Korona Virüsü Hakkında Ne Düşünmeli, Nasıl Davranmalıyız?

Corona (Korona) Virüsü Nedir?

Medicana Hastanesi diyor ki, insanlarda Coronavirus’un (koronavirüs) neden olduğu hastalık, basit soğuk algınlığından ağır akut solunum sendromuna (Severe Acute Respiratory Syndrome, SARS) kadar değişkenlik gösterebilmektedir. İnsan ve hayvanlarda çeşitli derecelerde respiratuar, enterik, hepatik, nefrotik ve nörolojik tutumlarda seyreden klinik tablolara neden olabilmektedir. COVID-19 virüsü, SARS-CoV ve MERS-CoV’unda içine bulunduğu beta-coronavirus (beta- koronavirüs) ailesi içinde yer almaktadır.

Corona / Covid-19 (Korona) virüsü semptomları arasında burun akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı, muhtemel baş ağrısı ve bazen de birkaç gün süren ateş sayılabilir. Bağışıklık sistemi zayıf olan ileri yaştakiler ve çok genç olanlar için virüsün pnömoni veya bronşit gibi çok daha ciddi solunum yolu hastalığına neden olabilir. İnsanlarda ölümcül olabilecek seviyede çok az Corona / Covid-19 (Korona) virüsü vardır.

Yaşam alanlarındaki oda neminin dengelenmesi ve ılık duş ile boğaz ağrısı ve/veya öksürüğün hafiflemesine destek sağlanabilir. Ayrıca bol sıvı tüketmek, dinlenmek ve uyku tedavi için faydalı olacaktır. Belirtiler standart soğuk algınlığı sürecinden daha kötü seyretmeye başlarsa mutlaka uzman hekime danışılması gerekir.

Corona / Covid-19 (Korona) virüslerinin insandan insana bulaşması, genellikle sağlıklı bir insanın enfekte bir insanın vücut salgılarıyla temas etmesi sonucu mümkün oluyor. Virüs hasta insanlardan öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçılan damlacıklarla ve hastaların temas ettiği yüzeylerden göz, ağız, burun mukozası ve el sıkışma ile bulaşabilir. Coronaviruslar (koronavirüs) genel olarak dış ortamda dayanıklılığı olmayan virüslerdir. Ancak bugün için COVID-19’un bulaşıcılık süresi ve dış ortama dayanma süresi net olarak bilinmemektedir.

Anadolusaglik.org

Ne önlemler almamız gerekir?

Dünya Sağlık Örgütü,

  • Enfekte olmuş kişilerle yakın temastan kaçınmanın,
  • El hijyenine dikkat etmenin, sık aralıklarla elleri en az 20 saniye saf sabun ve su ile yıkamanın; sabun ve su olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanmanın; özellikle hasta insanlar veya çevresi ile doğrudan temas ettikten sonra elleri mutlaka yıkamanın,
  • Çiftlik veya vahşi hayvanlarla korunmasız temastan kaçınmanın,
  • Enfekte olduysanız, mesafeyi korumanın, öksürürken, hapşırırken tek kullanımlık kağıt mendil ile ağzın ve burnun kapatılmasının; kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içinin kullanılmasının, ellerin yıkanmasının; gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmaktan kaçınmanın,
  • Enfekte olan kişilerin dokunduğu yüzeylerin dezenfekte edilmesinin,
  • Et, yumurta gibi hayvansal gıdaların iyice pişirilmesinin,
  • Hasta kişilerin mümkünse kalabalık yerlere girmemesinin, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burnun kapatılmasının, mümkünse tıbbi maske kullanılmasının önemli olduğunu belirtmiştir.

Geçtiğimiz günlerde, idolüm dediğim, her sözüne güvendiğim sağlıklı yaşam uzmanı Karen Hill‘in canlı yayın videosunu izledim. Çok önemli bilgiler verdi, sizlerle aklımda kalanları paylaşmak isterim.

Corona virüsü gibi pek çok virüs var. Ölümcül olan, olmayan, çok hasta eden, az hasta eden. Hasta olunca c vitamini almak gibi bir yanlışın altını çiziyor Karen Hill. Bizim, hasta olunca, hastalık ihtimali olunca değil, her zaman kendimize çok iyi bakmamız, her zaman bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekiyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutuyorsak, virüslerden bakterilerden korkacak bir şey kalmıyor çünkü vücudumuzda onunla savaşacak yeterli güç oluyor. Ancak bizi güçsüzken yakaladığında, sonradan c vitamini ve benzeri kürler, ilaçlar yüklenmek beyhude bir çaba oluyor.

Hayatımızda her zaman, yani sağlıklıyken de, ev yapımı elma sirkesi, limon suyu, güveneceğiniz bir doktor varsa damardan alınabilecek c vitamini takviyeleri, narenciye tüketmemiz gerektiğinin altını çiziyor Karen Hill. C vitamini niyetine aldığımız sandozların hapların maalesef çok fazla katkı maddesi ve zararlı madde içerdiğini, onları almak yerine narenciye yememizin yeterli olacağının altını çiziyor.

