Instagram Canlı Yayına Bekleriz

Pandemi sürecinde Instagram ortak canlı yayınlar aldı başını gitti. Bu duruma olumlu bakanlardanım. Medya değişiyor. Daha özgür, daha samimi ve bilgi vermeye, sohbet ede ede gelişmeye daha açık bir topluluk bu. Pandemi sürecindeki psikolojik durumlar da konuşuluyor, ekonomik boyutlar da, yemek tarifleri de, yoga da yapılıyor, kariyer sohbetleri de var, ünlülerin muhteşem tv programı tadında yayınları da oluyor.

Bizim adalaryoga olarak geçtiğimiz aylarda yoga eğitmeni arkadaşım Gülfiye ile bir canlı yayınımız olmuştu. Geçtiğimiz haftalarda üniversite öğrencileri beni canlı yayına davet ettiler ama sonra bir aksilik yaşadılar, ben de o yayını tek başıma yaptım, buradan izleyebilirsin.

Dün diğer mesleğim olan sinema yazarlığı ve dijital yazarlıkla ilgili Sinematik Yeşilçam‘ın konuğu oldum. Instagram sayfasından izleyebilirsin.

Bu gece ise aynı zamanda freelance yazarlarından biri olduğum dijital ajansStradesco‘nun kurucusu, eski arkadaşım Zeynep Kömürcü Bulut ile bir canlı yayın gerçekleştireceğiz.

Instagram: @zeynepkomurcubulut ve @zararsiz_yasam hesaplarını takip ederek yayınımızı izleyebilirsin.

Beden Farkındalığı

Bu Pazar hava çok güzeldi, çıktık Adalar Kültür Derneği’nin bahçesine, meditasyon dersimizi, tüm dış seslere inat, yaptık 🙂

Minik kedişler de katıldı bize bir ara.

Bu hafta konumuz bedendi.

Pür Dikkat Yaşamak diye çevirebileceğim “Life With Full Attention” kitabında yazar Maitreyabandhu, Buddha bugünkü halimizi görseydi, bize bir ejderha başına ve bir yılan bedenine sahip olduğumuzu söylerdi, diyor.

Ejderha başı ile ne demek istiyor: kafamız düşüncelerle, fikirlerle dolu, tartışmalarla, yargılarla, bilgilerle ve alışveriş listeleriye dolu. Muhteşem bir beyne sahibiz belki ama gereğinden fazla gelişmiş olduğunu da söyleyebiliriz.

Yılan bedeni ile ne demek istiyor: Uzun, zayıf ve uzuvsuz yılan bedeni gibi, yani yeterince gelişmemiş bir bedene sahibiz.

Buddha’ya göre farkındalıklı olmanın dört koşulundan ilki bedenin ve hareketlerinin farkında olmak. Bizim ise modern toplumda en çok buna ihtiyacımız var.

Teknoloji geliştikçe, çevremiz verilerle sarıldıkça, etrafımızdaki her şey bizden dikkatimizi istiyor. Dikkatimizi sahiplenmemiz gerekiyor. Bu da aslında hayatını sahiplenmek anlamına geliyor. Dikkatimizin dağılması ve hayatın biz farkında olmadan akıp gitmesi çok kolay. Dış dünya bir Pazar yeri ve dikkatimizi manipüle etmek istiyor, bunda da çok başarılı ve güçlü.

Yaşamımızı düzene sokmamız gerekiyor. Modern toplum bunu da zorlaştırıyor. İş hayatı, kaos. Kimse bu konuda bize yardım etmeyecek. O zaman tek başımıza bu disiplini nasıl sağlayacağız? Bedenimizi fark ederek.

Buddha’nın zamanında hayat çok kolaydı. Buna rağmen bu teknikleri geliştirmiş. Gün be gün farkındalık günümüzde çok çok daha önemli.

