Sevgi ve Şefkat Meditasyonu – Mettabhavana

İki küsür senedir almış olduğum meditasyon derslerinin bir kısmında deneyimlemiş olduğum ve deneyimlemeye devam ettiğim bir meditasyon çeşidi bu. Bu hafta ben de kendi öğrencilerime bu meditasyonu anlattım ve birlikte deneyimledik.

Meditasyon, “kişisel” bir ruhsal gelişim uygulaması. Kendi hayatımızda, sadece kendi ruhumuz ve bedenimizle yapabileceğimiz, kendimize ayırdığımız bir zaman diliminde içe döndüğümüz bir süreç. Zihnimiz, duygu ve düşüncelerimiz, bedenimiz odak noktalarımız.

Mettabhavana Nedir?

Mettabhavana, sadece kendimizi değil, başkalarını da içeren bir meditasyon şekli. Bu anlamda çok fazla “kendimizle ilgili” olmamak adına da faydalı. Elbette önce kendimiz için iyi şeyler düşünmek ve sonra bu iyi duyguları iyice algılayıp, herkes için iyi şeyler düşünmek, bunu dengelemek.

Metta, Pali dilinde bir sözcük. Türkçe’ye tek bir kelimeyle çevirmek biraz zor. İngilizce’ye “loving kindness” olarak çevrilmiş. Biz de şöyle diyebiliriz belki: dostluk, muhabbet içeren koşulsuz sevgi ve şefkat.

Mettabhavana, tüm varlıklara sevgi ve nezaket gönderme meditasyonudur. Öncelikle kendimize. Sonra, tanıdığımız ve sevdiğimiz kişilere, sonra çok da yakından tanımayıp çok ilgimizi çekmeyen, “nötr” olduğumuz kişilere, sonra bize zorluk yaratan, belki nefrete kadar gidebilecek olumsuz duygular uyandıran kişilere. Sonra tüm bu düşündüğümüz insanlara. Daha sonra da evrendeki tüm canlılara.

Sevgi dolu şefkat, merhamet, başkalarını düşünmenin verdiği haz ve zor durumlarda dahi sakinliğini koruma, yüce mertebeler şüphesiz. Buddha’nın öğretisine göre her canlının temelinde iyilik ve sevgi var. Sonradan, bizi mutsuz eden durumlardan, acı çekmekten, korkularımızdan, kendimizi korumak için kalkanlar oluşturuyoruz. Bunlar özümüze ait değil aslında, alışkanlık haline gelen “davranışlar”. Biz farkındalığımızı geliştirdikçe, yani geçmişin ve geleceğin kaygılarından sıyrılıp şu an ne yaşadığımızla ilgilendikçe ve gözümüz gerçeğe açıldıkça kendi özümüze ulaşabiliriz. Farkındalık iki şekilde tezahür eder:


1-aydınlanma ve açıklık. Gerçekleri açıkça görebilme kapasitesi.
2-sıcaklık ve hassasiyet: özenle, sevgiyle karşılık verme kapasitesi.

Biz bunların etrafını kalkanlarla kapatıyoruz ve o kalkanlar bir süre sonra derimize nüfuz eder gibi oluyor, gerçekliğimiz zannediyoruz. Halbuki o buzdan duvarı kırarsak içerdeki akışkanlığı hatırlayabiliriz.

Araştırmacılar, bir huzur evinde bir kısım yaşlılara bitkiler verip bunlar sizin ve bunlara su vermelisiniz, sevgi vermelisiniz, yapraklarını silmelisiniz, ilgi gösterip yaşatmalısınız demişler. Bir kısım yaşlılara da yine bitkiler verip bunlar sizin ama bakmanız gerekmiyor, hemşireler zaten suyunu falan vericek demişler. İlgilenmeniz gerek denen yaşlıların daha sağlıklı bir hayat yaşadıkları, daha enerjik oldukları ve daha uzun yaşadıkları gözlemlenmiş. Bu araştırmanın sonucu aslında canlı varlıkların birbirine olan bağını, yakınlık ve sevgi ihtiyacının bir bütün olduğunu gösteriyor. Aslında bu bağı, bu bütünlük duygusunu kendimize göstermeyi de unutuyoruz, başkalarına da bazen. Bunun için hayatımızı bölmelere ayırmamalıyız. Özel hayat, iş hayatı, evlilik hayatı, toplumsal hayat diye kendimizi bölmemeli, bir tutarlılık içerisinde yaşamalıyız. İş hayatında binlerce yalanlar söyleyip gelip meditasyon yapmanın bir faydası olmaz. Başkalarını incitici davranışlar sergileyip sona insanlardan sevgi beklemenin anlamsızlığı gibi. Bütünlük, dürüstlüktür ve bizi de rahatlatır. Tam hissederiz. Yaptığımız iyiliklere odaklandığımızda da hayatımıza iyi enerjileri çekeriz.

aç kalbini sevgiye

Sevgi Meditasyonu (Mettabhavana) Ne Gibi Faydalar Sağlar?