Uyku çok önemli diyor Hill. Erken yatmalı ve erken uyanmalıyız, karanlıkta uyumalıyız ve yeterli saat uyumalıyız. (ortalama 7-9 saat arası)

Stres ve korku, bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sakinleşmeye ihtiyacımız var. Burada ben araya gireceğim ve meditasyon diyeceğim nacizane. Düzenli meditasyon yapmak stres faktörünü azalttığı için stres hormonu olan kortizolü de azaltıyor. Kortizol, kişinin bağışıklık sistemini baskılayan ve insülin dengesini bozan bir hormon. Dolayısıyla, kişi enfeksiyonlara, hastalıklara karşı açık oluyor. İnsülin dengesi bozulduğunda kişi kilo almaya da meyilli oluyor. İşte bu yüzden sürekli salgılanan bu hormon bir sürü hastalığa neden olabiliyor. Demem o ki, meditasyon ruhumuzun yanı sıra aynı zamanda bedeninizin de sağlığını koruyor.

Bol su içmemiz şart. Fermente yiyecek içecekler, sarımsak, kişniş çayı, önerilen besinler arasında.

Ellerimizi zaten her zaman yıkıyor olmalıyız, evimizi zaten her zaman temiz tutmalıyız diyor Karen Hill. Bunları hiç bilmiyormuşuz gibi önerilmesi bana komik geliyor diyor, ki haklı.

Bu arada dezenfektanlara, farklı temizlik ürünlerine ihtiyacımız yok ilk aşamada. Saf sabuna ihtiyacımız var. Ellerimizi güzelce saf sabunla yıkamalıyız.

Elbette kapalı ve kalabalık ortamlara gireceksek, nefes alışverişine dikkat etmek gerekiyor. Mendile ya da kolumuza hapşurmamız gerekiyor. Her yere dokunmamak, etrafa dokunduktan sonra yüzümüze dokunmamamız gerekiyor elbette. Toplu taşıma araçlarını kullanacakken yanımıza minik kolonyalardan ya da kolonyalı mendillerden alabiliriz ve bir yere tutunduktan vs sonra kolonya ile dezenfekte edebiliriz ellerimizi.

Kendinize iyi bakın, çevrenizdekilere iyi bakın ve sakin olun lütfen. Biraz ev keyfi yapın. Koyun bitki çayınızı, akşam yapın çorbanızı, sakin sakin oturun, meditasyon yapın, müzik dinleyin, çocuğunuzla vakit geçirin, film izleyin, kitap/dergi okuyun. Tütsü yakın, ada çayı yakın. Evinizi havalandırın. Korona virüsünden etkilenmiş ve etkilenmekte olan tüm insanlara, tüm hastanelere, tüm şehir ve ülkelere iyi dileklerinizi gönderin, önce kendinize, sonra da evrene güvenin.

Bir de başka açıdan bakalım. Kapitalist sistemin yaydığı sürdürülebilirliği olmayan yaşam stilimizi bir gözden geçirmek, acele hayatlarımızda belki hijyene bile dikkat etmediğimizi fark etmek, gereksiz seyahatten kaçınmak, çevreyi kirletmemek adına, bu yaşadıklarımız bir farkındalık yaratabilir mi? Dileyelim öyle olsun.

Bilinçli ve Bütüncül Beslenme Söyleşisi

Bildiğiniz gibi 2017’den beri çeşitli şehirlerde ve mekanlarda sağlıklı yaşama, sağlıklı beslenmeye dair söyleşiler düzenliyorum. Büyükada‘ya taşındığımdan beri burada genelde ilk mesleğimle ilgili olan sinemaya dair etkinlikler düzenledim. İlk kez Adalar Kültür Derneği‘nin katkılarıyla Büyükada’da da hep birlikte sağlıklı, bilinçli, bütüncül beslenmeyi konuşacağız, söyleşinin sonunda 3-4 dakikalık bir nefes/meditasyon çalışması yapacağız.

Söyleşi ücretsizdir ve katılımlara açıktır. 21:00-22:30 arası devam edecek olan etkinliğe İstanbul’dan da gelebilir, dönüş vapur ve motorlarına yetişebilirsiniz. Sağlıklı beslenmeyi ve sağlıklı yaşamı konuşacağımız bu söyleşinin size Büyükada havası aldırmasının da bünyenize iyi geleceğinden eminim 🙂

Eylül’de Büyükada Adalar Kültür Derneği’nde Sağlıklı Beslenmeyi Konuşacağız

Bir buçuk sene önce taşındığım Büyükada’da evime çok yakın olan Adalar Kültür Derneği’nde çok güzel faaliyetler gerçekleşiyor. Facebook sayfalarından takip etmenizi öneririm.

Derneğin yürüttüğü 2019 Yaz Kültür Sanat Festivali kapsamında Temmuz-Eylül arası çeşitli konularda söyleşiler gerçekleşecek. 11 Eylül Çarşamba akşamı bendeniz de sağlıklı beslenme ile ilgili bir sunum gerçekleştireceğim ve katılımcılarla birlikte söyleşeceğiz. Ev yapımı hurmalı tatlılarımdan da tattırarak tatlı yiyip tatlı konuşalım diyorum.

