırma yoluyla yapmak.

Derste yoganın felsefesinden de bahsetmek istedim öğrencilerime. Ben meditasyonla başladığım için bu yolculuğa, şahsen meditasyonun, nefesin, farkındalığın arka planında bir felsefe yattığı konusunda, Budizm, Hint kültürü konularında bilgi sahibiyim. Yin Yoga eğitmenlik eğitiminde tanıştım Patanjali’nin Yoga Sutralarıyla, Upanişadlarla, Bhagavad Gita ile, yani Yoga’nın da arka planında bir felsefe ve bir tarih yattığıyla.

Derste kısaca Patanjali’den ve bu kitaplardaki metinlerin temelinden bahsettim. Bu arada, üçü de Türkçe’ye çevrildi, yukarıdaki isimleri Google’da aratarak bulabilirsiniz.

Yoga yaklaşık 50.000 yıl önce Hindistan’da ortaya çıkmış. Fikrin kökeni ise aynı zamanda hem bedeni hem zihni hem de ruhu çalıştırmak üzerine kurulmuş. Yoga en başından beri aydınlanma içeren bütüncül bir yaşam pratiği anlamı taşıyormuş. , Yoga felsefesinin kurucusu olarak kabul gören Patanjali adındaki Hint düşünür konuyla ilgili tarihi metinleri, sözel bilgileri, farklı kişilerin yoga teori ve pratiklerine dair gözlemlerini kapsamlı bir metinde toparlamış. Hayat boyu süren yoga yolculuğunda atılacak adımları, aşılacak engelleri ve ulaşılacak hedefleri simgeleyen 8 yoldan söz ediliyor. Devamı kitaplarda diyeyim, daha uzatmayayım.

Upanişadlar ise İnsanlığın İlk Felsefi Metinleri olarak geçiyor. Hindistan topraklarının ürünü olan bu metinlerin M.Ö. 800 yıllarında tamamlanmış olduğu düşünülüyor.

Bhagavad Gita da kutsal kabul edilen bir Hindu metin. Bhagavat Gita’da 700 kadar vecize var. Bir destanı anlatır. İnanışa göre MÖ 3000 yılında “dünya savaşı” denebilecek büyüklükte bir savaş meydana gelir. Bu savaş iyilerle kötüler arasındadır, iyi tarafta olan Arjuna, Krişna’dan yardım ister. Gandhi gibi bazı Hindular Bhagavad Gita’da anlatılan bu savaşın, savaş arabalarının, savaş atlarının, aslında “sembolik” olduğunu düşünürler. Arabacı bilinçtir, atlar kamçılanan isteklerdir, savaş yaşamdır, tekerlek zamandır araba beden ve arabanın sahibi ise “ben”dir.

Yoga yapan kişi yoganın beden, zihin ve ruh birlikteliği olduğunu, öz ben’le bir temas için, aydınlanmak için bir yol olduğunu bilen kişidir idealde. Evrensel ahlaki disiplinleri hayatına geçirendir. Ne yaptığına, ne söylediğine, ne yediğine, ne içtiğine dikkat edendir. Vicdanlı olandır. Önce kendiyle temasta kalarak bütüne ulaşma yolunu kendine açandır.

Bu kadar teori yeter, pratik etmek istiyorum, ben yoga yapmak istiyorum diyorsan, seni bir de şöyle alacağız. Yoga da hangi yoga 🙂

Asthanga Yoga

Nefes teknikleri ile egzersizlerin önemli bir yer tuttuğu bu türde pozlar ve nefesin senkronize olması gerektiği vurgulanır. Eğer sakinleşme arayışı içindeysen, dengeli bir uygulama sunan Asthanga yogayı deneyimleyebilirsin.

Hatha Yoga

Yoga deyince ilk akla gelen. Bedendeki zıt enerji birimleri, yoga pozları, nefes ve rahatlama akışları ile dengelenir. Başlamak için iyi bir seçim olabilir.