Bu meditasyon düzenli olarak yapıldığında,
1- Öfke duygusu yavaş yavaş tamamen ortadan kalkar. Çünkü zihindeki şiddet ve yıkıcı durumların tam tersidir bu çalışma.
2- İçgörünün gelişmesi için gerekli konsanstrasyonu sağlar.
3- Yaşayan tüm canlılarla sağlıklı ilişki kurmamızı sağlar – mutlu bir aile, mutlu bir çevre ve dünya.
4- Zihin zamanla saflaşmaya, temizlenmeye başlar, böylelikle sinirlenmeler, kötü düşünceler, korkular, kaygılar azalır. Nefret, kıskançlık gibi insana işkence eden düşünceler ortadan kalkar.
5- Mutlu bir şekilde uyumaya başlanır.
6- Mutlu bir şekilde uyanılmaya başlanır. Uyku sağlığımız için çok önemli bir kavramdır. Düzenli ve yeterli uyku almazsak hem bedenimiz hem zihnimiz bundan kötü etkilenecek ve hayatımız zorlanacaktır. İyi bir uyku çekmiş kişi güne mutlu ve enerjik başlar.
7- Kabus görülmez. Budist psikolojide derin uykuda da bir tür bilinç olduğuna inanılır, zihnin düşünmeden kaldığı bir bilinç hali. Düşünce geldiğinde zihin aktif duruma geçer. Rüya görmek, kabus görmek de aktif durumdur. Rüya görme sebebimiz gün içinde düşündüklerimizin birikmesidir. Gün içinde zihnimizde kötü düşünceler varsa kabus görürüz, iyi düşünceler varsa güzel rüyalar da görebiliriz. Her halukarda zihin çalışır.
8- Tüm varlıklar tarafından sevilmeye başlarız. İnsanlar, hayvanlar… Sevgi ve nezaket yaydıkça herkesi mutlu etmeye başlarız ve bu mutluluk bize geri döner. Böylece dünyada çekilen acıları azaltmış oluruz.
9- Budizme göre doğaüstü varlıklar tarafından korunuruz. Elbette başımıza zor olaylar gelebilir ancak onları karşılama şeklimizde rahatlamalar olur.
10- Budizme göre fiziksel acıdan azad oluruz. Sevgimiz ne kadar güçlüyse bedenimiz o kadar korunur. Ancak inancımız ve sevgimiz azsa, bedenimiz de korunamaz.
11- Zihnimiz çok kolay sakinleşir.
12- Yüzümüz, bakışımız mutlu bir bakış olur, net bir yüz ifademiz olur. Bu sağlıklı bir insan bakışı ve ifadesidir. Öfke, kin nasıl gastrit gibi hastalıklara yol açıyorsa, bu da tam tersi…
13- Sevgi ve nezaketi yayan kişinin ölümünün çok kolay ve huzurlu olacağına inanılır. Sevdiklerinin ve sevenlerinin duasını almış olur, gibi algılayabiliriz.
14- Mutlu diyarlara yeniden doğarız.
Biz aslında içimize bir tohum ekiyoruz, sürekli yaparsak tohum fidan olacak, orman olacak. Bizim işimiz sadece tohumu ekmek. Yani zihnimize güzel duygular yüklemek. Meyve vermesi zaman alacak, o bizim işimiz değil. Onu yaşama bırakmayı bilmeliyiz.

Bir bardak suya konacak tuzun suyun tadını etkileyişiyle aynı tuzu bir nehire eklediğimizde nehirin tadının hiç değişmeyeceği örneğini veriyorlar. Bu bize şunu öğretir. Tuz için bir şey yapamazsın. Tuz her zaman bir dış etmendir. Hatta fazlalaşabilir, azalabilir, değişebilir. Ama sen ne kadar geniş bir kap olursan, sende yaratacağı etki o kadar az olacaktır.

Mettabhavana Aşamaları Neler?
İlk aşamada iyi dileklerimizi “kendimize” gösteriyoruz.

*Her aşama arası biraz es vermek ve alanı temizlemek lazım.

İkinci aşamada sevdiğimiz bir arkadaşımızı aklımıza getiriyoruz.

Üçüncü aşama. Nötr kişi. Bu kişiyi çok iyi tanımıyoruz. Belki de ilgimizi çekmemiş, bu sebeple ona karşı iyi ya da kötü bir duygu oluşturmamışız.

Nötr kişi, metta için harika bir deneme çünkü bize dair hiçbir şey yok. Tanıdığımız ve sevdiğimiz kişinin de, bizim için zor olan kişinin de mutlu olması bizi bir şekilde ilgilendirir çünkü ucu bize değer ama nötr kişinin mutlu olması bizim hayatımızda hiçbir değişiklik yaratmaz, yine de bunu tüm samimiyetimizle yapabiliyorsak, işte bu metta için güzel bir test.

Dördüncü aşama hoşlanmadığımız kişi. Meditasyona ilk başlayan kişilere, bu bölüme travmatik birini koymanız önerilmez, çok güçlü olumsuz duygularınızın olduğu vs. Ancak zaman geçtikçe, bu pratikte ilerledikçe gerçekten düşman olarak gördüğünüz birini koymanız da faydalı olabilir. Bu kişi nasıl bir kişi olursa olsun, her ne yapmış olursa olsun, bu kişinin de aslında bizden farklı olmadığını hatırlamak, onun da sevgi istediğini, onun da mutlu olmak istediğini, acı çekmek istemediğini hatırlamak için çok güzel bir fırsat. Bir o kadar da koşulsuz sevgiyi bize öğretecek bir aşama bu. Çünkü bu zor kişi genelde affedemediğimiz, beklentilerimizi yerine getirememiş, bizi hayal kırıklığına uğratmış biri oluyor. Nefret de bir duygu. Önemsediğimiz bir kişiymiş ki bu duyguyu geliştirmişiz ona karşı. Belki başta sevmek istemişiz. Halbuki gerçek sevgi limitsiz ve sınırsızdır. Bizim zevkimize, isteklerimize göre şekillenmez ve ışığını her şeyin üzerine yansıtabilir. Gerçek sevgi, karşılık beklemeden, özgürce verilebilecek bir sevgidir. Bu aşamada ilerledikçe öfke, kızgınlık, sevgiye dönüşebilir.