Henüz vakit var, yaklaştığında tekrar hatırlatacağım, katılırsanız çok mutlu olurum.

Vegan Beslenme Çok Revaçta, Peki Nasıl Beslenmeliyiz?

Bu konuya daha önceki pek çok makalemde yer verdim aslında, yani hem vegan beslenmeye hem de genel anlamda piyasada sürekli adı geçen pek çok beslenme çeşidine ara ara yer vermeye çalışıyorum makalelerimde; ketojenik beslenme, vejetaryen beslenme, vegan beslenme, akdeniz tipi beslenme, alkali beslenme gibi. Bu makalede konum daha çok fleksitaryen beslenme olacak.

Bu yaz kendim için bir detoks olması da amacıyla 21 günlük vegan beslenme denemesi yapmıştım, burada da bahsetmiştim, oldukça başarılı geçmişti. O 21 günden sonra etin, sütün, yumurtanın beslenmemde yer almamasının cildimi ve bağırsaklarımı bir nebze rahatlattığını, aynı zamanda da fazla kilolarımı atmama yardımcı olduğunu fark ettim. Bir şekilde iç sesimi dinledim ve şu an yaklaşık 6  aydır yumurta, süt ürünleri ve kırmızı et tüketimimi neredeyse sıfıra indirdim. Haftada bir balık yiyorum. Bol bol sebze, meyve ve baklagil yiyorum. Çok nadir olarak ayran içiyorum, çok nadir olarak içinde peynir ya da yumurta olan besinleri tüketiyorum ama özellikle satın alıp soframa koyup tükettiğim ürünler değil bunlar artık. Böylelikle hem kilom sabitlendi, hem cilt ve bağırsak problemlerim çok daha iyileşti. Tabii kan testleri yaptırarak herhangi bir eksiklik yaşayıp yaşamadığımı da kontrol ettiriyorum.

Bu benim yolculuğum. Vegan olduğumu söyleyemem, veganizm zaten bir beslenme türünden ziyade bir felsefe, bir inanış, bir yaşam biçimi. Vejetaryen beslendiğimi de söyleyemem çünkü balık tüketiyorum. Her beslenmeye bir ad takmak gerekli mi, hepimizin beslenmesi bir başlığın altına girmeli mi, bence hayır ama benim gibi beslenenler için bu beslenme türüne de bir isim takmışlar: Fleksitaryen beslenme.

Fleksitaryen beslenme nedir?

Esnek vejetaryenlik diyebiliriz aslında. Kısaca ifade etmek gerekirse fleksitaryen beslenme, çoğunlukla vejetaryen beslenip nadiren et tüketmek. Bu beslenme modelinde kişi ne kadar sık et yiyeceğine kendisi karar veriyor. Ben haftada bir balık, ayda bir iki kez süt ürünlerinden bir ürün tüketiyorum. Yine ayda bir belki yumurta tüketiyorum. Daha az hayvansal gıda tüketimi hayvanların daha iyi koşullarda yaşamaları anlamına gelir. Kaliteli gıda elde edebilmek için hayvanların daha doğal bir ortamda yaşamaları gereklidir. Fleksitaryen diyeti ilk kez ABD’li diyetisyen Dawn Jackson Blatner 2008’de çıkardığı kitabında duyurmuş.

Her zaman söylediğim gibi, önce sen. (Önce sen, bencil ol, çevreni düşünme anlamına gelmiyor. Biz bize hükmedebiliyoruz ancak. Biz sağlıklı olmazsak ne kendimize, ne sevdiklerimize, ne diğer canlılara ve doğaya faydamız olur, bu yüzden kendimizi tanımak, ihtiyaçlarımızı bilmek durumundayız.)

Senin vücudun ne istiyor, neye tepki veriyor, nesiz yapamıyor, neyi sindiremiyor, neyi çok seviyor, neye alerjik reaksiyon gösteriyor, neyle güçleniyor, neye intoleransı var vs. Bunları öğrenmek, kendini tanımak için önce tahliller, testler. Daha sonra ihtiyaca göre bir beslenme çeşidi seçimi ve en sonunda da ne kadar az et ve şeker, o kadar iyi. Sağlıklı yağlardan korkma. Hareket et. Nefes al. Esne.

Destek almak istersen, bana nasıl ulaşacağını biliyorsun.

Yeni Yılda Sağlıklı ve Mutlu Olmak İçin Önerilerim

Bir yıl ne çabuk geçti yahu? Kısa bir değerlendirme…

Son dönemlerde hepimizin ağzında aynı laf var: “günler, aylar, yıllar nasıl geçiyor anlamıyorum, bu ara sanki bir başka hızlı akıp gidiyor.”