Beden farkındalığı neden lazım? Biz iç dünyamızda kendimize anlattığımız hikayelerden dolayı endişeli yaşıyoruz. Her şeyin kötü gideceğini söyleyen, bizi korumak isteyen bir iç sesimiz var ama artık ona ihtiyacımız yok aslında. Peki zihnimizi nasıl yönetebiliriz, ona nasıl hükmedebiliriz?

Deneyimlerimiz domine ediliyor. Önce düşünceler geliyor, deneyimlemeden önce.

60’lı yıllarda depresyon sadece yaşlılarda varmış, şimdi ise çocuklarda bile var. Olayları problematik hale getirmek endişeyi, o da depresyonu çağırıyor.

Depresyondan çıkmaya çalıştıkça aslında daha çok problem yaratıyoruz. Niye böyle düşünüyorum diye düşünmek problemi büyütüyor. Kendimizi hasta ediyoruz bu düşüncelerle.

Kendimizle olan iç konuşmamızı fark etmeye ihtiyacımız var. Fark ettikten sonra da sakince o düşünceden çıkmaya ihtiyacımız var.

Düşünmek kötü bir şey değildir, aksine harikadır. Düşünmeden durabileceğimiz bir yöntem de yok, elbette düşüneceğiz. Yapabileceğimiz şey, tekrarlayan, otomatik hale gelmiş ve sesi yüksek olan iç sesimizi fark etmek. Endişe ile ilgili endişe etmek, düşünmek hakkında düşünmek. Otomatik olarak yargılayan bir mekanizmaya sahibiz.

Sakinleşmemiz gerekiyor. Bedenimizi fark etmemiz gerekiyor. Endişe mi var? Tamam, bu nasıl bir his, bedenimizde neler yapıyor, bunu hissedeceğiz. Endişelenmek neye benziyor, nasıl bir duygu, neremizde kasılma yaratıyor, neremizde gerginlik oluşturuyor, bunu rahatlatabilir miyiz?

Çok kolay olmayacak, hemen olmayacak ama düzenli pratik etmemiz çok önemli.

Sürekli tekrar ettiğin düşünceyi fark et ve tam o an bedenine odaklan. O anda ellerin ne yapıyor? Oturduğun yerdeki ağırlığının farkında mısın? Bu seni ana getiriyor. Bunu illa gözün kapalıyken, meditasyon anında yapmak zorunda değilsin, şu an beni dinlerken de, otobüste giderken de yapabilirsin. Şu an iç sesim ne diyor? Bu bende ne yaratıyor? Ve beden taraması ve ana dönüş. Belki o beden taraması esnasında oturuşunu düzelteceksin, belki nefesin gereksiz yere çok hızlı, onu rahatlatacaksın.

Zihin ve beden, birbirinden ayrı değil. Biz bir bütünüz. Beden karmaşık bir makine ve bakıma ihtiyacı var. O bir obje aslında. Yer kaplıyor. Ağırlığı, kokusu var. Masa gibi, duvar gibi, ağaç gibi ya da başka bir insan gibi bizim bedenimiz de bir obje olarak var oluyor. Ama biz onu içerden “algılıyoruz”. İçerden tanıdığımız tek obje kendi bedenimiz. Çok gizemli aslında. İşte bu içerden hissedebilme kısmına dikkat etmemiz gerekiyor. Bedeni, zihni, kendimizi anlamak için ayırarak anlamaya çalışıyoruz bazen ama aslında bu deneyim bir bütün. Yaşamın kendisini bir bütün olarak algılamamız doğrusu.

Bilincimiz ve beden, birlikte çalışıyorlar. Uyurken bile rüyamızda bir bedene sahibiz. Farkındalık aslında bedenin derinliği, beden deneyiminin derinliği.

Çalışma:

Stress yaratan şeyi yakala.

Bedenine bak.

Bunu bedeninde fark et.

Dur orada.

Orayı yumuşatmaya çalış.

Nefes alıp verirken, verişini uzat. Mum üfler gibi 5-6 kez nefes ver.

