Dünya Vegan Günü’nde Vegan Derneği Etkinliği’ndeydik

Her yıl 1 Kasım Dünya Vegan Günü ve 1-7 Kasım Dünya Vegan Haftası nedeniyle dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlenen farkındalık etkinliklerinin Türkiye ayağı da oldukça güçlüydü.

V-Label ana sponsorluğunda Türkiye Vegan Derneği Organizasyonu için 3 Kasım Pazar günü Wyndham Grand İstanbul Kalamış Marina Hotel’deydik. Oturumlar başlamadan önce stant açan vegan ürünlere bir göz gezdirdik. İlgimi çekenler şunlar oldu:

Levom Food, natürel, vegan, katkısız, glutensiz, şeker ilavesiz, sağlıklı meyve ve kuruyemiş barlarını tanıtıyordu. Doğrusu çok lezzetliydi.

Orfa The Standart Vegan, vegan peynirlerini, yoğurt ve mayonezlerini tanıtıyordu. Lezzetliydi. Bu tarz ürünlerle ilgili düşüncem şu, bir insan vegan olmayı tercih ediyorsa, sütün peynirin yumurtanın yerine ne koymalıyım diye düşünmez gibi geliyor, ancak pek çok yemek tarifinde de kıvam vermesi, sıvı olması, pişmesi için gerekli malzemeler olabiliyor. Bu peynirler, yoğurt ya da mayonezler de bazı tariflerin içinde kıvam verici, sıvılaştırıcı olarak kullanılabilir.

Verita Meyve, tropikal, orman ve geleneksel meyveleri, meyve salataları ve meyve suları olarak servis ediyorlar. Çok leziz.

Otacı, benim zaten kullanmakta olduğum ve çok da memnun kaldığım bir marka. 60 yılı aşkın eczacılık deneyimleri var. O gün de promosyon ürünler hediye ettiler. Gül suyu, kremler, şampuanlar, saç yağları. Hepsi doğal ve vegan.

Fomilk, bitki bazlı sütlerini tanıttı. Ben ilk kez şekersiz fındık sütünü denedim. Badem sütü ve hindistan cevizi sütü tadını biliyordum, bu biraz buruk ve sert geldi ama alışmak meselesi. Peynir markasında da dediğim gibi, kek, kurabiye gibi pişen ürünlerde kıvam verici olarak, hayvan ürünü süt yerine kullanılabilecek, sağlıklı ürünler bunlar. Fakat Fomilk, bu ürünlerin şekerlilerini de çıkarmış, bana çok gereksiz geldi. Tatsız bulanlar hindistan cevizi şekeri ya da vejeteryan ise bal ekleyebilir.

Karnımız acıktığında da lezzet durağımız bir falafel markası oldu.

Oturum ise Ebru Arıman‘ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonra Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu, havyan deneylerine nasıl karşı durduğunu anlattı. Okulda hayvan üzerinde deney yapmayı reddedip Avrupa İnsan Hakları’na başvurmuş. Hayvan üzerinde denenmiş pek çok ilacı kullanan annelerin çocukları kolsuz bacaksız doğmuşlar. Hayvan testlerinin hiçbir işe yaramadığı kanıtlanmış, %96’sı işe yaramamış. Olayın ahlaki boyutuna değindi Kınıkoğlu, doğuştan zeka geriliği olan, ya da dilsiz birinin üzerine nasıl deney yapılmıyor, deney uğruna bu kişiler öldürülmüyorsa, hayvanlar da sadece konuşmadıkları ya da bizim kadar zeki olmadıkları için bu deneylere maruz kalmamalılar. Bu bir nevi kölelik mantığını kabul etmek aslında, ya da kadın erkek eşitliğini kabul etmemek gibi, bir nevi ırkçılık aslında.

Oğuzcan Kınıkoğlu akıllı telefonlarımızda kullanabileceğimiz bir uygulamayı da tanıttı: “Deneysiz” adında. Hangi markette hangi ürün deneysiz, kontrol edebiliyorsunuz.

Gazeteci Melda Onur da veterinerlik fakültelerindeki vicdani red hakkından bahsetti.

Vegan Dr. Suat Erus, Medya’nın veganlığa nasıl karşı olduğunu trajikomik örneklerle anlattı. Bir tane de belgesel önerisi oldu:

Dr. Munkhtsetseg Banzragch Yağcı, b12’nin artık ulaşamadığımız bir vitamin olduğuna ve hayvanlara ekstradan enjekte edildiğinden bahsetti. Haftada bir takviye olarak alabileceğimizi söyledi ihtiyaç durumunda. Mikrobiyata’nın nasıl incelenebileceğinden bahsetti. Benim de yaşadığım irritabl bağırsak sendromunu anlattı. Herkesin özgün mikrobiyatası 1 – 5 arası olmalıyken eksik bakterilerin ortaya çıktığını söyledi. Bozulmuş bağırsak mikrobiyotasını düzenlemek için Fekal Mikrobiyata Transplantasyon tedavisinden bahsetti. Probiyotik kullanımının maalesef ticarete dönüştüğünü ekledi. Yoğurtun fermente halinin sağlıklı olduğunu söyledi. Su bazlı kefir de yapılabileceğini söyledi. Protein eksikliği diye bir hastalık yoktur, besin yetersizliği vardır dedi. Protein’den çok lifin önemli olduğunun altını çizdi. Örneğin şekersiz fındık ezmeli bir dilim tam tahıllı ekmeğin yeterli olduğunu söyledi. Enflamasyon varsa feritin artar, düşük çıkması sorun değildir, hemen demir eksikliği diye tanı koyup ilaç almak gerekmez dedi. Besin piramidini ilk kez Kanada’nın değiştirdiğini hatırlattı. Chia tohumunun çok fazla tüketilmemesi gerektiğini, günde bir kaşık chia tohumunun yeterli olduğunu iletti.

Günde 3 milyar hayvan, yemek olmak için öldürülüyormuş. Bunun yanısıra dövüşler, yarışlar, faytonlar, ilaçlı sularda akvaryumlar, kürkler, ipekler, timsah derileri, av turizmi…

En çok kalp hastalığından ölümlerin gerçekleştiği, bunun da gıda kaynaklı olduğunu hatırlattı.

Veganlığın bir felsefe olduğu, bunun yanısıra, vegan beslenen birinin kalori yakma oranının da %16 arttığı söylendi.

Dünyanın yüzde yedisi veganmış. Türkiye’de de 1500’e yakın marka, vegan etiketi için başvurmuş.

Daha pek çok önemli konuya değinildi, bu etkinliğin oluşmasında katkısı olan herkese teşekkürler.

Sizin için aldığım toplantı notları bu kadar, umarım faydalanabilirsiniz.

2019 Hoş Gelsin!

Geçen yıl, bugünlerde, yeni bir yıla girerken sağlıklı ve mutlu olmak için önerilerde bulunduğum bir yazı yayınlamıştım.

Dilek listesi yapmanızı önermiştim, bu yıldan beklentilerinizi gözünüzle de görebilmek, bir nevi somutlaştırabilmek için. Bu önerime bir ekleme yapmak istiyorum: Minik bir defter alın kendinize ve bu bir minnettarlık defteri olsun. Her gün mümkünse gün bittiğinde o gün minnettar olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri yazın. Genelde 10 iyi şey yaşıyorsak, yaşadığımız 2 kötü şeye odaklanıyoruz. Minnet duyduğumuz konulara odaklanır ve bunları not alırsak, beklentilerimizi somutlaştırdığımız gibi aslında hayatımızdaki olumlu yönleri de somut bir şekilde karşımızda görebilir, onlara odaklanmakta kolaylık yaşayabiliriz.

Sağlık kontrollerinizi hatırlatmıştım. Doktor randevularımızı aksatmamamız gerektiğini. Biraz kendimizi dinlemek için her zamanki gibi meditasyon önereceğim. Bedensel veya ruhsal sağlığımızla ilgili bir problem yaşıyorsak, meditasyon sırasında fark edebiliyoruz. Böylelikle, “dizim ağrıyor, şunu ihmal etmeyeyim” ya da “sanırım biraz sinirlerim bozuk, bununla ilgili destek alayım” gibi farkındalıklar yaşayabilirsiniz. Ya da belki ne kadar sağlıklı ve iyi hissettiğinizi fark eder ve şükredersiniz.

Beslenme demiştim. Ben bu yıl kendimi dinleye dinleye bağırsak ve cilt problemlerimi %80 oranında çözen bir beslenme şekli buldum kendime. Tetkiklerimi aksatmayarak elbette. Örneğin ben artık et olarak sadece balık tüketiyorum, onun dışında baklagil, sebze ve meyve ile besleniyorum. Süt ve yumurta da tüketmiyorum artık çünkü bağırsağıma ve cildime iyi gelmediğini fark ettim. Turşu ve kırmızı şarap da aynı şekilde bana iyi gelmeyen besinler. Fakat siz de böyle beslenin dediğimi sanmayın sakın, lütfen kan ölçümlerinizi yaptırın, alerjileriniz, intoleranslarınız varsa bunları öğrenin, gerekiyorsa bir diyetisyene giderek kendinize uygun bir beslenme şekli konusunda destek alın. Motivasyon konusunda desteğe ihtiyaç duyarsanız, koçluk desteği verebilirim, benimle iletişime geçebilirsiniz. Size doğru beslenmeye alışana kadar eşlik edebilir, alternatifler sunabilir, hayatınıza spor ya da meditasyon gibi disiplinleri katmanız için sizi motive edebilirim. Geçen sene yazdığım önerilerin devamı için tıklayın, zira hepsi geçerli bu yıl için de. 

Ben 2018’de İstanbul’dan biraz uzaklaşmak istiyordum. Gönlüm Ege’de, hatta Akdeniz’deydi ama sonra İstanbul’dan o kadar da uzaklaşmadan, daha sakin bir hayatın mümkün olduğu, yine sahil kasabasında yaşama tadını alabileceğim başka bir fikir geldi aklıma: Büyükada’ya yerleştim. Neredeyse bir sene olacak taşınalı. İyi ki dediğim, verdiğim en iyi kararlardan oldu bu.

Önümüzdeki yıl ise Zararsız Yaşam‘ı büyütmek için bazı girişimlerde bulunuyor olacağım. Gelişmelerden sizi haberdar edeceğim, şimdilik sürpriz olsun. Kişisel olarak bu yıl meditasyon ve yoga hayatıma daha sağlam bir şekilde girdi, spor daha azdı ama özdü. Bu yıl sporu daha fazla hayatıma katmak istiyorum.

Yeni yılda sağlıklı yaşam seminerleri, sohbetler, kitap okuma günleri, meditasyon seansları ile birlikte olacağız. Facebook ve instagram hesaplarımı takipte kalın lütfen.

Mutlu yıllar, sağlıklı seneler, sevdiklerinizle, aşk, tutku, bereket, huzur, dostluk ve neşe dolu bir 2019 olsun mu, bence olsun!

21 Gün Vegan Beslenme İle Detoks Sürecim Sona Erdi

Daha önceki postumda da bahsetmiştim, son zamanlarda biraz dengesiz beslendiğimi fark etmiştim, ağır yemeklerden biraz uzaklaşmak istiyordum, üstelik cilt ve bağırsak hassasiyetlerim için vegan beslenmenin faydalarını anlatan videolar izlemiştim. Doğaya ve hayvanlara olan saygımdan dolayı vegan beslenme her zaman merak ettiğim bir beslenme türüydü, hem bir nevi detoks işlevi görmesi, hem de empati kurabilmek için 21 gün boyunca vegan beslendim. Bu süreçte alkollü içecek de içmedim, meyve dışında şekerli herhangi bir şey de tüketmedim. Paketlenmiş herhangi bir çöp ürünü (cips, gofret) zaten artık tüketmiyorum, kola vs zaten içmiyorum, onları söylememe gerek yok.

Her şeyden önce: zorlanmadım! Doğa o kadar güzel, rengarenk sebzelerle, meyvelerle ödüllendirmiş ki bizi, hepsini daha bir severek, daha bir üstlerine düşerek tükettim. Son zamanlarda çok fazla yemediğim mercimek, nohut, fasulye gibi baklagilleri de epey tükettim bu süreçte. Fırında, patatesli-sebzeli karışımlar yaptım ama patatesi çok tüketmemeye çalıştım. 21 günün içinde bir öğlen kepekli ve sebzeli makarna, bir öğlen ise buharda pişmiş beyaz pilav yedim ki uzun süredir yemediğim yemeklerdi bunlar da. Hem biraz değişiklik de oldu bana, ha özlemiş miyim, çok da değil.

Avokado, chia, kinoa, salatalarımı süsledi. Bol su içtim, normalde içmediğim kadar. Kırmızı biber, kabak, havuç, patlıcan, bol salatalık. Bol siyah zeytin, çiğ iç ceviz, badem. Arada kahvaltılarda bir dilim ekşi maya siyez ekmeği. Bol bitki çayı, az kahve, az maden suyu.

Ayran içmeyi özlediğimi itiraf etmeliyim. Somon balığı ve ton balığı da özlediğim tatlar arasında. Peynir, süt, yumurta özlemedim.

Neler oldu, neler hissettim, neler değişti?

Hafif hissettim. Temiz beslendiğimi hissettim. Enerjik hissettim, sıcağa rağmen. Özlediğim tatları hatırlattım kendime, baklagil gibi. Doğanın verdiklerine şükrettim. Kilo verdim. Tartılmadım henüz fakat görünüşte ciddi anlamda anlaşılır bir fark oldu.  Bunda içki içmememin, bol su içmemin, ağır yemek yemememin etkileri var diye düşünüyorum.

Cildim bu aralar iyi, bağırsaklarımda da çok problem yaşamadım. Sadece ilk hafta minik bir ishal durumu yaşadım ama biraz lapa pilav, biraz haşlanmış patatesle ve bol suyla bir günde toparladım. Fakat cilt ve bağırsak hassasiyetlerimle ilgili gene de intolerans testi yaptırmaya karar verdim, tam olarak beslenmede nelerin bu hassasiyetlere etkisi olduğunu anlamak için.

Sonuç: Sürekli aynı şekilde besleniyorsak arada bu tarz detokslar yapmalıyız.  Hafiflemek, temizlenmek için. Şahsen hala etin az miktarda tüketilmesinin insan sağlığı için gerekli olduğunu düşünüyorum. Veganlık bir felsefe evet, hayvan haklarının yanı sıra, yaşamın tüm canlılar için sürdürülebilir olması, temiz çevre, küresel ısınma konularına kadar uzanan bir yaklaşım ve ben de bu konulara duyarlı bir insanım. Kaldı ki ülkemizde de dünyanın pek çok yerinde de tarım ve hayvancılığın son derece yanlış şekillerde yapılıyor olduğunun hepimiz farkındayız. Yediğimiz besinlerin üretim şekillerinden ötürü bize verdiği zararlar önemli bir konuyken, hayvansal gıdaların üretiminde hayvanlara işkence yapılan, son derece etik dışı yaklaşımların olması da bir diğer konu.

Et ve süt endüstrisinin geldiği noktanın hem bize, hem hayvanlara hem de doğaya verdiği zararlar malumumuz fakat tüm insanlığın vegan beslenmesi önermesini yaparken de eko sistemi bozan durumların oluşmadığından emin olmamız gerekir ki bu pek de mümkün gözükmüyor.

Aşağıda linkini* paylaştığım “Dünyayı Kurtarmak İstiyorsanız, Veganlık Çözüm Değil” başlıklı makalede sonlara doğru şöyle diyor: Et tüketimini mümkün mertebe azaltmak,  yüksek karbonlu, kirli, etik olmayan ve tahılla beslenen hayvan ürünlerinin üretiminin sona erdirilmesi çağrısında bulunmamız konusunda hemfikiriz. Ama bir vegan olarak endişeleriniz çevre, hayvanların mutluluğu ve kendi sağlığınızsa, bunların hepsinin sadece et ve süt ürünlerinden vazgeçerek gerçekleştiğini iddia etmek artık mümkün değil.

Peki ne öneriyor? “Endüstriyel olarak yetiştirilen soyalardan, mısırlardan ve tahıllardan daha fazla vegan ürün meydana getirmeye yönelik zorlamalar, geleneksel  sistemleri, daimi mera ve koruma amaçlı otlaklara dayalı sürdürülebilir et ve süt ürünleri şeklinde üretim biçimlerini teşvik etmeliyiz. En azından, gübre, fungisit, böcek ilacı ve herbisitlere ihtiyaç duyan ekinler için talebi artırmanın etiğini sorgularken, toprakları ve biyoçeşitliliği ve karbondioksitleri yeniden canlandırabilecek sürdürülebilir canlı hayvancılık biçimlerini deşifre etmeliyiz.”

Bir diğer alıntı da evrimagaci.org sitesinden gelsin:

Küresel ölçekte 10 farklı beslenme örüntüsünü analiz eden bilim insanları, daha az hayvan tüketerek tarım alanlarını daha verimli kullanabileceğimizi ve daha fazla insanı doyurabileceğimizi doğrulasa da, hayvancılığı ortadan tamamen kaldırmanın tarım alanlarının sürdürülebilirliğini maksimize etmek açısından faydalı olmadığını gösteriyor. Antroposen Dönem araştırmalarına odaklanan Elementa dergisinde yayınlanan araştırmada vegan diyet; 4 ayrı omnivor (hepçil) diyet; biri mandıra ürünlerini içeren, biri mandıra ve yumurta tüketimini içeren 2 vejetaryen diyet; 1 düşük yağ ve şeker tüketen diyet ve 1 de Amerikan diyeti analiz ediliyor. Araştırmacılar, bu modellemeler sonucunda vegan diyetin, hem her iki vejetaryen diyetten, hem de 4 omnivor diyetten daha az sayıda insanı küresel olarak doyurabileceğini ortaya koymayı başardılar. Anlayacağınız işin özü şu: Hayvan-temelli ürünleri tamamen terk etmek, insanlığın uzun vadeli sürdürülebilirliği için en iyi çözüm değil! Araştırmanın ortaya koyduğu gerçek, otlara daha fazla ağırlık verirken bir köşede de bir miktar et tüketmenin hem gezegen, hem de insanlık için daha iyi olduğudur. Çünkü günümüzde insan diyeti aşırı miktarda et tüketimine dayanıyor. Dolayısıyla bu gidişattan otlar yönünde yapılacak her sapma, türümüzün sürdürülebilirliğine önemli katkılar sunacaktır. Ta ki etlerden %100 uzaklaşıp, tamamen ot-temelli (vegan, otçul, herbivor) bir diyete geçmeye karar verene kadar! Böylesine uç bir noktaya varmak da, sürdürülebilirlik açısından pek faydalı değil. Bunun yerine daha ortalama bir diyeti tutturmaya çalışmak herkes için daha başarılı ve sürdürülebilir gibi gözüküyor. Örneğin, ortalama bir Amerikalının şu andaki diyetinin sürdürülebilmesi için 2.5 akreden (yaklaşık 10.000 metrekareden) fazla alan gerekiyor. Ortalama bir Türk’ün şu anki diyeti içinse kabaca 3.000 metrekare alana ihtiyaç var. Eğer ki diyetinize daha az et, daha fazla ot katarsanız bu alan ciddi anlamda düşmektedir. Örneğin, bu araştırmada incelenen 4 vejetaryen diyetten 3’ü 0.5 akreden (2000 metrekareden) daha az alana ihtiyaç duymaktadır. Bu da, Dünya’nın sınırlı olan alanının daha fazla kişiyi doyurmak için kullanılabileceği anlamına gelmektedir. Bu sayıları küresel popülasyona uyarladığımızda, vegan diyet gezegenimizin bize sunduğu alanları fazlasıyla ziyan etmektedir. Yani Dünya üzerinde hayvancılık yapılan her alan aynı zamanda tarımcılık için uygun değildir. Örneğin otlama alanları çoğu zaman zirai ürün yetiştirmek için iyi değildir; ancak inek gibi hayvanların beslenmesi için harikadır. Benzer şekilde, kalımlı (çok yıllık) zirai alanlar yıl boyu yaşayabilen bitkileri barındırır ve bu bitkiler ölmeden önce birkaç defa hasat edilebilirler. Böylece bunlardan elde edilen tahıl ve saman besi hayvanlarını bolca besleyebilmektedir. Neredeyse istisnasız olarak sebze, meyve ve tohumların bulunduğu alanlarsa kültür alanları olarak bilinmektedir ve bu alanlar yalnızca bitkilerin yetiştirilmesi için uygundur. Dolayısıyla, eğer ki %100 vegan bir diyete geçersek, aksi takdirde kullanabileceğimiz hayvancılık alanlarını çöpe atmış olmaktayız. Bu da, potansiyelimizin altında sayıda insanı doyurabilmemiz anlamına gelmektedir. Yapılan araştırmada, et tüketimine en fazla ağırlık veren ilk 5 diyet, aynı zamanda tarım ve otlama alanlarının neredeyse tamamını kullanmamızı gerektirmektedir. Eti en az kullanan (veya hiç kullanmayan) 5 diyetse, otlama, kalımlı ve kültür alanlarını değişken miktarlarda kullanmaktadır. Ancak bunlar arasında vegan diyet diğerlerinden farklıdır; çünkü bu diyetin küresel olarak benimsenmesi, yıllık alanların hiç kullanılmamasını gerektirmektedir – bu da, gezegenimizin bize sunduğu alanların çok önemli bir bölümünün kullanışsız hale getirilmesi anlamına gelmektedir.

Araştırma sonucunda, farklı diyetlerin küresel olarak benimsenmesinin farklı sayıda insanı besleyebildiği sonucuna varıldığını söylemiştik. Bunları sıralayacak olursak:

• Mandıra Ürünleri + Vejetaryenlik: 807 milyon insanı besleyebilmektedir.

• Yumurta + Mandıra Ürünleri + Vejetaryenlik: 787 milyon insanı besleyebilmektedir.

• %20 Etçil, %80 Otçul Diyet: 769 milyon insanı besleyebilmektedir.

• %40 Etçil, %60 Otçul Diyet: 752 milyon insanı besleyebilmektedir.

• Vegan Diyet: 735 milyon insanı besleyebilmektedir.

• %60 Etçil, %40 Otçul Diyet: 669 milyon insanı besleyebilmektedir.

• %80 Etçil, %20 Otçul Diyet: 548 milyon insanı besleyebilmektedir.

• %100 Etçil Diyet: 467 milyon insanı besleyebilmektedir.

• Düşük Et ve Şeker Diyeti: 421 milyon insanı besleyebilmektedir.

• Şu Andaki Yaygın Diyet: 402 milyon insanı besleyebilmektedir. insanların vücutlarının besinler ile etkileşiminin birbirinden çok farklı olmasıdır. Benzer şekilde, sadece diyet değişikliği yaparak Dünya’nın sürdürülebilirlik sorununun uzun vadede çözülebileceğini iddia etmek de mantık dışıdır. Benzer şekilde, gezegenimizin problemlerini tek bir soruna indirgemeye çalışmak yerine, onları çok boyutlu olarak inceleyip daha iyi anlamaya çalışmak uzun vadede türümüz ve gezegeni paylaştığımız tüm canlılar için çok daha sağlıklı gözükmektedir. Yazımızı, makale yazarlarının özetinin kapanış cümlesiyle bitirelim:

“Popülasyon düzeyindeki diyet değişiklikleri gelecekteki besin ihtiyaçlarımıza köklü miktarda katkı sağlayabilir; ancak süregelmekte olan tarım araştırmaları ve sürdürülebilir yönetim uygulamalarının yeterli üretim seviyelerini garanti etmek için halen devam ettirilmesi gerektiği görülmektedir.”

Sağlıklı yaşam koçu olarak  felsefem her zaman şu olmuştu, olmaya devam ediyor: Her insan eşsiz. Her insanın bedensel ihtiyaçları, hassasiyetleri benzersiz. “Herkes vegan olmalı, herkes omnivor olmalı, herkes paleo diyeti yapmalı, herkes avokado yemeli, herkes et yemeli” gibi yaklaşımlar son derece yanlış. Kendinizi, bedeninizin ve ruhunuzun ihtiyaçlarını en iyi siz bilebilirsiniz. Denemeler yaparak ve testler yaptırarak nelere alerjiniz olduğunu, nelere ihtiyaç duyduğunuzu öğrenebilir ve hayat görüşünüz ve yaşam biçiminizi de hesaba katarak kendinize uygun bir beslenme yoluna gidebilirsiniz.

Herkes için genel geçer doğru kabul edilebilecek durumlar ise şunlar:

-Et yiyorsanız da ne kadar az tüketirseniz, o kadar iyi.

-Bol bol su için.

-İşlenmiş şeker tüketmeyin.

-Meyve yiyin, çok yemeyin, akşam yememeye çalışın.

-Sebze yiyin.

-Mısırözü yağı, ayçiçek yağı, margarin kullanmayın.

-Paketlenmiş, işlenmiş, katkı maddeli ürünleri tüketmeyin.

– Kola, gazoz içmeyin, paketlenmiş meyve suyu, soğuk çay vs içmeyin, meyvenin kendisini yiyin, çok istiyorsanız meyvenin suyunu sıkıp için ama çok fazla tüketmeyin.

-Kızartma yerine fırınlama, buharda pişirme ve ızgara tercih edin.

– Alışmadığınız lezzetleri denemekten kaçınmayın: avokado, chia tohumu gibi süper besinleri bir deneyin.

Not: Makaleyi paylaşan Ayşın Karaduman’a teşekkürler. Kendisi theomnivorist.com sitesinin yazarı, videolarına göz atmanızı tavsiye ederim.