Şahsen böyle hissedenlerdenim. Facebook’un şu tarihte bugün hatırlatmalarının hastasıyım, hatta bağımlısıyım denebilir. Gece 12’de muhakkak geçen sene ya da daha önceki senelerde bugün ne paylaşmış, ne yapmışım, neredeymişim, kimlerleymişim, neleri takip ediyor, nelerden etkileniyormuşum diye merakla bakıyorum bu sayfalara. Ve her seferinde çok şaşırıyorum çünkü birkaç ay önce gibi hissettiğim, deyim yerindeyse dün gibi hatırladığım anlar 3-5 sene önceki anılar olarak çıkıyor karşıma. Zaman tuhaf bir kavram zaten, bu yeni bir bilgi ya da benim bir buluşum değil, hep konuşulmaz mı, bizi strese sokan bir sınav, bir görüşme ya da bir bekleme anı 10 dakika bile olsa saatler geçmiş gibi hissettirirken çok mutlu olduğumuz birkaç saati bir dakika gibi hatırlarız. Neyse, diyeceğim o ki, yıl oldu 2018. Kutlamalara çok az kaldı. Bu yılın başında Reina’da üzücü olaylar yaşandı, pek çok kayıp verdik. Bu yıl ABD’nin 44. Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’a veda etti. 45. Başkan Donald Trump, Kongre’de yemin ederek göreve başladı, Trump’ın yıl boyu aldığı kararlar ve attığı imzalar tüm dünyadan tepkiler aldı. Bu yılki referandumla ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ olarak adlandırılan sistem, başkanlık sistemiyle değiştirildi. Bu yıl Google, “dünyanın en değerli markaları” listesinde teknoloji devi Apple’ı geride bırakarak zirveye yükseldi. Bu yıl ABD’nin Los Angeles kentinde 89. Oscar Ödülleri törenle sahiplerini buldu. En iyi film ödülüne layık görülen filmin yanlış anons edilmesinin damga vurduğu törende “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülü “Moonlight“taki performansıyla Mahershala Ali’nin oldu. Ali, oyunculuk dalında Oscar’a layık görülen ilk Müslüman oldu. Bu yıl Kılıçdaroğlu Adalet Yürüyüşü yaptı. Bu yıl Harun Kolçak, Halit Akçatepe, Fikret Hakan, Ayberk Atilla, Engin Cezzar, Tayfun Talipoğlu, Bülent Kayabaş, Naim Süleymanoğlu, Vatan Şaşmaz ve şu an aklıma gelmeyen pek çok değerli ismi kaybettik. Bu yıl Tekerlekli Sandalye Basketbol takımımız Avrupa şampiyonu oldu.

Bende ne var ne yok?

Ben bu yıl sağlığımı geri kazanmak için bazı atılımlar yaptım. Sporu, meditasyon ve yogayı hayatımda düstur edindim. Sağlıklı beslenmeyi öğrendim, sağlıklı besinler pişirmeyi öğrendim. “Önce ben” demeyi öğrendim. Bu öğrenimler bana yeni bir meslek de kazandırdı. Sağlıklı yaşam koçu olma yolunda epey ilerledim. Sinema yazarlığı da bana güzel deneyimler yaşattı bu sene. Bu sene güzel bir seyahat yaptım kendi başıma, bu seyahat beni biraz daha büyüttü, kendime biraz daha yaklaştırdı, bana çok şey öğretti. Arkadaşlarımla güzel vakitler geçirdim bu yıl. Bana iyi gelmeyen enerjide olan insan ve mekanları sevgiyle hayatımdan çıkarttım. Yeni hedefler koydum kendime, istemeyi öğrendim. Destek olabileceğim pek çok canlıya elimden geldiğince destek olmaya çalıştım. 2018 kapıdayken pek çok yenilik beni bekliyor, yeni bir evim, yeni bir muhitim, yeni bir çevrem, yeni bir yaşamım olacak gibi görünüyor. Sevdiğim, ben olduğum işler yaparak geçimimi sağlayabileceğim, huzurda ve akışta olacağım günlerin beni bekliyor olması için ben elimden gelen çabayı gösterdim, gerisi akış…

Sağlıklı bir yeni yıl için Melis’ten öneriler

Gelelim yeni yılı bahane ederek yenilenmemiz adına nacizane önerilerime:

1- Dilek Listesi /Panosu: Önünüze ister bir kağıt/defter, isterseniz büyükçe bir karton alın. İster kalem, ister renkli boyalar, isterseniz dergiler, gazeteler, fotoğraflar alın önünüze. Amaç hedeflerimizi, planlarımızı, hayallerimizi önümüze dökmek, somutlaştırmak, görmek. Kağıda yazabilirsiniz: İtalya’ya gitmek istiyorum. Şu şikayetim için doktora görünmek istiyorum. Tenise başlamak istiyorum. Teyzemi ziyaret etmek istiyorum. Arkadaşımla barışmak istiyorum. Daha çok uyumak istiyorum. Kilo vermek istiyorum. Kartonunuzun üzerine buna benzer isteklerinizle ilgili çizimler yapabilir, görseller keserek yapıştırabilirsiniz. Bunları yaparken ne istediğinizi sesli olarak da ifade etmenizi öneririm. Kendi iç sesiniz isteklerinizi dile getirdikçe, siz bu istekleri duydukça onlar daha da somutlaşacak, onlara daha da inançla bağlanacaksınız ve bu isteklerinizin gerçekleşmesi için daha somut adımlar atabileceksiniz.