“Ben buyum, böyleyim” diyerek tutunduğumuz halleri esnetmeye, rahatlatmaya, bırakmaya ihtiyacımız var. Ego, bedendeki gerginliği artırır. Her zaman aynı olan, sabit olan, belirli bir “ben” yoktur. Böyle bir kendimizi bir tutuş’a ihtiyacımız yok. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Varoluşumuzla zaten tamamız. Varız ve değerliyiz.

Kişisel olarak doğru beslenmeyle, doğru nefes almayla, yoga ve meditasyon ile postürüm değişti, yürüyüşüm değişti, bağırsak problemimi çözdüm, kendime güvenim ve bedenimle barışıklığım tamamen arttı.

Beden Farkındalığı ve Yoga

Yoga asanaları, bedene vurgu yapar ve bu, psikolojik refah, sağlık ve gelişime, beden-zihin bütünlüğünde bakan Farkındalık Temelli Terapi (Mindfulness Based Therapy) yaklaşımlarında önemli bir rol oynar. Yoga ve meditasyon sayesinde vücut farkındalığı geliştikçe, her bir vücut parçası ile ilişkiniz de gelişir; evrenin boşluğunda,bedeninizin parçalarının tam olarak nerede bulunduklarını, ve aslında var olduklarını fark etmemizi sağlar.  2000 yıl önce Patanjali’nin antik Yoga Sutralarında ifade edildi. Sutra II.46, “Bu disiplin ve dikkat, her asana pratiğine, vücudun en uzak bölgelerindeki derinliklerine nüfuz etmek için uygulanmalıdır. Meditasyon yaptığımız asanalarda bile, zihinle işbirliği içinde, lifler, hücreler, eklemler ve kaslar geliştirilir.”

Alexander Tekniği İle Beden Farkındalığı

Frederick Matthias Alexander, Tazmanyalı bir aktör/orator. Kendi tekniğini oluşturmaya başlaması sesinin kaybetmeye başlaması ve doktorların bunun nedenini keşfedememesi üzerine olmuş. Oyunculukta, birçok insana hitap etmek için aldığı postürü incelediğinde boynunu sıkıştırdığını, göğsünü öne çıkarmasının sırtına ne kadar baskıda bulunduğunu fark ediyor. Bedeninin arkası gittikçe sıkışıp daralıyor. Bir ezbere dönüşmüş bu postürü yeniden düzenlemek için anatomik olarak izlemesi gereken yolu bulmuş:

-Kafasının öne ve yukarı,

-Boynunun arkaya ve yukarı doğru yumuşamasına ve uzamasına izin verirken

-Sırtının da arkada genişlemesine ve omurların arasındaki boşluk sayesinde omurgasının da arkaya ve yukarı uzamasına izin vermeli.

Farkındalık ve Meditasyon İkinci Ders: Öz Sevgi ve Meditasyon İlişkisi

Adalar Kültür Derneği’nde Farkındalık Sohbetleri ve Meditasyon derslerimiz devam ediyor. Bu hafta konumuz öz-sevgiydi.

Kendimizi seviyor oluşumuz, yaşamsaldır, yani bizi hayatta tutmak için var olan, doğal bir duygudur. Yani, siz aslında farkında değilseniz bile rahat olun: kendinizi seviyorsunuz J

Öte yandan da, her şey karşıtıyla vardır malumunuz. Kendinizi çok sevdiğinizi düşünüyorsanız da aslında kendinizi sevmiyor olabilirsiniz. Karışık mı?

Kendimizi zaten seviyoruz’dan başlayalım. Burada ego devreye girer.

Ünlü Psikolog Sigmund Freud’a göre kişiliğimiz üç kavram tarafından şekilleniyor.