Bir sonraki aşamada, bulunduğun odada, etrafında tüm bu kişiler yarım daire yapmışlar gibi düşünüyorsun; sevdiğin arkadaşın, tanımadığın kişi ve sevmediğin kişi.

Son aşamada apartmanındaki sokağındaki komşuları şöyle bir aklından geçir. Mahalleni, semtini, şehrini, ülkeni ve tüm dünyayı düşün. Tüm canlılarla birlikte. Böcekler, ağaçlar, dereler, kuzular, insanlar, politikacılar, doktorlar, işçiler. Herkes mutlu olmak istiyor. Herkes iyi olmak istiyor. Hepimiz zorluklarla baş edebilelim. Hepimiz mutlu olalım. Hepimiz fiziken ve ruhen sağlıklı olalım. Hepimiz büyüyelim ve gelişelim.

Tüm aşamalarda samimiyet çok önemli. Her bir aşamaya başlamadan önce o kişiyi karşına oturt ve önce ona karşı olan duygunu, tepkini iliklerinde hisset. Sevgiyi, ilgisizliği, öfkeyi ya da rahatsızlığı. Ondan sonra başla. Gerçekten ona karşı olan duygularından emin olmalısın ve “senin duygularına rağmen” o kişinin de mutluluk için çabaladığını fark etmelisin. O kişiye tepkin değişebilir.

Aslında bu uygulamadaki o üç kişi bizim genel duygularımızı temsil eder. Bazı duygularımız bize zevk verir. Bazı duygularımıza karşı ilgisizizdir. Bazı duygularımız ise olumsuzdur. Kendimizi geliştirmiş oluruz aslında bu sayede, bu hayatta sevdiğimiz ve sevmediğimiz her şeyden öteye bir yere geçebilmek adına bizi başka bir noktaya getirir duygularımızda.

Yakın düşmanlarımızı da tanımamızı sağlar. Yakın düşman ne demek? Metta’nın en uzak düşmanı nefrettir şüphesiz. Metta’nın yakın düşmanı, bağımlılık olabilir. Genelde duygusal ilişkilerde olur. Duygun diğer kişiden daha önemli olduğunda bu yakın düşmandır. Kendi metta’na aşıksan. Bu bencil bir yakın düşmandır. Eğer kendine karşı gerçekten samimiysen, çoğumuzun metta’sında bir yakın düşman tadı olma ihtimali var. Bencil bi tarafı var birine karşı metta hissetmeye “çabalamanın”. “Onu o kadar çok seviyorum ki, kimse benim kadar sevemez”. Ya da “ondan nefret etmekte o kadar haklıyım ki, ama çok yüceyim ve onu affetmeye çalışıyorum”, gibi. Bunu farkedersen panikleme. Üzerinde çalışmamız gereken budur

5. yüzyılda Sri Lanka’da yazılan Theravada Budist doktrini üzerine ‘büyük bir tez’. – “the path of purification” kitabında muhteşem bir hikaye var:

Usta çırağına sorar: Mettabhavana pratiğinde aklına getirdiğin kişilerle birlikte bir ormanda yürürken bir çete karşına çıktı ve birinizin feda edilmesi gerektiğini söyledi ve kararı verecek olan sensin. Birini feda eder miydin, kimi ederdin.
Düşmanını herhalde, der.
Çırak, hayır, düşmanım da olsa onu feda edemem, onun ölmesini, kötü olmasını istemiyorum sonuçta der.
O zaman kendini feda edeceksin?
Hayır. Ben de tüm bu insanlar kadar değerliyim. Ben kimseyi feda edemem. Sorunuzun cevabının ne olması gerektiğini bilmiyorum der.
Usta, çırağına, soruya doğru cevap verdiğini söyler.

Bu meditasyonu denemek istersen ses kaydımdan faydalanabilirsin.

Korona Virüsü Hakkında Ne Düşünmeli, Nasıl Davranmalıyız?

Corona (Korona) Virüsü Nedir?

Medicana Hastanesi diyor ki, insanlarda Coronavirus’un (koronavirüs) neden olduğu hastalık, basit soğuk algınlığından ağır akut solunum sendromuna (Severe Acute Respiratory Syndrome, SARS) kadar değişkenlik gösterebilmektedir. İnsan ve hayvanlarda çeşitli derecelerde respiratuar, enterik, hepatik, nefrotik ve nörolojik tutumlarda seyreden klinik tablolara neden olabilmektedir. COVID-19 virüsü, SARS-CoV ve MERS-CoV’unda içine bulunduğu beta-coronavirus (beta- koronavirüs) ailesi içinde yer almaktadır.

Corona / Covid-19 (Korona) virüsü semptomları arasında burun akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı, muhtemel baş ağrısı ve bazen de birkaç gün süren ateş sayılabilir. Bağışıklık sistemi zayıf olan ileri yaştakiler ve çok genç olanlar için virüsün pnömoni veya bronşit gibi çok daha ciddi solunum yolu hastalığına neden olabilir. İnsanlarda ölümcül olabilecek seviyede çok az Corona / Covid-19 (Korona) virüsü vardır.