2- Sağlık: Neleri ertelemekteyiz? Şuram ağrıyor, doktora gitmem lazım ama üşeniyorum/korkuyorum/erteliyorum şeklindeki tüm durumlarınızı lütfen gözden geçirin. Bunları da tek tek yazın bir sayfaya korkmadan: dişçi randevusu, kadın doğum randevusu, dahiliyeci, her ne ise. Ve lütfen ilk iş bu ertelemeleri bitirelim, randevularımıza gidelim ve bu yazdıklarımızın üstünü çizelim. Sağlıktan önemli hiçbir şey, ama hiçbir şey olamaz.

3- Sigara: Uzatmayacağım, kolay olmadığını biliyorum ama eğer içiyorsanız lütfen bu sene bırakmak için bir adım atın. O sene bu sene olsun.

4- Beslenme: Kızartma ve şekeri hayatınızdan çıkartmak için bir adım atın lütfen. Paket gıdalar ve fast food yerine ev yemeği yemeye çalışın, bu bile bir başlangıçtır. Daha ciddi bir beslenme bozukluğunuz varsa lütfen bir diyetisyene başvurun. Bu konuda bir disiplin probleminiz varsa size koçluk hizmetimle eşlik edebilirim.

5- Spor: Vaktim yok, sevmiyorum diyenler: haftada iki gün, sadece 45’er dakika. Vaktim var ve seviyorum diyenler: haftada 3-4 gün, en fazla 1’er saat. Hem fizik hem ruh sağlığı için.

6- Kitap: Günde 3 sayfa için vaktim yok bahanesini kabul etmiyorum. Bambaşka hayatlar, düşünce yapıları, hayaller keşfedin, öğrenin, itiraz edin, düşünün.

7- Sosyalleşmek: Kafalarımızı şu akıllı telefonlardan biraz kaldıralım ve sevdiğimiz insanlarla, sevdiğimiz mekanlarda sohbet edelim biraz, olur mu? Kaliteli zaman geçirelim.

8- Uyku: 7-8 saatten az uyumamaya özen gösterin. Kaliteli uyku uyumaya çalışın. Yataktan zorla kalkmayın. Kalkmanız gereken saatten 6-7 dakika önceye kurun saati, yatakta gerinin biraz, esneyin, hiç bilmediğiniz yeni bir güne uyanıyor olduğunuzun heyecanını hissetmeye çalışın.

9- Alkol: Hafta sonları birer kadeh gibi bir deneme nasıl olur? Ödül gibi olmaz mı? Bırakın o her zaman hayatınızda olan bir rutin, sizi yoran bir bağımlılık olmasın, kendinizi şımarttığınız, tadını özlediğiniz bir kaçamak olsun. Cumartesi akşamı yemeğinizin yanında size eşlik eden bir kadeh kırmızı şarap ya da en sevdiğiniz grubun konserinde coşarken tadını çıkarttığınız bir şişe bira.

10– Olumlu Düşünce ve Meditasyon: Olumsuz düşünce kurmak, hayat çok kötü, ben çok şanssızım, her şey berbat demek o kadar kolay ve ilk akla gelen kaçış düşünceleri ki aslında. Evet, dünyada haksızlıklar, adaletsizlikler, zulüm, ölüm, kötülük, vahşet almış yürümüş durumda. Fakat dünyanın derdi bizim omuzlarımızda değil. Biz bu olumsuzluklarla vah vah ederek, her şeyden nefret ederek ve surat asarak savaşamayız. Bizim tek bir silahımız var, o da kendimiz. Tek bir sorumluluğumuz var, kendimiz. Toplumlar bireylerden oluşuyor. Kayserililer, İngilizler, Amerikalılar, Batılılar, Asyalılar demeye bayılıyoruz ama aslında herkes sadece kendinden mesul. Sen kendi içini temizle, kendi çevrene iyi, hakkaniyetli, temiz, dürüst, doğal davran. Gerisi sende değil. Her gün yeni bir gün. Her şey değişken. Sadece var olmaya çalış. Yönetmemeye. Mükemmeli aramamaya. Sakinleşmeye ve yavaşlamaya çalış. Kendine her gün en az bir beş dakika ayır. İş yükünden, ailevi sorumluluklarından, trafikten, yetişmekten, sosyal medyada varolmaktan beş dakikacık kop. Gir bir odaya. Otur. Kapat gözlerini. Yavaş yavaş nefes al, ver. Nefesini dinlemeye çalış. Düşünceleri fark et. Vücüdunu esnetmeye çalış. Nerelerin gerilmiş, nerelerin ağrımış, fark et ve rahatlatmaya çalış. Bu kadarını yap kendine. Ve sonra kendine bu beş dakikayı bile ayırdığın için teşekkür et.

11- Su: Su iç. Bol bol.

12- Dilekler ve Kapanış: MUTLU, SAĞLIKLI, NEŞELİ, TUTKULU, HUZURLU, SEVGİ DOLU HİSSETTİĞİMİZ BİR YIL OLSUN!

Şimdi Ekmek Yiyor muyuz Yoksa Yemiyor muyuz? Ekşi Mayalı Ekmek Ne Demek?

Biz Ekmekle Büyüdük

Çocukluğumuzdan itibaren ekmeğin faydalı bir şey olduğunu duyduk. Kahvaltılarda dilim dilim tükettik beyaz undan yapılmış beyaz ekmeği. Üzerine yağ sürdük, bal sürdük, peynir koyduk, zeytin koyduk, domates koyduk, sandviçler yaptık yedik. Öğlen ve akşam yemeklerinde ekmek yemezsek yemeğin bizi tutmayacağını söyledi hep annelerimiz. Pilav makarna gibi yiyecekler yiyorsak mümkün mertebe ekmek yemedik ama bazısı “ben pilav makarna mantı ile bile ekmek yerim” diye övündü durdu. Ekmek temel besin kaynağı olarak alışılagelmiş bir besin. Dinimizce de ekmeğe hep hürmet edilir.

Paket Ürünler

Paket ürünlerin arttığı ve bizim sorgulamadan, “yaşasın kolay tüketilen, çeşit anlamında zengin pek çok yeni ürün, haydı hepsini tüketelim” dediğimiz dönemde kepekli ekmek çıkageldi. Sonra tost ekmeği şeklinde çeşitli tahıllı ekmekler sofralarımızda yerini buldu. Kepekli ekmeğin daha az kalorili olduğu söylendi, tadını çok sevmesek de “diyet yapıyoruz” adı altında bu ekmeği tüketir olduk. Tahıllı ekmekler daha lezzetliydi, tost, sandviç de yapıyor, akşam yemeklerinde normal ekmeğin yerine de tüketiyorduk.

Sonra paket ürünlerin içindeki koruyucu maddeler konusu çıktı ortaya. Bir yandan da kepekli ekmeğin aslında çok da faydalı olmadığı, eksik bir besin olduğu tartışmaları çıktı.

Hiç mi Yemeyelim?

Geldiğimiz son nokta hiç ekmek tüketmemek ile tüketilecekse ekşi maya ile yapılmış ekmeği tüketmek noktası.

Şimdi gidelim en başa. Beyaz unla yapılan ekmeğin sorunu ne? Beyaz ekmek üretmek için buğday tanesinin vitamin ve minerallerden zengin olan “ruşeym” kısmı (tohum özü) ile koruyucu kalkanı “kepeği” ayrıştırılıyor. Buğdaydan geriye nişasta-karbonhidrat yüklü, posadan, vitamin ve mineralden fakirleşmiş kısmı kalıyor. Posa neredeyse hiç kalmıyor.  Yoğun rafinasyon işlemleri ile buğday öğütüldükçe öğütülüyor, nihayette un son derece küçük partiküller haline geliyor. Partikül çapı küçülünce beyaz un tıpkı rafine şeker gibi hızla emilip, kana aşırı hızlı biçimde giriyor. Sonuçta kan şekerinde ani dalgalanmalar, pankreastan aşırı insülin şarjları ve kanda önce hiperinsülinemi sonra da “insülin direnci” dediğimiz tablolar ortaya çıkıyor.  İnsülin direnci bir süre sonra fazla kilo ve obeziteye, şeker hastalığına, damar sertliğine, hipertansiyona davetiye çıkaran metabolik bir bozukluk.

Ayrıca ekmeklerin içine aşırı miktarda rafine tuz ve yumuşaklığını artırmak, raf ömrünü uzatmak amacıyla bizim için toksik olan birçok kimyasal madde ekleniyor.  Çok fazla olmasa da karbonhidrata ihtiyacımız var, nasıl yapacağız o zaman derseniz, doğal ve sağlıklı karbonhidratlar buğdayın kendisinde, bulgurda, fasulyede, mercimekte, sebzelerde, meyvelerde ve bütün kuruyemişlerde bulunuyor, illa ekmek yememiz gerekmiyor.

Gelelim ekmekteki mayaya. Mayalı ekmek yediğimiz zaman, sindirim kanallarımızı, maya ile bağırsaklarımızdaki mikroflora arasında geçen bir savaş alanına çeviriyormuşuz meğer . Kabızlık, şişkinlik ve sindirim sistemi hastalıkları, çoğu zaman maya kullanılarak yapılan ekmek ve benzeri rafine un ürünlerinin çok fazla tüketilmesi üzerine ortaya çıkıyor ne yazık ki.

Ekşi mayalı ekmeklerin glisemik indeksi düşük oluyor. Az yesek de doyuyoruz. Kan şekerimiz hızla yükselmiyor ve uzun süre tok kalıyoruz. Ekşi mayada pek çok aktif bakteri mantar kültürleri mevcut imiş, yani probiyotik özelliği var. Ekşi maya ile yapılmış ekmek çok geç bayatlıyor bu arada.  Ekşi mayalı ekmeğin bildirilen bir diğer önemli yararı ise ekşi maya içerisindeki “fitat” oluşumunun normal ekmek mayası ile hazırlanan ekmeğe göre yaklaşık yarı yarıya azalması. Fitat tam tahılın yanı sıra bakliyat, yemişler ve yemeklik tohum yağları içerisinde de bulunan ve besinlerin içindeki vücut için yararlı kalsiyum, demir, potasyum, magnezyum, mangan ve çinko gibi minerallere kuvvetle bağlanarak onların vücuda emilimini engelleyen bir madde imiş.