İd: Kişiliğin en ilkel yanıdır, içgüdülerle alakalıdır. Yani bilinçdışı kuralları (kuralsızlık) işlemektedir.  Dış dünyaya uyum kavramı tanımazlar. Asıl olan dürtülerin tatmine ulaşmasıdır (haz ilkesi). İd bu dürtülerinin tatmin edilmesinde (boşaltılması) egoyu kullanmaktadır, egoya baskı yapmaktadır.

Süperego: Toplumsal değerler, ayıp, günah, yasak, başkalarının hakkı, başkalarına saygı gibi konuların ortaya çıktığı üst benliktir. Bunları bilmeyen çocuğu bu konularda anne-baba baskılar. Bir süre sonra anne-baba ortadan kalksa bile çocuğun içinde gelişmiş olan süperego duygusu, kendi ebeveynlerini yaratır. Yargılayıcı dizge dediğimiz superegonun insan yaşantısında uç noktadaki belirtisi “suçluluk duygusu”dur.

Ego: Yaşamda kalmamız amacıyla, id’de yer alan haz arama güdüsüyle dış dünyadaki gerçekler arasında denge kurar. Yani insanoğlunun dış dünya ile uyum içerisinde yaşamasını sağlayan zihinsel işlevler bütünüdür. Gerçeklik ilkesi egoda hakimdir. Benliğin temel işlevi anlaşılacağı üzere dış dünyaya uyumdur. Türkçe’ye yerleşen egoist sözcüğünün bu nedenle yanlış kullanıldığı ileri sürülebilir.

Superegonun (frenleyici, yasaklayıcı) ve idin (haz ilkesi) baskıları altında ego uygun çözüm yolları arar.

Ego gelişmemiş, zayıf kalmışsa, kişi hem idealine karşı büyük bir arzu duyar ve bilinçli dünyasında bu ideali bir gün gerçekleştireceğine derinden inanır hem de bilinçdışında bu idealini hedefe kesin bir biçimde erişmekle tüketmekten korkar. Yani bu durumda başarı korkutucudur. Eğer ego yapısı zayıf olan bir kişinin ego ideali gerçek ve ulaşılabilir bir hedef üzerine kurulmuşsa, başarı korkusuyla baş edebilmek (ve kimlik devamsızlığı içinde kalmamak) için kişi kendi kendini sabote eder. Bu durumda yaşam, görülebilir ama ölene kadar kavuşulamayacak olan bir hedefle mümkündür.

Mükemmeliyetçilik

Uzmanlara göre mükemmeliyetçilik, yüksek standart sahibi olmak değil, gerçekçi olmayan standartlar koymak demek. İnsanın kendisi hakkındaki düşünme şekli; davranış değil. Çok çalışmak veya yüksek hedefler belirlemekle de bir ilgisi yok. Kişinin kendisini sürekli eleştiren bir iç sesi olması… Sonuç? Aşırı mükemmeliyetçilik; depresyon, endişe, saplantı, beslenme bozuklukları, kronik yorgunluk, uykusuzluk, kronik baş ağrısı, hazımsızlık, erken ölüm, hatta intihar gibi bir dizi önemli probleme davetiye çıkarıyor. Oysa ki hata yapmak ve hatalardan ders alabilmek, yetişkin olmanın bir parçası. Araştırmalara göre mükemmeliyetçilik, düşük öz saygı ile ilintili.

Egosu gelişmemiş insanlarda iki tip davranış gözlemleniyor. İlki içine kapalı insan modeli. Kendisini yetersiz bulduğu için kendisini dış dünyaya yansıtmasında da hep olumsuza odaklanan, kendisini hep kötüleyen insan tipi.

İkincisi ise megalomaniden narsisizme kadar giden bir çizgi. Dışardan baktığımızda bu insanları kendilerine aşıklar, kendileriyle fazla fazla barışıklar, bundan dolayı da benciller diye düşünürüz. Narsisismin de kökeni kendine saygısı olmayan, egosu gelişmemiş. Suçluluk, utanç duyguları baskın, ama bunları inkar ediyor.

Daha güçlü bir benlik algısına sahip olmak, olgun bir ego için ne yapmalıyız?

Meselelere sadece zihnimizle değil, daha güçlü bir benlik duygusuyla, öz güvenle ve içgüdülerle karşılık vererek hayata karşı daha güçlü bir duruş sergileyebiliriz. Bu aslında geçmişe takılıp kalmak veya sürekli geleceği düşünmek yerine bulunduğumuz ana ve mekana odaklanmak anlamına geliyor. Benlik duygusu, kendinizi nasıl algıladığınızı, nasıl gördüğünüzü ifade ediyor. Eğer kendinize dair algınız içsel eleştirilerinizle doluysa, benlik algınız tehlikeli bir konumda olabilir. Özgünlüğünüzü, öz güveninizi ve hayata dair neşenizi ortaya koymanız zor olabilir. Bu yüzden benlik algınızı gerçekçi bir şekilde oluşturmalısınız. İşte benlik algınızı oluşturmanın ve güçlendirmenin püf noktaları:

Hayatta özgün bir benlik algısına sahip olabilmek için kendinizi tanımalı ve bu konuda gerçekli olmalı, kendinizin farkına varmalısınız. Zayıf noktalarınızı bilmeli, değerlerinizi, inançlarınızı, davranışlarınızı, dünyada nasıl varlık gösterdiğinizi ve başkalarıyla nasıl etkileşim kurduğunuzu bilmelisiniz.

Gelişimin en önemli unsuru, kendini kabul etmekten geçer. İnsanın kendine saygı duyması; performansını, kazanımlarını, kendi değerinin farkına varma duygusunu, kendisiyle ilgili gurur duyulacak şeyleri geliştirir. Ancak performans zayıfladığında, kendine duyulan saygı azalır. Oysa kendinizi kabul ederek, sadece “iyi” taraflarınızı görmek yerine resmin tamamına bakmayı ve kendinizi her şeyinizle değerlendirmeyi öğrenirsiniz. Yeteneklerinizi, başarılarınızı ön plana çıkarırken başarısızlıklarınızı, engellerinizi saklamaktan veya daha farklıymış gibi göstermekten vazgeçersiniz. Kendini kabul etmek, mükemmel olmamanın insan olmanın kaçınılmaz bir gerçekliği olduğunu kabul etmektir. Bu aynı zamanda gerçekçi ve dürüst olmak anlamına da gelir.

Siz yeterlisiniz. Bu dünyada gözlerimizi açtık. Tüm yaşam haklarına sahibiz. Uymamız gereken, olmadığımız gibi davranmamız gereken hiçbir durum yok. Teslim olabiliriz. Rahatlayabiliriz. Bırakabiliriz.

Meditasyon, kendini kabule ve kendini sevmene yardımcı olur.

Öncelikle kendine ayırdığınız bu zaman için kendinize her zaman teşekkür edin. Bu öz saygı için elzemdir.

Düzenli meditasyon, doğru oturuş, doğru nefes, sağlığımıza katkılar getirecek. İçerdeki “ben”  sizi dinlemede, izlemede, unutmayın, bu zamanı ve bu doğru nefesi, doğru oturuşu, beden ve an farkındalığını ona gönderdiğinizde, o, sevgi görecek, saygı görecek, ben değerliyim duygusu oluşacak. Düzenli yaptıkça ruhsal benliğimizle bağlarımız güçlenecek. Hayata inancımız güçlenecek. Hayatla, yaşamla, doğayla bir oluşumuz çok daha net olacak. Yalnızlık ve çaresizlik duygumuz azalacak. Hepimiz biriz. Enerjiyiz. Birbimize aynayız. Birbirimize muhtacız. Birbirimize gücüz. Ağaç da bir enerji, biz de, toprak da, su da. Saf sevgiyiz.

Zaten olduğumuz gibi yeterince mükemmeliz.

Namaste