Vinyasa Yoga

Oldukça hareketli, akışkan, enerjik yoga türlerinden biri olan Vinyasa yogada farklı pozlar nefes eşliğinde bir uyum içerisinde akar. Zamanla kondisyon yaptırır, hem kaslar, hem bağ dokular çalışır. Hareketli, akışkan bir yoga için vinyasa yogayı dene.
Atölye Mudita‘dan Buğday Bezen hocaya ulaşabilirsin.

Yin Yoga

Bağ dokularının esnemesini ve gelişmesini amaçlayan Yin yoga’da, pozların içinde 3-5 dakika kalınır. Böylece bağ dokular, fasya dokusu nazikçe gerilir ve uzar. Meditatif ve pasif pozlardan oluşur, pozlar arası akışlara pek rastlanmaz, ayakta hareketlere az rastlanır. Yin Yoga’da zorlayıcı unsur zamandır. Yavaşlamayı, sabrı öğretmesi açısından da faydalıdır. (Online ve açıkhava yin yoga derslerine katılmak için lütfen bana ulaş)

Kundalini Yoga

Omurganın en alt kısmında bulunduğuna inanılan kundalini enerjisini kullanan yoga türüdür. Daha çok meditasyona ve mantralara ağırlık vererek enerji çakralarının yükseltilmesi hedeflenir. Kundalini yoga sayesinde bedenin, duyguların ve zihnin üzerinde bir bütün olarak çalışabilir, spiritüel bir deneyime sahip olabilirsin.

Bikram Yoga

38 derece sıcaklıktaki mekânlarda uygulanan pozlar vasıtasıyla, sıcaklık ile bağ dokuların daha kolay esneyebilmesi ve vücudun toksinlerden arındırılması hedeflenir. Bolca ter atmaya ve salgı bezlerini çalıştırmaya yarar.

Restoratif Yoga

Sinir sistemini onarmak ve bilinci dengelemek için bir nevi şifa yogası olarak tanınan Restoratif yogada bağ dokular ve kaslar bilinçli şekilde gevşetilir, nefes uygulamaları ön plândadır. Omurga fevkalade rahatlar.

Somatik Yoga Terapi

Stres kaynaklı olduğu muhtemel omuz ve sırt ağrıları, fıtık, skolyoz, siyatik, astım, kronik yorgunluk, yüksek tansiyon, bağırsak sorunları gibi rahatsızlıklarda yoganın tıbbî tedavileri desteklediği türüdür. Genelde fizyoterapistlerle dirsek temasında çalışılır. Somatik Yoga Terapi ihtiyacın olduğunu düşünüyorsan Atölye Mudita‘dan Buğday Bezen hocaya ulaşabilirsin.

Pandemi Sürecini Nasıl Atlatıyorsun?

çene koruyucu maskeler, maskelerimiz 🙂

Tarihler 14 Mart 2020 idi. Şu an takvime bakıyorum. 1 Mayıs 2021. Karantinadayız.

Evlere kapandık. Şaşırdık. Bocaladık. Hoşlandık. Sıkıldık. Hobilere boğulduk. Olumlu taraflarını fark ettik. Sevindik. Boğazımız ağrıdı. Korktuk. Meyveyi sebzeyi şişeyi konserveyi foşur foşur yıkadık balkonda. Maske taktık. Maskeden yıldık. Çok sıkıldık. Çok korktuk. Depresyona girdik. Kişisel geliştik. Özledik. Hasret kaldık. Hastalandık. İyileştik. Haberler aldık. Sevindik, üzüldük. Kahrolduk. İşsiz kaldık. İşlerimiz açıldı. Kapandı. Çok kaybettik. Az kazandık. Kişisel mesafeyi fark ettik. Tokalaşmanın, sürekli öpüşmenin gereksizliğini anladık. Yakınlarımıza sarılmanın kıymetini anladık. En basit aktivitenin, özgürlüğün kıymetini anladık. Yaz geldi. Biraz saldık. Dışarı attık kendimizi, açık havada buluştuk. Biraz denize girdik. Biraz güneşe selam ettik. Biraz unuttuk.

Havalar soğudu. Rakamlar azalmadı. Rakamlar arttı. Rakamlar çok arttı. Evlere kapandık. Hatırladık. Korktuk. Maskeden yıldık. Hasret kaldık. İşlerimiz azaldı. Tanıdıklarda covid duymaya başladık. Tanıdıklardan ölüm haberleri aldık. Kahrolduk. Konu komşudan korktuk. Paranoyak olduk. Ellerimiz kolonyalanmaktan kağıt gibi oldu.