Yaşam alanlarındaki oda neminin dengelenmesi ve ılık duş ile boğaz ağrısı ve/veya öksürüğün hafiflemesine destek sağlanabilir. Ayrıca bol sıvı tüketmek, dinlenmek ve uyku tedavi için faydalı olacaktır. Belirtiler standart soğuk algınlığı sürecinden daha kötü seyretmeye başlarsa mutlaka uzman hekime danışılması gerekir.

Corona / Covid-19 (Korona) virüslerinin insandan insana bulaşması, genellikle sağlıklı bir insanın enfekte bir insanın vücut salgılarıyla temas etmesi sonucu mümkün oluyor. Virüs hasta insanlardan öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçılan damlacıklarla ve hastaların temas ettiği yüzeylerden göz, ağız, burun mukozası ve el sıkışma ile bulaşabilir. Coronaviruslar (koronavirüs) genel olarak dış ortamda dayanıklılığı olmayan virüslerdir. Ancak bugün için COVID-19’un bulaşıcılık süresi ve dış ortama dayanma süresi net olarak bilinmemektedir.

Anadolusaglik.org

Ne önlemler almamız gerekir?

Dünya Sağlık Örgütü,

  • Enfekte olmuş kişilerle yakın temastan kaçınmanın,
  • El hijyenine dikkat etmenin, sık aralıklarla elleri en az 20 saniye saf sabun ve su ile yıkamanın; sabun ve su olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanmanın; özellikle hasta insanlar veya çevresi ile doğrudan temas ettikten sonra elleri mutlaka yıkamanın,
  • Çiftlik veya vahşi hayvanlarla korunmasız temastan kaçınmanın,
  • Enfekte olduysanız, mesafeyi korumanın, öksürürken, hapşırırken tek kullanımlık kağıt mendil ile ağzın ve burnun kapatılmasının; kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içinin kullanılmasının, ellerin yıkanmasının; gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmaktan kaçınmanın,
  • Enfekte olan kişilerin dokunduğu yüzeylerin dezenfekte edilmesinin,
  • Et, yumurta gibi hayvansal gıdaların iyice pişirilmesinin,
  • Hasta kişilerin mümkünse kalabalık yerlere girmemesinin, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burnun kapatılmasının, mümkünse tıbbi maske kullanılmasının önemli olduğunu belirtmiştir.

Geçtiğimiz günlerde, idolüm dediğim, her sözüne güvendiğim sağlıklı yaşam uzmanı Karen Hill‘in canlı yayın videosunu izledim. Çok önemli bilgiler verdi, sizlerle aklımda kalanları paylaşmak isterim.

Corona virüsü gibi pek çok virüs var. Ölümcül olan, olmayan, çok hasta eden, az hasta eden. Hasta olunca c vitamini almak gibi bir yanlışın altını çiziyor Karen Hill. Bizim, hasta olunca, hastalık ihtimali olunca değil, her zaman kendimize çok iyi bakmamız, her zaman bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekiyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutuyorsak, virüslerden bakterilerden korkacak bir şey kalmıyor çünkü vücudumuzda onunla savaşacak yeterli güç oluyor. Ancak bizi güçsüzken yakaladığında, sonradan c vitamini ve benzeri kürler, ilaçlar yüklenmek beyhude bir çaba oluyor.

Hayatımızda her zaman, yani sağlıklıyken de, ev yapımı elma sirkesi, limon suyu, güveneceğiniz bir doktor varsa damardan alınabilecek c vitamini takviyeleri, narenciye tüketmemiz gerektiğinin altını çiziyor Karen Hill. C vitamini niyetine aldığımız sandozların hapların maalesef çok fazla katkı maddesi ve zararlı madde içerdiğini, onları almak yerine narenciye yememizin yeterli olacağının altını çiziyor.

Uyku çok önemli diyor Hill. Erken yatmalı ve erken uyanmalıyız, karanlıkta uyumalıyız ve yeterli saat uyumalıyız. (ortalama 7-9 saat arası)

Stres ve korku, bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sakinleşmeye ihtiyacımız var. Burada ben araya gireceğim ve meditasyon diyeceğim nacizane. Düzenli meditasyon yapmak stres faktörünü azalttığı için stres hormonu olan kortizolü de azaltıyor. Kortizol, kişinin bağışıklık sistemini baskılayan ve insülin dengesini bozan bir hormon. Dolayısıyla, kişi enfeksiyonlara, hastalıklara karşı açık oluyor. İnsülin dengesi bozulduğunda kişi kilo almaya da meyilli oluyor. İşte bu yüzden sürekli salgılanan bu hormon bir sürü hastalığa neden olabiliyor. Demem o ki, meditasyon ruhumuzun yanı sıra aynı zamanda bedeninizin de sağlığını koruyor.

Bol su içmemiz şart. Fermente yiyecek içecekler, sarımsak, kişniş çayı, önerilen besinler arasında.

Ellerimizi zaten her zaman yıkıyor olmalıyız, evimizi zaten her zaman temiz tutmalıyız diyor Karen Hill. Bunları hiç bilmiyormuşuz gibi önerilmesi bana komik geliyor diyor, ki haklı.

Bu arada dezenfektanlara, farklı temizlik ürünlerine ihtiyacımız yok ilk aşamada. Saf sabuna ihtiyacımız var. Ellerimizi güzelce saf sabunla yıkamalıyız.

Elbette kapalı ve kalabalık ortamlara gireceksek, nefes alışverişine dikkat etmek gerekiyor. Mendile ya da kolumuza hapşurmamız gerekiyor. Her yere dokunmamak, etrafa dokunduktan sonra yüzümüze dokunmamamız gerekiyor elbette. Toplu taşıma araçlarını kullanacakken yanımıza minik kolonyalardan ya da kolonyalı mendillerden alabiliriz ve bir yere tutunduktan vs sonra kolonya ile dezenfekte edebiliriz ellerimizi.