Gelelim tahılın kendisine.  Vitamin açısından zengin buğday özü,  “tam buğday” ekmeğinde bulunuyor. İçerdiği posa sayesinde midede tokluk hissi yaratan tam buğday ekmeği, kalori açısından da beyaz ekmeğe oranla daha az. Aynı zamanda içerdiği düşük glisemik indeks ile kan şekerini de dengeleyecek özellikte.

Ben en çok ekşi mayalı çavdar ekmeği tüketiyorum. Buğday unu ve çavdar ununun karıştırılarak üretildiği bu ekmek aslında tahıllar içindeki en koyu renkli, en çok çözünür lif içeren ve en doyurucu ekmek oluyor. Yine insülin direncini ve diyabet riskini azaltıcı bir özelliğe sahip.

Tam tahıllı ekmekler de, paket ürün değilse faydalı. Buğday unu, tam buğday unu ve bunların karışımına mısır, arpa, yulaf, çavdar, pirinç, darı gibi tahılların eklenmesiyle üretilen ekmek çeşidi, tam tahıllı oluyor. Tam tahıllı ekmek de sindirim problemlerine, kalp ve damar hastalıklarına iyi gelen sağlıklı ekmeklerden biri diyebiliriz.

Siyez unlu ekmekler de tercih edilebilir. Buğdayın en doğal hali olan siyez, buğday taş değirmenlerde çok fazla işlem görmeden, kabukları fazla ayıklanmadan elde edildiği için A , B ve E vitamininden zengindir. Mideden bağırsaklara geçişi hızlı olmadığı için de, düşük glisemik indekslidir ve kan şekerini yavaş yükseltir. Siyez bulguru da bulursanız kaçırmayın derim.

Son olarak glutene deyinelim. Gluten, başta buğday olmak üzere çavdar, arpa, yulaf gibi bazı tahıllarda bulunan bir protein grubudur. Gluten olmadan ekmek mayalanmaz ve kabarmaz. Bazı insanların glutene karşı özel bir hassasiyeti vardır. Çölyak hastası yani gluten alerjisi bulunan kişiler glutenli gıdaları sindiremez, zamanla ince bağırsaklarındaki besin emilimi bozulur.  Gluten alerjisi olduğu tespit edilen kişiler gluten içeren her tür gıdadan kesinlikle uzak durmalıdır. Alternatif glutensiz ürünler tercih etmelidir. Glutensiz ekmek üreten yerler de var, illa ekmek tüketilecekse ve gluten intoleransı varsa mutlaka bu ürünler aranmalı.

Ben İstanbul Halk Ekmek’in ekşi mayalı tam buğday ekmeğini beğeniyorum.  İstanbul Halk Ekmek’in glutensiz ürünleri de mevcut.

Bunun yanı sıra, başka postlarımda da belirttiğim 240derece.com ‘un ekmeklerinden de çok memnunum. En çok tükettiğim çavdar unu ve çavdar ekşi mayası kullandıkları ekmekleri.

 

En çok tükettiğim derken, kafalar karışmasın. Ben sabah kahvaltılarında bir dilim ekşi mayalı ekmek tüketiyorum. Gün içinde bir daha ekmek tüketmiyorum. Bazen kahvaltılarda da ekmek yerine çiğ ceviz ve iç badem tüketiyorum bir avuç. Ekmek çok tükettiğim bir besin değil ama hayatımdan tam olarak da çıkarmadım. Size de tavsiye edeceğim budur, sağlıklı bir yaşam için günde en fazla bir dilim yeterli olacaktır.

Umarım bu konudaki soru işaretlerini giderebilmişimdir. Afiyetler olsun.

Sağlıklı yaşam koçluğuna ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsanız lütfen benimle iletişime geçin, birlikte güzel bir yol alalım.

Bu Kadar Diyet Arasından Hangisi “En Doğrusu”? Yaşam Koçu Melis Zararsız Cevap Veriyor: Hiçbiri!

 

13 Ocak’ta, Kozmos Yaşam Merkezi’ndeki ilk etkinliğime beklerim!

40’lı yaşlarıma yaklaşırken hayatıma bilinçli beslenme ile sporu, yani “sağlığı” kattığım, “ben asla yapamam” dediğim kalıplarımı kırabildiğim, hayat tarzım değiştikçe çevremden gözümdeki parıltıya dair pek çok geri bildirim aldığım noktada kendim için öğrendiklerimi daha doğru bir dille aktarabilmek için sağlıklı yaşam ve profesyonel koçluk eğitimleri almaya başladığım süreci paylaşacağım. Bu süreçte beslenmeye dair karşıma tıp dünyasının da içinde bulunduğu trilyonlarca tartışma, iddia, karşı tez çıktığından, pazarlaması yapılan onlarca diyetin kafa karıştırdığını farkettiğimden, sunumumla, bu diyetler neyi savunuyor, hangi diyet kime uygun, diyet yapmadan da kilo vermek mümkün mü, kısa süreli diyetler yerine sürekli sağlıklı ve bilinçli bir beslenme düzenine geçilebilir mi, kısaca bunları anlatacağım, ardından 10 dakikalık sade bir meditasyon ile gevşeyeceğiz ve sonunda da  şef arkadaşım Pelin Görpe ile birlikte mutfağa girerek kendi ellerimizle hazırlayacağımız sağlıklı atıştırmalar, çay kahve eşliğinde sohbetimizi sonlandıracağız.
Katılım sayısı sınırlı olacağından 5 Ocak 2018 tarihine kadar ön kayıt yaptırmanız gerekmektedir. 