Okuduk, yazdık. Kendimizi tanıdık. Sabrettik. Sabrediyoruz. Sabrı öğrendik. Yavaşlamayı öğrendik. Olana teslim olmayı öğrendik. Her şeyi yönetemediğimizi fark ettik. Şükrettik. Gözümüz açıldı. Görmediklerimizi görür olduk. Hissetmediklerimizi fark eder olduk. Zaman kavramı değişti.

Sinirlendik, tepki verdik. Haksızlıklara tahammül edemedik. Eşitsizliğe canımız sıkıldı. Elimizden geldiğince destek olduk ihtiyacı olana. Bir olduğumuzu fark ettik, birbirimize nasıl da muhtaç olduğumuza.

Süreç devam ediyor. Daha ne kadar devam edecek, kestiremiyoruz. Biraz alıştık, bir yanımız da hiç alışamadı. Eskiyi unuttuk, bir daha asla eskisi gibi olmayacağını kabullendik. Yeniden özgür olduğumuzda bugünleri, öğrendiklerimizi, şükretmemiz gerekenleri unutur muyuz, sorguluyoruz. İnsan evladı, belli olmaz. Umarım unutmayız, umarım öğrenmekteyizdir.

İstediğin saatte istediğin günde istediğin yere gidebilmek, bir arkadaşınla gönül rahatlığıyla oturup çay kahve içip dertleşebilmek, işine gücüne bakmak, seyahat etmek, grip olmaktan korkmamak ve daha bir sürü şey.

Bu süreçte online koçluk, online yin yoga ve online meditasyon hizmetlerim devam etti, ediyor. Sürecin getirdiği depresif alanlara da hizmet ediyor bu çalışmalar, üstelik ben de bir yandan iyileşiyorum danışanlarımla, öğrencilerimle birlikte, ne mutlu.

Bu süreçte zorlanmaktaysan ve koçluk desteği, yoga, meditasyon gibi disiplinlerin sana iyi geleceğini düşünüyorsan lütfen iletişime geç. Bu süreçte destek olabilmek adına ödeme kolaylıkları da mümkün. Lütfen bana yaz.

mümkün mertebe kaç doğaya, gözlerini kapa. #meditasyon

Buraya kadar okuduysan, sana pandemi sürecinde kurduğumuz Atölye Mudita’yı da tanıştırayım. Web sitesi burada, instagram sayfası ise burada.

Bu süreçte özellikle meditasyon gerçekten faydalı oluyor. Sakinleşmek, gevşemek, anda kalmak, teslim olmak, huzurlu olmak, zihni dinlendirmek adına.

Her türlü bilgi için bana ulaşabilirsin.

Buğday Bezen ve Melis Gururla Sunar: Atölye Mudita!

Biz iki ortaokul arkadaşıyız. 1992’den beri süren güzel bir dostluğumuz var. Son birkaç yıldır ikimiz de birbirimizden bağımsız olarak spiritüel gelişime zaman ayırmakta, eğitimler almakta, eğitimler vermekteydik. Meditasyon, yoga… Pandemi’nin getirdiği depresif hallerde sesli mesajlarla birbirimize destek olmaya çalışırken bir fikir peydah oldu: Neden güçlerimizi birleştirmiyoruz?

Bezen’in yoga’dan önceki eğitim serüveni sanat, tasarım, tekstil üzerine. Benimse yazmak, yayıncılık ve sinema. Şimdi ise yoga, meditasyon ve koçluk var ceplerimizde. Neden bunları bir potada eritip bir atölye kurmayalım dedik. Ve ben, ne ara isim bulduk, ne ara instagram hesabı açtık, ne ara verdiğimiz online dersleri bu atölyenin içine kattık, ne ara ürünler üretip bunları satışa çıkardık, gerçekten hala bilemiyorum, iki çok temel cümle geliyor hemen aklıma: “yapınca oluyor” ve “bir elin nesi var, iki elin sesi var. “