Kendinize iyi bakın, çevrenizdekilere iyi bakın ve sakin olun lütfen. Biraz ev keyfi yapın. Koyun bitki çayınızı, akşam yapın çorbanızı, sakin sakin oturun, meditasyon yapın, müzik dinleyin, çocuğunuzla vakit geçirin, film izleyin, kitap/dergi okuyun. Tütsü yakın, ada çayı yakın. Evinizi havalandırın. Korona virüsünden etkilenmiş ve etkilenmekte olan tüm insanlara, tüm hastanelere, tüm şehir ve ülkelere iyi dileklerinizi gönderin, önce kendinize, sonra da evrene güvenin.

Bir de başka açıdan bakalım. Kapitalist sistemin yaydığı sürdürülebilirliği olmayan yaşam stilimizi bir gözden geçirmek, acele hayatlarımızda belki hijyene bile dikkat etmediğimizi fark etmek, gereksiz seyahatten kaçınmak, çevreyi kirletmemek adına, bu yaşadıklarımız bir farkındalık yaratabilir mi? Dileyelim öyle olsun.

Beden Farkındalığı

Bu Pazar hava çok güzeldi, çıktık Adalar Kültür Derneği’nin bahçesine, meditasyon dersimizi, tüm dış seslere inat, yaptık 🙂

Minik kedişler de katıldı bize bir ara.

Bu hafta konumuz bedendi.

Pür Dikkat Yaşamak diye çevirebileceğim “Life With Full Attention” kitabında yazar Maitreyabandhu, Buddha bugünkü halimizi görseydi, bize bir ejderha başına ve bir yılan bedenine sahip olduğumuzu söylerdi, diyor.

Ejderha başı ile ne demek istiyor: kafamız düşüncelerle, fikirlerle dolu, tartışmalarla, yargılarla, bilgilerle ve alışveriş listeleriye dolu. Muhteşem bir beyne sahibiz belki ama gereğinden fazla gelişmiş olduğunu da söyleyebiliriz.

Yılan bedeni ile ne demek istiyor: Uzun, zayıf ve uzuvsuz yılan bedeni gibi, yani yeterince gelişmemiş bir bedene sahibiz.

Buddha’ya göre farkındalıklı olmanın dört koşulundan ilki bedenin ve hareketlerinin farkında olmak. Bizim ise modern toplumda en çok buna ihtiyacımız var.

Teknoloji geliştikçe, çevremiz verilerle sarıldıkça, etrafımızdaki her şey bizden dikkatimizi istiyor. Dikkatimizi sahiplenmemiz gerekiyor. Bu da aslında hayatını sahiplenmek anlamına geliyor. Dikkatimizin dağılması ve hayatın biz farkında olmadan akıp gitmesi çok kolay. Dış dünya bir Pazar yeri ve dikkatimizi manipüle etmek istiyor, bunda da çok başarılı ve güçlü.

Yaşamımızı düzene sokmamız gerekiyor. Modern toplum bunu da zorlaştırıyor. İş hayatı, kaos. Kimse bu konuda bize yardım etmeyecek. O zaman tek başımıza bu disiplini nasıl sağlayacağız? Bedenimizi fark ederek.

Buddha’nın zamanında hayat çok kolaydı. Buna rağmen bu teknikleri geliştirmiş. Gün be gün farkındalık günümüzde çok çok daha önemli.

Beden farkındalığı neden lazım? Biz iç dünyamızda kendimize anlattığımız hikayelerden dolayı endişeli yaşıyoruz. Her şeyin kötü gideceğini söyleyen, bizi korumak isteyen bir iç sesimiz var ama artık ona ihtiyacımız yok aslında. Peki zihnimizi nasıl yönetebiliriz, ona nasıl hükmedebiliriz?

Deneyimlerimiz domine ediliyor. Önce düşünceler geliyor, deneyimlemeden önce.

60’lı yıllarda depresyon sadece yaşlılarda varmış, şimdi ise çocuklarda bile var. Olayları problematik hale getirmek endişeyi, o da depresyonu çağırıyor.

Depresyondan çıkmaya çalıştıkça aslında daha çok problem yaratıyoruz. Niye böyle düşünüyorum diye düşünmek problemi büyütüyor. Kendimizi hasta ediyoruz bu düşüncelerle.

Kendimizle olan iç konuşmamızı fark etmeye ihtiyacımız var. Fark ettikten sonra da sakince o düşünceden çıkmaya ihtiyacımız var.

Düşünmek kötü bir şey değildir, aksine harikadır. Düşünmeden durabileceğimiz bir yöntem de yok, elbette düşüneceğiz. Yapabileceğimiz şey, tekrarlayan, otomatik hale gelmiş ve sesi yüksek olan iç sesimizi fark etmek. Endişe ile ilgili endişe etmek, düşünmek hakkında düşünmek. Otomatik olarak yargılayan bir mekanizmaya sahibiz.

Sakinleşmemiz gerekiyor. Bedenimizi fark etmemiz gerekiyor. Endişe mi var? Tamam, bu nasıl bir his, bedenimizde neler yapıyor, bunu hissedeceğiz. Endişelenmek neye benziyor, nasıl bir duygu, neremizde kasılma yaratıyor, neremizde gerginlik oluşturuyor, bunu rahatlatabilir miyiz?

Çok kolay olmayacak, hemen olmayacak ama düzenli pratik etmemiz çok önemli.