Facebook etkinlik sayfası: https://www.facebook.com/events/1943607758987783/

Ön kayıt için : blossomel -at- gmail.com

Tarih: 13 Ocak 2018
Saat: 12:30 – 13:30
Ücret: 15 TL
Yer: Kozmos Yaşam Merkezi
http://www.meliszararsiz.com/
instagram: zararsiz_yasam
facebook: melisilezararsizyasam

Renkli mi Renkli, Leziz mi Leziz Balkabağı Çorbası Tarifi

Bugün ilk kez yapmama rağmen çok keyif aldığım, çok iyi sonuç aldığım ve artık mümkün mertebe tüketmek istediğim bir yemek tarifi paylaşmak istiyorum sizlerle. Balkabağı Çorbası!

Balkabağı Tatlı Değil mi Yahu?

Açıkçası balkabağı dendiğinde aklıma gelen şeyler, kabak tatlısı (bayılırım), Cadılar Bayramı sembolü (hikayesi burada var) ve o muhteşem turuncu rengiydi bu zamana kadar.  Bu meyvenin başka ne şekilde tüketilebileceğine dair hiçbir fikrim yoktu. Pazarlarda hep görürüm ve rengi, şekli çok ilgimi çeker, doğa ne kadar güzel meyveler sunuyor bize diye adeta mutlu olurum fakat son zamanlarda sağlıklı yemek yapmak gündemimde olduğu için internette karşıma balkabağı ile yapılmış çok fazla tarif çıktı ve geçtiğimiz Pazartesi pazardan aldım birkaç dilim turuncu turuncu balkabağı.

Çorbasını Nasıl Yapıyoruz?

Bir buçuk dilim bal kabağını küçük parçalara böldüm ve fırın tepsisine yağlı kağıt koyarak bu parçaları yerleştirdim, tepsiyi 200 derecede önceden ısınmış fırına sürdüm ve yaklaşık 30 dakika pişirdim. (20 dakika sonra bir baktım yumuşaklığına, hafif sert kalanlar olmuştu, 10 dakika daha pişirince yumuşacık oldular.)

Bu arada balkabağı bu şekilde de çok lezzetli, üzerine azıcık bal ya da pekmez, biraz da ceviz koyup bu şekidle tüketebilirsiniz tatlı niyetine. Şerbetleşmiş şekerle saatlerce pişirmenize hiç gerek yok, kendi tadı kesinlikle yeterli.

Ama biz çorba yapacağız bugün. Fırından aldığım dilimler biraz ılınınca blender’a koydum hepsini, ve çok az laktozsuz süt ekledim içine. Çok çok az da su. Bir tutam toz tarçın ve toz zencefil de ekledikten sonra püre haline getirdim.  Bu püreyi küçük ve tatlı tencereme koydum, burada eğer fazla yoğun olduğunu düşünürseniz, yine su ekleyebilirsiniz, ben kıvamını yoğun seviyorum.

Isıttım ve afiyetle yedim.  Tatlı ve değişik bir çorba.

Başka?

Bu arada bebek maması olarak da çok sağlıklı bir tercih bu çorba, daha az su ile mama halinde bebeğinize yedirebilirsiniz.

İnternette patates, soğan, havuç gibi eklemeler yapan tariflere de rastladım.  Gerçi o tarifler fırında değil, tencerede pişirilerek yapılıyor. Belki tadını daha tuzlu kılmak için patates ve soğan farklı sonuçlar verebilir diye düşünüyorum, benim tarifim hem daha kolay ve hızlı, hem de gayet hafif ve sağlıklı.

Ne Kadar Sağlıklı?

İyi bir lif kaynağı olan balkabağı, hem kalp hem de bağırsak sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Yarım fincan bal kabağı 3 gramın üzerinde lif içeriyor. Yüksek oranda lif tüketimi kolesterol seviyesinin düşmesine, böylelikle kalp sağlığının korunmasında; bağırsak hareketliliğinin düzenlenmesi ile de kolon kanseri riskinde azalmada büyük bir role sahip. Lif tüketiminin artması ile tokluk süresi de uzuyor. Antioksidan kapasitesi en yüksek vitaminlerden biri olan beta karotenlerin ise en yüksek oranda bulunduğu besinlerden bir tanesi balkabağı. Beslenme ve Diyet Uzmanı, adaşım Melis Torluoğlu “100 gramında sadece 26 kalori bulunan balkabağının posadan oldukça zengin olması uzun süre tokluk sağlıyor, gereksiz enerji alımının önüne geçiyor ve kilo verme sürecinde destek oluyor” demiş.

Bal kabağı dilimlerini deepfreeze’de saklayabilirsiniz.

Afiyet olsun 🙂