İki aydır instagram hesabımızdan yaptığımız işleri duyurmaya devam ederken bir yandan sanatı yoga ve meditasyonla birleştirip güzel ürünler tasarladık, birlikte el emeği göz nuru şeklinde ürettik, sizlerin beğenisine sunduk. Bu haftasonu itibariyle e-dükkanımızı da açtık:

https://shopier.com/atolyemudita

Instagram hesabımız ise: instagram.com/atolyemudita

Bu atölyenin çatısı altında yoga , meditasyon dersleri, sanat atölyeleri ve ürünler yer alıyor. Umarız yolumuz atölye mudita sayesinde kesişir.

Bol bol mudita ve metta ile, hoş kalın.

2020’yi Uğurlarken…

Ne seneydi ama… İlk iki ayını zaten hatırlamıyoruz bile, öyle değil mi? Hatta sanki Marttan önceki hayatımızı hatırlamıyoruz, komple. Pandemi öncesi ve sonrası. Ben geçen sene bu günlerde Bodrum’daydım. Sevdiğim bir arkadaşımla Bodrum’da yeni yılı karşılamaya karar verdik ve bir iki gün öncesinden gittik. Hava mis gibiydi. Farklı bir yılbaşı kutlaması olmuştu. Deniz kenarında olmak, egede olmak iyi gelmişti.

Şubat ayında doğumgünümü kutladık. Moda’da. Sevdiğim arkadaşlarım yanımdaydı. Dipdibeydik, dans ettik, pasta kestik, müzik dinledik, şarap içtik.

Şubat sonunda covid meseleleri konuşulmaya başlanmıştı. Mart başında kolonya girmişti hayatımıza. Dikkat etmeler başlamıştı. Mart 14’te annemin amcası 91. yaşını kutlamak üzere Kalamış’ta parti verdi. Gittim, sonra Büyükada’ya, evime geri döndüm.

Ve hayat bir daha hiç aynı olmadı.

Ailemi 4 aya yakın bir zaman, hiç görmedim. Üç aya yakın evden pek çıkmadım. Zihnim çılgın gibiydi. Bu boş vakitlerde yapacak ne çok şey, harcayacak ise ne az enerjim ve isteğim vardı öyle. Hiçbir şey yapmamak da keşke rahatsız etmeseydi. Debelendim.

Havalar düzeldi, bir süre daha direndim ama sonunda sokağa çıktım. Daha doğrusu rotamı ormana çevirdim. Gittim çimenlere bastım çıplak ayak, kırık bir ağaç gövdesine oturdum. Nefes aldım. Düşündüm. Şaşırdım.

Komşularımla iletişim kurmaya başladım. Yürüyüşler başladı. Sabah 06:45’te buluşuyorduk. Büyük ada turu. Deniz molası. Saatlerce sohbet, muhabbet. Eve döndüğümde saat sabah 9 oluyordu. Koca gün. Çok şükür. Doğada olmanın avantajından faydalandık. Deniz hiç olmadığı kadar temizdi. Ben yaz insanı değilimdir. Haziran Temmuz Ağustos genelde rahatsız olduğum aylardır. Çok sıcak sevmem, çok deniz sevmem. Nasıl daralmışsam Mart itibariyle, denize en çok girdiğim yaz oldu bu yaz. Sabah beşte buluşuyoruz deseler tamam buluşalım diyecek kadar insana, aktiviteye, sohbete, doğaya açtım. Ve doyurdum da kendimi şükürler olsun ki.

Yakınlarımızdan hastalığa yakalananları duydukça korku devam etti. Sevdiklerimizi kaybetme korkusu, hastalığa yakalanma korkusu. Boğazım ağrısa dört gün kişisel karantinaya kapıyordum kendimi. Hapşırsam iki gün markete gitmiyordum. Ağustos ayında derneğin açık hava bahçesinde 4 film gösterimi yaptım, birine kendim gidemedim minik hastalık paranoyalarıyla. Çok şükür bugüne kadar hastalanmadan geldim.