Sürekli tekrar ettiğin düşünceyi fark et ve tam o an bedenine odaklan. O anda ellerin ne yapıyor? Oturduğun yerdeki ağırlığının farkında mısın? Bu seni ana getiriyor. Bunu illa gözün kapalıyken, meditasyon anında yapmak zorunda değilsin, şu an beni dinlerken de, otobüste giderken de yapabilirsin. Şu an iç sesim ne diyor? Bu bende ne yaratıyor? Ve beden taraması ve ana dönüş. Belki o beden taraması esnasında oturuşunu düzelteceksin, belki nefesin gereksiz yere çok hızlı, onu rahatlatacaksın.

Zihin ve beden, birbirinden ayrı değil. Biz bir bütünüz. Beden karmaşık bir makine ve bakıma ihtiyacı var. O bir obje aslında. Yer kaplıyor. Ağırlığı, kokusu var. Masa gibi, duvar gibi, ağaç gibi ya da başka bir insan gibi bizim bedenimiz de bir obje olarak var oluyor. Ama biz onu içerden “algılıyoruz”. İçerden tanıdığımız tek obje kendi bedenimiz. Çok gizemli aslında. İşte bu içerden hissedebilme kısmına dikkat etmemiz gerekiyor. Bedeni, zihni, kendimizi anlamak için ayırarak anlamaya çalışıyoruz bazen ama aslında bu deneyim bir bütün. Yaşamın kendisini bir bütün olarak algılamamız doğrusu.

Bilincimiz ve beden, birlikte çalışıyorlar. Uyurken bile rüyamızda bir bedene sahibiz. Farkındalık aslında bedenin derinliği, beden deneyiminin derinliği.

Çalışma:

Stress yaratan şeyi yakala.

Bedenine bak.

Bunu bedeninde fark et.

Dur orada.

Orayı yumuşatmaya çalış.

Nefes alıp verirken, verişini uzat. Mum üfler gibi 5-6 kez nefes ver.

“Ben buyum, böyleyim” diyerek tutunduğumuz halleri esnetmeye, rahatlatmaya, bırakmaya ihtiyacımız var. Ego, bedendeki gerginliği artırır. Her zaman aynı olan, sabit olan, belirli bir “ben” yoktur. Böyle bir kendimizi bir tutuş’a ihtiyacımız yok. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Varoluşumuzla zaten tamamız. Varız ve değerliyiz.

Kişisel olarak doğru beslenmeyle, doğru nefes almayla, yoga ve meditasyon ile postürüm değişti, yürüyüşüm değişti, bağırsak problemimi çözdüm, kendime güvenim ve bedenimle barışıklığım tamamen arttı.

Beden Farkındalığı ve Yoga

Yoga asanaları, bedene vurgu yapar ve bu, psikolojik refah, sağlık ve gelişime, beden-zihin bütünlüğünde bakan Farkındalık Temelli Terapi (Mindfulness Based Therapy) yaklaşımlarında önemli bir rol oynar. Yoga ve meditasyon sayesinde vücut farkındalığı geliştikçe, her bir vücut parçası ile ilişkiniz de gelişir; evrenin boşluğunda,bedeninizin parçalarının tam olarak nerede bulunduklarını, ve aslında var olduklarını fark etmemizi sağlar.  2000 yıl önce Patanjali’nin antik Yoga Sutralarında ifade edildi. Sutra II.46, “Bu disiplin ve dikkat, her asana pratiğine, vücudun en uzak bölgelerindeki derinliklerine nüfuz etmek için uygulanmalıdır. Meditasyon yaptığımız asanalarda bile, zihinle işbirliği içinde, lifler, hücreler, eklemler ve kaslar geliştirilir.”

Alexander Tekniği İle Beden Farkındalığı

Frederick Matthias Alexander, Tazmanyalı bir aktör/orator. Kendi tekniğini oluşturmaya başlaması sesinin kaybetmeye başlaması ve doktorların bunun nedenini keşfedememesi üzerine olmuş. Oyunculukta, birçok insana hitap etmek için aldığı postürü incelediğinde boynunu sıkıştırdığını, göğsünü öne çıkarmasının sırtına ne kadar baskıda bulunduğunu fark ediyor. Bedeninin arkası gittikçe sıkışıp daralıyor. Bir ezbere dönüşmüş bu postürü yeniden düzenlemek için anatomik olarak izlemesi gereken yolu bulmuş:

-Kafasının öne ve yukarı,

-Boynunun arkaya ve yukarı doğru yumuşamasına ve uzamasına izin verirken

-Sırtının da arkada genişlemesine ve omurların arasındaki boşluk sayesinde omurgasının da arkaya ve yukarı uzamasına izin vermeli.

Strese Karşı Neden ve Nasıl Meditasyon

İyi pazarlar. Bugün Adalar Kültür Derneği’ndeki meditasyon dersimizde konu stresti.

Stresin ne olduğuna ve neden olduğuna değinmeden önce, en önemli yaşam organlarımızdan olan beyine baktık.

Beyin, sinir sistemimizin merkezi. Canlının organizmasının işlevlerini denetleyen, duyum ve bilinç merkezi olan bir organ. Hayvanlarda beyin, doğmadan önce gelişiminin çoğunu tamamlıyor. Mesela bir tay doğumdan hemen sonra ayağa kalkıp yürümeye çalışıyor, yani hayvanlar, beyinleri zaten programlanmış ve hazır halde doğuyorlar. İnsanlarda ise bu gelişim yıllarca sürüyor, neredeyse bitmek bilmiyor diyebiliriz. Beynin gelişimi normal şartlarda yirmibeş yaşına kadar devam ediyor. Bu yaştan sonra ise çevresel faktörler, yaşadıklarımız, gördüklerimiz, okuduklarımız, kısacası deneyimlerimiz, beyni değiştirmeye ve geliştirmeye devam ediyor.

