Farkındalık ve Meditasyon. İlk Ders: Sağlıklı Yaşam ve Meditasyon İlişkisi

Şükürler olsun, yılbaşı öncesi yaptığımız demo dersten sonra ilk dersimizi bugün gerçekleştirdik.

Konumuz sağlıklı yaşam ve meditasyonun ilişkisiydi.

Sağlıklı Yaşam bir farkındalık. Genel anlamı, kişinin bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak uzun yıllar sorunsuz bir biçimde yaşaması demek. Özde ise, biliyoruz ki sadece yemek yiyip, su içip, farkında olmasak da nefes alıp hayatta kalabiliriz ancak farkındalığımız artarsa, bedenimize, ruhumuza ve zihnimize doğru besinleri vererek sağlıklı bir yaşam yaşayabiliriz. Doğru besin, sadece yemek içmek değildir. Kimlerle vakit geçirdiğiniz, hangi ortamlara girdiğiniz, hangi hobilerle ilgilendiğiniz, nasıl düşünce yapılarına sahip olduğunuz, yani zihniniz ve ruhunuzu nelerle beslediğiniz de çok önemlidir.

Nefes, yaşam demektir. Yaşadığımız çağda stresi yönetebildiğimiz kadar sağlıklı ve mutluyuz. Doğru nefes almayı öğrendiğimizde ise, en etkili stres yönetimi tekniği ile buluşmuş oluyoruz.

Uzun ömürlü olmanın yolu, derin ve uzun nefesler almak, dakikada alınan nefes sayısını azaltmaktan geçer.

Meditasyon ve nefes teknikleri, beden sağlığını optimize etmek, duyguları dengelemek, ruhu arındırmak için çok önemlidir.

Bugün, doğru nefes almanın ve hayatımızda meditasyona yer vermenin ruhumuzda, zihnimizde ve bedenimizde ne gibi somut değişiklikler yarattığını konuştuk. Louise Hay’in Sağlıklı Yaşam İçin Kendini Sev kitabından alıntılar yaptık, bir adet imgeleme, bir adet de olumlama meditasyonu deneyimledik. Deneyimlerimiz üzerine konuştuk, paylaştık. Ev ödevlerimiz, var, onları konuştuk. Haftaya Pazar yeni konular, okumalar ve meditasyon deneyimleriyle yine Adalar Kültür Derneği‘ndeyiz.
Şubat ayı ortasında haftaiçi derslerimiz de başlayacak. Kayıtlar devam ediyor, bana ya da Adalar Kültür Derneği’ne ulaşabilirsiniz.

Eylül’de Büyükada Adalar Kültür Derneği’nde Sağlıklı Beslenmeyi Konuşacağız

Bir buçuk sene önce taşındığım Büyükada’da evime çok yakın olan Adalar Kültür Derneği’nde çok güzel faaliyetler gerçekleşiyor. Facebook sayfalarından takip etmenizi öneririm.

Derneğin yürüttüğü 2019 Yaz Kültür Sanat Festivali kapsamında Temmuz-Eylül arası çeşitli konularda söyleşiler gerçekleşecek. 11 Eylül Çarşamba akşamı bendeniz de sağlıklı beslenme ile ilgili bir sunum gerçekleştireceğim ve katılımcılarla birlikte söyleşeceğiz. Ev yapımı hurmalı tatlılarımdan da tattırarak tatlı yiyip tatlı konuşalım diyorum.

Henüz vakit var, yaklaştığında tekrar hatırlatacağım, katılırsanız çok mutlu olurum.

21 Günde Belinizi Nasıl İnceltirsiniz?

Böyle bir ismi olan bir kitabı satın alır mısın? Mucize gibi mi düşünürsün yoksa kandırmaca, tuzak gibi mi gelir? Ben önyargı yaptım ama yine de satın aldım, iyi ki de almışım, deryaymış kitap. Merak ediyorsan videomu izleyebilirsin:

İrade Nedir? Sen İradeli Biri misin?

Özellikle beslenmeyle, sporla, sigara ile ilgili hep “iradesizim” önyargısıyla yaklaşırız kendimize. Belki işimize gelen budur, belki de yanlış bir bilgiyle bunu doğumumuzla gelen bir özelliğimiz sanıyoruzdur.

Konuyla ilgili bir video çektim, izleyip yorum yazarsan sevinirim.

Birlikte Meditasyon Yapalım mı?

Sağlıklı Yaşam yolculuğumda kişisel olarak bana en iyi gelen üç disiplin:

  • Düzenli Spor
  • Bilinçli Beslenme
  • Düzenli Meditasyon

Meditasyon hayatın bir parçası haline gelince, koçluk hizmeti verdiğim danışanlarımı da bu disiplinle tanıştırmalıyım ama doğru bir şekilde tanıştırmalıyım diye düşünüp İstanbul NLP International ve Yeditepe Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenledikleri Meditasyon Uygulayıcılığı sertifka programını bitirdim, hala da bir meditasyon hocasının derslerine düzenli olarak devam ediyorum.

Youtube kanalımdaki yeni videomda, dilim döndüğünce, uzunca anlattım meditasyonun ne olduğunu, ne olmadığını ve videonun son 6-7 dakikasında birlikte yapabileceğimiz bir meditasyon yönlendirmesi bölümü ekledim. Umarım faydalı olur. Yorumlarınızı beklerim.

Vegan Beslenme Çok Revaçta, Peki Nasıl Beslenmeliyiz?

Bu konuya daha önceki pek çok makalemde yer verdim aslında, yani hem vegan beslenmeye hem de genel anlamda piyasada sürekli adı geçen pek çok beslenme çeşidine ara ara yer vermeye çalışıyorum makalelerimde; ketojenik beslenme, vejetaryen beslenme, vegan beslenme, akdeniz tipi beslenme, alkali beslenme gibi. Bu makalede konum daha çok fleksitaryen beslenme olacak.

Bu yaz kendim için bir detoks olması da amacıyla 21 günlük vegan beslenme denemesi yapmıştım, burada da bahsetmiştim, oldukça başarılı geçmişti. O 21 günden sonra etin, sütün, yumurtanın beslenmemde yer almamasının cildimi ve bağırsaklarımı bir nebze rahatlattığını, aynı zamanda da fazla kilolarımı atmama yardımcı olduğunu fark ettim. Bir şekilde iç sesimi dinledim ve şu an yaklaşık 6  aydır yumurta, süt ürünleri ve kırmızı et tüketimimi neredeyse sıfıra indirdim. Haftada bir balık yiyorum. Bol bol sebze, meyve ve baklagil yiyorum. Çok nadir olarak ayran içiyorum, çok nadir olarak içinde peynir ya da yumurta olan besinleri tüketiyorum ama özellikle satın alıp soframa koyup tükettiğim ürünler değil bunlar artık. Böylelikle hem kilom sabitlendi, hem cilt ve bağırsak problemlerim çok daha iyileşti. Tabii kan testleri yaptırarak herhangi bir eksiklik yaşayıp yaşamadığımı da kontrol ettiriyorum.

Bu benim yolculuğum. Vegan olduğumu söyleyemem, veganizm zaten bir beslenme türünden ziyade bir felsefe, bir inanış, bir yaşam biçimi. Vejetaryen beslendiğimi de söyleyemem çünkü balık tüketiyorum. Her beslenmeye bir ad takmak gerekli mi, hepimizin beslenmesi bir başlığın altına girmeli mi, bence hayır ama benim gibi beslenenler için bu beslenme türüne de bir isim takmışlar: Fleksitaryen beslenme.

Fleksitaryen beslenme nedir?

Esnek vejetaryenlik diyebiliriz aslında. Kısaca ifade etmek gerekirse fleksitaryen beslenme, çoğunlukla vejetaryen beslenip nadiren et tüketmek. Bu beslenme modelinde kişi ne kadar sık et yiyeceğine kendisi karar veriyor. Ben haftada bir balık, ayda bir iki kez süt ürünlerinden bir ürün tüketiyorum. Yine ayda bir belki yumurta tüketiyorum. Daha az hayvansal gıda tüketimi hayvanların daha iyi koşullarda yaşamaları anlamına gelir. Kaliteli gıda elde edebilmek için hayvanların daha doğal bir ortamda yaşamaları gereklidir. Fleksitaryen diyeti ilk kez ABD’li diyetisyen Dawn Jackson Blatner 2008’de çıkardığı kitabında duyurmuş.

Her zaman söylediğim gibi, önce sen. (Önce sen, bencil ol, çevreni düşünme anlamına gelmiyor. Biz bize hükmedebiliyoruz ancak. Biz sağlıklı olmazsak ne kendimize, ne sevdiklerimize, ne diğer canlılara ve doğaya faydamız olur, bu yüzden kendimizi tanımak, ihtiyaçlarımızı bilmek durumundayız.)

Senin vücudun ne istiyor, neye tepki veriyor, nesiz yapamıyor, neyi sindiremiyor, neyi çok seviyor, neye alerjik reaksiyon gösteriyor, neyle güçleniyor, neye intoleransı var vs. Bunları öğrenmek, kendini tanımak için önce tahliller, testler. Daha sonra ihtiyaca göre bir beslenme çeşidi seçimi ve en sonunda da ne kadar az et ve şeker, o kadar iyi. Sağlıklı yağlardan korkma. Hareket et. Nefes al. Esne.

Destek almak istersen, bana nasıl ulaşacağını biliyorsun.

2019 Hoş Gelsin!

Geçen yıl, bugünlerde, yeni bir yıla girerken sağlıklı ve mutlu olmak için önerilerde bulunduğum bir yazı yayınlamıştım.

Dilek listesi yapmanızı önermiştim, bu yıldan beklentilerinizi gözünüzle de görebilmek, bir nevi somutlaştırabilmek için. Bu önerime bir ekleme yapmak istiyorum: Minik bir defter alın kendinize ve bu bir minnettarlık defteri olsun. Her gün mümkünse gün bittiğinde o gün minnettar olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri yazın. Genelde 10 iyi şey yaşıyorsak, yaşadığımız 2 kötü şeye odaklanıyoruz. Minnet duyduğumuz konulara odaklanır ve bunları not alırsak, beklentilerimizi somutlaştırdığımız gibi aslında hayatımızdaki olumlu yönleri de somut bir şekilde karşımızda görebilir, onlara odaklanmakta kolaylık yaşayabiliriz.

Sağlık kontrollerinizi hatırlatmıştım. Doktor randevularımızı aksatmamamız gerektiğini. Biraz kendimizi dinlemek için her zamanki gibi meditasyon önereceğim. Bedensel veya ruhsal sağlığımızla ilgili bir problem yaşıyorsak, meditasyon sırasında fark edebiliyoruz. Böylelikle, “dizim ağrıyor, şunu ihmal etmeyeyim” ya da “sanırım biraz sinirlerim bozuk, bununla ilgili destek alayım” gibi farkındalıklar yaşayabilirsiniz. Ya da belki ne kadar sağlıklı ve iyi hissettiğinizi fark eder ve şükredersiniz.

Beslenme demiştim. Ben bu yıl kendimi dinleye dinleye bağırsak ve cilt problemlerimi %80 oranında çözen bir beslenme şekli buldum kendime. Tetkiklerimi aksatmayarak elbette. Örneğin ben artık et olarak sadece balık tüketiyorum, onun dışında baklagil, sebze ve meyve ile besleniyorum. Süt ve yumurta da tüketmiyorum artık çünkü bağırsağıma ve cildime iyi gelmediğini fark ettim. Turşu ve kırmızı şarap da aynı şekilde bana iyi gelmeyen besinler. Fakat siz de böyle beslenin dediğimi sanmayın sakın, lütfen kan ölçümlerinizi yaptırın, alerjileriniz, intoleranslarınız varsa bunları öğrenin, gerekiyorsa bir diyetisyene giderek kendinize uygun bir beslenme şekli konusunda destek alın. Motivasyon konusunda desteğe ihtiyaç duyarsanız, koçluk desteği verebilirim, benimle iletişime geçebilirsiniz. Size doğru beslenmeye alışana kadar eşlik edebilir, alternatifler sunabilir, hayatınıza spor ya da meditasyon gibi disiplinleri katmanız için sizi motive edebilirim. Geçen sene yazdığım önerilerin devamı için tıklayın, zira hepsi geçerli bu yıl için de. 

Ben 2018’de İstanbul’dan biraz uzaklaşmak istiyordum. Gönlüm Ege’de, hatta Akdeniz’deydi ama sonra İstanbul’dan o kadar da uzaklaşmadan, daha sakin bir hayatın mümkün olduğu, yine sahil kasabasında yaşama tadını alabileceğim başka bir fikir geldi aklıma: Büyükada’ya yerleştim. Neredeyse bir sene olacak taşınalı. İyi ki dediğim, verdiğim en iyi kararlardan oldu bu.

Önümüzdeki yıl ise Zararsız Yaşam‘ı büyütmek için bazı girişimlerde bulunuyor olacağım. Gelişmelerden sizi haberdar edeceğim, şimdilik sürpriz olsun. Kişisel olarak bu yıl meditasyon ve yoga hayatıma daha sağlam bir şekilde girdi, spor daha azdı ama özdü. Bu yıl sporu daha fazla hayatıma katmak istiyorum.

Yeni yılda sağlıklı yaşam seminerleri, sohbetler, kitap okuma günleri, meditasyon seansları ile birlikte olacağız. Facebook ve instagram hesaplarımı takipte kalın lütfen.

Mutlu yıllar, sağlıklı seneler, sevdiklerinizle, aşk, tutku, bereket, huzur, dostluk ve neşe dolu bir 2019 olsun mu, bence olsun!

Bilinçli Beslenme, Beyin-Bağırsak İlişkisi ve Probiyotikler

 

Geçtiğimiz Cumartesi, İstanbul Erenköy Kozmos Yaşam Merkezi’nde 15 kişilik bir katılımla gerçekleşen sunumumda bilinçli beslenmeden, beyin-bağırsak ilişkisinden ve probiyotiklerden bahsettikten sonra kısa bir meditasyon yapıp ellerimle hazırladığım şekersiz, beyaz unsuz, hindistan cevizi yağı ile pişirilmiş çiğ kakaolu tarçınlı pekmezli kek, çiğ kuruyemişler, maydonozlu, taze naneli ve limonlu detoks suyu tüketerek sohbetimizi tamamladık, katılan herkese teşekkürler.

Sunumumdan kısa notlar:

Probiyotikler yaşayan mikroorganizmalar aslında ve yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda fazlasıyla yararlılar. Probiyotikler bağırsaktaki yararlı bakterileri arttırarak, zararlı bakterilerin ise sayısını azaltarak etkili oluyorlar. Probiyotik seçerken çeşitli türleri içeren, süt ürünleriyle mayalanmamış, katkı maddesi bulunmayanları bulabiliyorsak ne ala. Böyle takviye ürünler mevcut. Bulamıyorsak evde mayaladığımız yoğurt ve kefir de probiyotik içeren doğal bir besin. Yine ev yapımı salatalık ve lahana turşusu, doğal probiyotikler.

Sindirim sistemi bedenimizde beynin yardımı olmaksızın işlevini yapan tek sistem. Çok ilginç değil mi? Kendimizi iyi hissetmemiz ve sağlıklı görünmemiz için bedenimizin ihtiyaç duyduğu besinleri birebir bu sistemden alıyoruz. Sindirim sistemi aslında ağzımızdan anüsümüze kadar uzanan 10 metrelik, kastan, sinirden, duyulardan oluşan bir boru. Sindirim sorunları oluşturan şeyler ilginçtir ki yaşam biçimimiz. Epigenetik bilim araştırmaları iyi beslenmenin olumsuz genetik etkileri bile yok edebileceğini söylüyor.

Sindirim aslında beyinde başlıyor. Yiyecekleri düşünmemiz, görmemiz, kokusunu duymamız… beynimiz sayesinde ağzımız sulanıyor, midemiz kasılıyor, pankreasımız enzim salgılamaya başlıyor. Beynimiz yediklerimizin iyi sindirildiğine inanmalı ki bedenimiz sağlıklı olsun. Aslında herşey beynimizi nelere inandırdığımızla ilgili.

Kalın bağırsağımız kötü bakterileri denetim altında tutan iyi bakterilerle yani floralarla dolu. Besinler ayrıştırılıyor ve atık maddeler dışkı olarak rektumda depolanıyor. Yeterince dışkı depolandığında kaslarımız gevşiyor ve dışkı dışarı atılıyor. Fazla lif tüketerek, bol su içerek, yeterli uyku uyuyarak, egzersiz yaparak ve stresi azaltarak sağlıklı bir şekilde sindirebiliriz ve dışarı atabiliriz yediklerimizi.

Atık maddeleri dışarı atmamız durumunu metafiziksel olarak anlatmak istersek: yaşamı içeri almak, bize yarayanları özümsemek ve gerek duymadıklarımızı bırakmaktır. Bıraktıktan sonra sifonu çekeriz ve geri dönmemek üzere yollarız ihtiyaç duymadığımızı. Bu sağlıklı olandır. Doğal olan budur.

Mide ve sindirim sorunları hakkında önemli bir soru sorulmuş Louise Hay tarafından: Neyi ya da kimi sindiremiyorsunuz? Korku var olduğu sürece yaşamı sindiremiyoruz. Gelecek için kaygı duyduğumuz müddetçe sindirimimiz gerçekleşmiyor. Bedendeki mutluluk hormonu serotoninin yaklaşık %90’ı bağırsaklarda bulunuyor.

Bağırsak ve beyin arasında yin ve yang gibi bir döngü şeklinde bir iletişim var. Mutsuz beyin bağırsağı etkilerken mutsuz bağırsak beyni etkiliyor. Bağırsaktaki bakteriler sürekli olarak beyne sinyal gönderiyor. Bağırsak mikrobiyomu sağlıklı olunca “mutluyum” mesajı gönderiyor beyne.

Akşam yemeğindeki sohbet tatsız bir hal alıp arkadaşınızla tartışmaya başladığınızda midenizdeki öğütme işlemi hızlıca son buluyor ve yerini spastik kasılmalara bırakıyor. Yemeğinizin yarısı sindirilemeden midenizde kalıyor. Böylelikle mide spazmları hissediyorsunuz. Stresli geçen bir günün ortasında ağır bir öğle yemeğinin iyi bir fikir olmayacağını unutmayın. Bağırsak reaksiyonlarını değiştirmek ve hücresel değişiklikleri tersine çevirmek amacıyla beyinde yazılan senaryonun “olumlu öykülere” dönüştürülmesi gerekiyor. Genelde çocukluğunda travma yaşamış insanlarda stres-tepki genlerine kimyasal etiketler eklenmiş durumda. Böyle kişilerin organları strese karşı abartılı bağırsak reaksiyonları gösteriyorlar.

Dilimizde beş tat alma reseptörü var: acı tatlı ekşi tuzlu ve umami. İnsan bağırsağında ise 25 farklı tat reseptörü var. Bunun sebebi yediğiniz yemeğin tadına göre beyninize göndermek istediği şifa mesajları. Demek ki bağırsaklarımız sadece besin maddelerini sindirmek için varolmuş değiller, görevleri çok daha fazla.

Meditasyonla beynin en çok hangi bölümünün etkilendiğini keşfetmek için Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırma gösteriyor ki, geleneksel tıp bilimine göre otomatik sinir sisteminden sorumlu olan bölge meditasyon ile harekete geçebiliyor ve sindirim sistemi, kan basıncı gibi direkt olarak stres ile ilişkili değişkenlere aslında meditasyon ile etki edilebiliyor. Sonuçta bu işlevler üzerine meditasyon ile etki edebiliyoruz, kalp hastalıkları, sindirim sorunları ve kısırlık gibi stresle ilişkili rahatsızlıklardan kurtulmamız konusunda meditasyon önemli bir çözüm yolu olabiliyor.

Stresörler sinir sisteminin dengesini bozduğu zaman; gevşeme tekniklerini kullanarak sinir sistemi dengeli haline geri getirebilir. Anksiyete sinir sisteminizi ele geçirdiği zaman, vücudunuz hayatta kalmak için; savaşmak ya da kaçmak için kimyasallar salgılar. Anksiyete (kaygı) yanıtı hızlı hareket etmeniz gerektiği acil durumlarda hayat kurtarıcı olabileceği gibi günlük hayatın stresleri tarafından aktive edildiği zaman sizi yıpratıyor. Bunu Metin Hara’nın YOL kitabında da okuyabilirsiniz. Tam odaklanarak derin nefes alıp vererek yaptığımız nefes temizliği basit ama güçlü bir gevşeme tekniği. Bunu öğrenmek çok kolay, hemen hemen her yerde yapılabilir ve kaygı seviyenizi kontrol altına tutmanızda hızlı yol almanızı sağlar.

Kaynak kitaplar: 

Sağlıklı Yaşam İçin Kendini Sev – Louise Hay

Beyin Bağırsak Bağlantısı – Dr. Emeran Mayer

Yol – Metin Hara