Yine yaz itibariyle derneğin bahçesinde yin yoga & meditasyon dersleri verdim. Havalar bozana kadar da devam ettik ama bozar bozmaz ben dersleri bitirdim ve online devam edelim dedim. Birebir ders isteyenler de oldu, evimi yeniden dekore ettim ve bir kaç öğrencimle tek tek birebir ders yaptık. Fakat salgın arttıkça bunu da riske atmamak adına bitirdik ve online derslerle devam ettik.

Bu süreçte online koçluk isteyenler oldu. Üç dört danışanım oldu, çok şükür.

Mayıs’ta başladığım Zeynep Aksoy ile online Yin Yoga Eğitmenlik eğitimini Kasım gibi tamamladım. Sertifikamı aldım. Arada değerli hocam Vajracaksu Dharmachari’nin online meditasyon derslerine devam ettim. Online ne bulduysam katıldım aslında, çevirmenlik, yazarlık, sinema, yoga, meditasyon, felsefe… Ruhumu muhteşem doyurdum.

Burada da yazmıştım, kendi evimde inzivaya çekildim Assos’a gidemeyince. Öyle dönüştürdü ki beni. Çok şükür.

Ekim itibariyle Online Mindfulness ICF Koçluk eğitimlerine başladım. Muhteşem gidiyor.

Akşamları Zeynep Aksoy’un yin yoga & meditasyon & felsefe derslerine katılıyorum. Bhagavatgida, upanishadlar okuyor ve çözümlüyoruz.

Stradesco’nun dijital göçebe yazarlarından biriyim. Onlarla içerik üretmek de bana her zaman iyi geliyor. Çok şükür.

Ben boşanarak, işimden istifa ederek, Büyükada’ya taşınarak, hayatıma sağlıklı yaşamı, yogayı, meditasyonu, koçluğu katarak, kendimi yavaşlatmayı hedeflemiştim yıllaar önce. Kendimi dinlemeyi, kendimi duymayı. Ne oluyor, ne bitiyor, içte bir çözülmeyi anlamayı. Dengemi bulmak için bu adımları atmış, sonuçlarını almaktaydım.

Pandemi süreci kişisel olarak bana dedi ki, harika, çok iyi gidiyorsun, ancak hala yavaşlamadığın yerler var. Hala kendi sesini duymak için oturmadığın anlar. Hala kaçışların var. Biraz daha yavaşlayabilir misin? Biraz daha kendine dönebilir misin? Biraz daha emek harcayabilir misin? Biraz daha ıstırap çekebilir misin, sonu ödül.

Pandemi öncesi haftada 2 ya da 3 gün İstanbul’daydım. Bu beni yoruyordu. Üstelik bir “nereye aidim” duygusu oluşuyordu. İstanbul’da çok fazla yersiz yurtsuz hissediyordum. Adaya geldiğimde sakinliyordum ama İstanbul spora, meditasyona, ailemi, arkadaşlarımı görmeye çağırıyordu beni, çekici geliyordu ve ben koştururken yine yoruluyordum. Pandemi. Mart’tan Temmuz’a kadar adadan hiç çıkmadım. Temmuz itibariyle ise yanlış saymıyorsam 7 kez İstanbul’a geçmişim. İki hafta içinde geçeceğim süre toplamda 10 ay içindeki süreye dönüşmüş. Açıkçası bu kadarı da bazen fazla geldi, geliyor. Bu aslında özgür olmamaya isyan biraz. Bir Kadıköy’e gideyim de şu kafede bir kahve içeyim, çağırayım arkadaşım gelsin diyememe, sıkıldım bir Bodrum mu yapsam gibi bir karar verememe rahatsızlığı. Her sene Mayıs’ta ve Ekim’de Kaş’ta, Datça’da tatil yapmayı seviyorum, bu sene onu yapamamanın verdiği daralma. Haklıyım. Ancak gene de şükürler olsun elbette. Sağlıktan önemli hiçbir şey yok. Sevdiklerim de çok şükür sağlıklılar. Bundan ötesi biraz da şımarıklık belki bu dönemde. Ancak kendi üstümüze çok fazla gelmek de yok, insanım, bunlar da benim ihtiyaç ve beklentilerimdi.

Ne diyordum, hah, yavaşlamak. Evet. Ait hissetmeme duygusu kalmadı, hatta adanın ağaçlarından biri gibi oldum adeta. İlk zaman yaşadığım o her şeye saldırma duygusu da geçti, hatta azaldım iyice, 26 şeyle uğraşmak yerine 4’e düştü mesela 🙂 Merkezlendim.

Şaka bir yana. Ben kimim, o muyum, bu muyum endişeleri bitti. Ben Melis’im. Yeteneklerim ve ilgilerim çeşitli. Meslek olarak bu sıralar dijital yazarlık, yin yoga & meditasyon uygulayıcılığı ve koçluk yapıyorum. Sinemayla, müzikle, dille, dijital medyayla, edebiyatla, felsefe ve psikolojiyle aram çok iyi.

Bir kitap yazmaya çalışıyorum. Adı Kabuk şimdilik.

Resmen zaman kalıyor artık yazabilmem için. Tüm bahaneler uçup gidiyor. Kral çıplak Melis hanım, oturun ve yazın bakalım!

Yeni yıldan beklentilerim her şeyden önce gerçekten şu maskeden kurtulmamız. Sosyalleşebilmemiz. Seyahat edebilmemiz. Seyahat etmeyi çok özledim. Şifa istiyorum hepimiz için yeni yıldan.

Bu sene çocuklarda SMA hastalığı çok fazla arttı. Olabildiğince destek olmaya çalıştık ancak yetmiyor, yetişemiyoruz. Hepsine bol şifa diliyorum.

Olumsuz çok haber okuduk. Burada dillendirmek, olumsuzu çoğaltmak istemiyorum. Sevgiyi büyütelim içimizde. Öfke, kin, intikam kimseye fayda sağlamamış. Sağlıklı bireyler yetiştirelim, sağlıklı ortamlar üretelim, sağlıklı sohbetleri artıralım. Sağlıksız, sevgisiz bireyler yetişmesin, herkes önce kendisine, sonra karşısındakine sevgi ve saygı duymayı öğrenecek ortamlarda bulunabilsin ki, kimse kimseye zarar verebilecek boyuta gelemesin.

Koçluk eğitimim bu sene bitecek. Mesleğimi güzelce yapmaya devam etmek temennim. Yin yoga ve meditasyonla birleştirerek destek isteyen herkese bu konularda hizmet vermek. İyileşirken iyileştirmek, birlikte iyileşmek.

Yazmak. Hiç çıkmasın hayatımdan. Bu sene kitabımın üzerinde ilerlemek.

Dostlarımla, arkadaşlarımla ilişkilerimin olduğu gibi devam etmesi hatta çoğalarak artması, kalabalık sofralar, şen kahkahalar diliyorum.

Aileme sağlık, huzur, bolluk bereket diliyorum.

Kendime de diliyorum bunları bu arada 🙂

Aşk diliyorum kendime. Aşk lazım aşk aşk.

Bir köpek dostum olsun istiyorum gönlüme göre. Kısmetse 🙂

Sen neler istiyorsun? Ne istersen iste, önerim, hep sevgide kalalım. Haklı olmak yerine sevgiyi seçmek. Tartışmak yerine sevgide kalmak. Affetmek, bırakmak ve hayatımıza kaldığımız yerden devam etmek. Kontrol etmeye çalışmamak, olayları ve kişileri olduğu gibi kabul etmek. Hayatımızda önemli olan insanları unutmamak, onlara zaman ayırmak. İhtiyacı olana destek olabilmek, nasıl elimizden geliyorsa.

Şuraya da bir meditasyon kaydı bıraktım, belki yaparsın benimle.

İyi olalım, mutlu olalım, sağlıklı olalım, huzurlu olalım. Kalbimiz açık olsun. Zihnimiz açık olsun. Büyüyelim, gelişelim. Zorluklarla başedebilelim.

Yılları biz koymuşuz, çetele tutabilelim diye. 2021 sadece bir sayı. Mühim olan önüne bakmak, umudu yitirmemek, güzel, olumlu düşünceler ve duygularla beslemek zihni, kalbi. Ötesi bizde değil. Teslimiz.

Mutlu yıllar.