Beyin, günlük harcadığımız enerjinin yüzde 20’sini kullanan bir organ.

İlkel beyin, yani amigdala, nabız, solunum, kalp atışı, uyku, nefes alma gibi temel vücut işlevlerinin yönetim merkezi. İçgüdüsel tepkiler de beynin bu kısmında yönetiliyor. İlkel beyin, beynin çekirdeğinde, en altta, beyin sapına yakın olan bölgede yer alıyor.

Hemen üzerinde orta beyin var. Orta beyin, cinsellik, sağlık ve duygularla ilgili işlemlerden sorumlu. Öğrenilen bilgilerin uzun süreli olarak belleğe aktarımı burada gerçekleşiyor.

En dışta, kafatasına ek yakın kısımda ise beyin korteksi var. Bu bölüm, düşünme, konuşma, üretme ve planlama işlevlerini yürütüyor. Duyma, görme, algılama merkezleri burada yer alıyor. Bu kısım canlılar arasında en fazla insanda gelişmiş vaziyette.

Beyinde gri ve beyaz madde denen maddeler var. Gri madde sinir hücrelerinden meydana geliyor. Beyaz madde de sinir hücrelerinin uzantılarından oluşuyor. Gri madde, bulunduğu yerdeki aktiviteyi artırıyor.

Meditasyonun beyin üzerindeki etkilerini gösteren bilimsel çalışmaların birinde, meditasyon yapan ve yapmayan iki grup karşılaştırılmış. Her iki grupta da katılımcılar benzer cinsiyet ve sosyal hayata sahip, şehirde yaşayan, stresli işlerde çalışan, aynı yaş aralığındaki kişiler. Çalışmadan sonra bu kişilerin beyin MR’ları çekilmiş ve kendileri ile röportajlar yapılmış. Araştırma sonuçlarında, meditasyon yapanlarda meditasyon yapmayanlara göre şu durumlar tespit edilmiş;

Beyinde öğrenme, karar verme ve hatırlamayı sağlayan bölümde gri maddede artış, yani beyin korteksinde gri madde artışı. Gri madde arttıysa o bölgede işlem de olumlu yönde arttı demektir.

İlkel beyin olarak bilinen, “savaş ya da kaç” komutunun verildiği, amigdalanın gri maddesinde azalma gerçekleşmiş. Yani amigdalada daha az işlemci aktivitesi gerçekleşiyor demek oluyor bu. Daha az işlemci ile savaş ya da kaç komutu azaldığı için, stresli anlarda kaçmak ya da tepki vermek yerine analiz edip, mantıklı yanıtlar veriyor hale gelmişler.

Diğer gözlemlenen sonuçlar ise şöyle; streste, anksiyetede, depresyon belirtilerinde, öfke ve panik atakta azalma, odaklanma ve dikkatte artış, genel mutluluk düzeyinde ve hayat kalitesinde artış, uyku sorunlarında azalma, ağrı şikayetlerinde azalma.

İkinci çalışma, Harvard Üniversitesi’nde 8 hafta sürüyor. Bunun için, daha önce hiç meditasyon yapmamış tek bir grup oluşturuluyor. Bu grubun çalışma öncesi beyin MR’ları çekiliyor. Grup 8 haftalık, günde 30-40 dakika meditasyon yapacakları yoğun bir programa alınıyor. 8 hafta sonunda tekrar beyin MR’ları çekiliyor.

İlk önemli sonuç: Beynin öğrenme ve hafızada önemli rolü olan bir bölgesi olan hippokampusta gri maddede artış gözlüyorlar. (Normalde depresyonda olan insanlarda bu alanda daha az gri madde bulunuyor.)

İkinci sonuç: Kulaklarımızın üst kısmında yer alan bölgede gri maddede artış gerçekleşiyor. Bu bölge olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlayan, aynı zamanda empati ve şefkat duygularının yönetildiği bölüm.

Üçüncü sonuç: Amigdalada gri maddede azalma görülmüş. Özellikle sözlü röportajlarda streste azalma ve ilişkilerinde düzelme olduğunu söyleyen katılımcılarda diğerlerine göre amigdaladaki değişim daha fazla gerçekleşmiş.

Bilim dünyasındaki önemli kurumlarca yapılan bu araştırmaların bir çoğu beyindeki nöro-plastisite değişimini kanıtlayan araştırmalar. Plastisite terimi yunancada “plaistikos” kelimesinden kaynaklanıyor ve biçimlendirmek, şekil vermek anlamına geliyor. Nöroplastisite özetle merkezi sinir sisteminin çevresel değişimlere uyum gösterebilme yeteneği. beynin öğrenme, unutma ve hatırlama yeteneklerine işaret ederek, vücudun içinden ve dışından gelen uyaranlara bağlı olarak gösterdikleri yapısal ve işlevsel değişiklikleri kapsıyor.

Bu araştırmalara göre düzenli meditasyon ile beyindeki nöronların birbirleri ile bağlantı şekilleri ve ilişkileri evrimleşme yönünde hızlı bir değişim gösteriyor, beynin kimyası da değişiyor. Düzenli meditasyon ile zihnimizin çalışma şeklini değiştirmemiz mümkün ve bu bilimsel olarak da kanıtlı.

Stres Nedir?

Stres, aslında düşündüğümüz gibi kötü bir şey değil, gerekli bir şey, ama gerektiği zamanlarda. Uyum sağlanması ya da tepki verilmesi gerekli herhangi bir tehlike anında vücudun gösterdiği doğal bir reaksiyon. Amacı bizi korumak. Tehlikeyle ilgili gözlenen durum gerçek bir olay olabileceği gibi zihnin “tehlikeli olarak algıladığı” bir durum da olabilir. Kişiyi korumak adına ortaya çıkan stres tepkisi, çok fazla gözlendiğinde ise, yaşam kalitesini ve bireyin işlevselliğini bozuyor.

Stres, sinir sistemini etkileyen en önemli uyaranlardan birisi. Kronik stres altında beynin uyum gösterme yeteneğinde çeşitli düzeylerde yetersizlik oluşabiliyor. Böyle bir yetersizlik de başta depresyon olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açabiliyor.

Beyin Dalgaları:

Dört farklı beyin dalgası var. Beta, Alfa, Teta ve Delta.

Beta: Korkuyla tetikleniyor. Stres beyin dalgasıdır (15-40 hz) Tehlike söz konusuysa devreye giriyor. Amacı kişinin o an işe yaramayan fiziksel ve zihinsel bazı sistemlerini kapatarak sadece tehlikeye konsantre olup ani hamlelerle hareket etmesi ve yaşamda kalmasını sağlamaktır.

Sana saldıracak bir kaplan varsa, beyin dalgan yükselir, sempatik sinir sistemin uyarılır, kasların gerilir, tansiyonun yükselir. Beyne ve kaslara daha çok kan ve oksijen pompalanır. Savaşmaya ya da kaçmaya hazır hale getirilirsin otomatik olarak. Amaç sadece seni hayatta tutabilmek. Yaşamın kalitesi mevzubahis değil. 

Beta beyin dalgası geçmişle besleniyor çünkü aacı bilgileri kullanarak savunma geliştirmek. Bütün olasılıkları sorgulatıyor ve ölmemek için kurtuluş planı yaptırıyor.

Beta geleceğe de giderek senaryolar yazıyor çünkü ayağını sağlam basmak istiyor; nasıl kaçacak, nasıl saldıracak vs.

Beta beyin dalgası sana anı yaşatmaz, yaşatamaz. Bedeninin yaşadığı acının bile farkında olmayabilirsin. Bu şekilde vücudunda ürettiği tümörü de anlamazsın.

Bağışıklık sistemi çöker çünkü iyileştirici hücrelerinin tümünü senin kaslarına ve beynine yollar, seni tüketir kurtarayım derken. Sürekli savaş tehdidinde yaşarsan da normal olarak iyileşemezsin.

Beden normal şartlarında yaşarken, doğal tedavi faaliyetleri gösteriyor ve betadayken bunlar durur.

Biz ise modern toplumda, ortada bir tehdit yokken bunu yaşıyoruz. Geçmiş ve gelecek kaygılarıyla sanki bize kaplan saldıracakmış gibi yaşıyor ve sağlıklı hücrelerimizi öldürüyoruz.

Stres, tehlike varken faydalı, yokken zararlı, bu çok net.

Geç kaldım, acele etmeliyim, bir şey unuttum mu, faturaları yatırdım mı, müşteriyi ne zaman aramalıyım, uçak biletlerini kontrol ettim mi gibi gündelik paniklerimize, günlük hayatın tatlı telaşları diyoruz ama Metin Hara’nın Yol kitabında da bahsettiği gibi, telaş ve acelenin tatlısı yoktur.

Önemli olan yaşadığınız stresin büyüklüğü değil, onu ne kadar zihninizde tuttuğunuzdur. Minicik bir konuyu on gün düşünüp büyütürsen, bedeninde tümör bile yaratırsın. Değer mi?

Betadayken meditasyon yapamazsın, ibadet edemezsin.

Meditasyon, zihni dinlendirir. Bedenin dinlenmesi, yatağa yatmak ve kasları hareket ettirmemek değildir. Dinlenmek, beyin dalgalarını düşürmekle ilgili bir faaliyet şüphesiz.

Hepimizin algıları, neye nereden baktığımız farklı, demek ki bunu değiştirmek de mümkün.

Alfa: Hazzın, mutluluğun olduğu beyin dalgası. Güvende hissedersin. 9-14 hz. Sevginin olduğu yerde öfke mutsuzluk güvensizlik olmaz.  Mutluluk hormonlarımızın peşindeyiz. Çikolata yerken de aşık olurken de.  Vücuttaki mutluluk hormonları kanserli hücrelere saldırıyor ve onları yok ediyorlar. Mucize gibi. İnsan bedeni yeryüzündeki en gelişmiş ve kusursuz makine.

Teta uykudaki dalga boyu 5-8hz. Çok nadir derin meditasyonlarda da oluyor.  İyileştirici hücreler aktif, yaratıcılık aktif beyinde.

Delta: Derin uyku 1-4 hz. Rem. Koma gibi. Sadece yaşamsal organlara odaklanıyor beyin. Duygusal çalkantılarla uğraşamam, işime yaramayan sistemleri kapatıyorum. Rem uykusu, koma, bayılma gibi.

Metin Hara YOL kitabına teşekkürler, derste konuştuğumuz bazı konulara ışık oluyor.

Bu da Khan Academy’den, sinir sistemini anlatan, keyifli bir video: