21 Günde Belinizi Nasıl İnceltirsiniz?

Böyle bir ismi olan bir kitabı satın alır mısın? Mucize gibi mi düşünürsün yoksa kandırmaca, tuzak gibi mi gelir? Ben önyargı yaptım ama yine de satın aldım, iyi ki de almışım, deryaymış kitap. Merak ediyorsan videomu izleyebilirsin:

2019 Hoş Gelsin!

Geçen yıl, bugünlerde, yeni bir yıla girerken sağlıklı ve mutlu olmak için önerilerde bulunduğum bir yazı yayınlamıştım.

Dilek listesi yapmanızı önermiştim, bu yıldan beklentilerinizi gözünüzle de görebilmek, bir nevi somutlaştırabilmek için. Bu önerime bir ekleme yapmak istiyorum: Minik bir defter alın kendinize ve bu bir minnettarlık defteri olsun. Her gün mümkünse gün bittiğinde o gün minnettar olduğunuzu düşündüğünüz şeyleri yazın. Genelde 10 iyi şey yaşıyorsak, yaşadığımız 2 kötü şeye odaklanıyoruz. Minnet duyduğumuz konulara odaklanır ve bunları not alırsak, beklentilerimizi somutlaştırdığımız gibi aslında hayatımızdaki olumlu yönleri de somut bir şekilde karşımızda görebilir, onlara odaklanmakta kolaylık yaşayabiliriz.

Sağlık kontrollerinizi hatırlatmıştım. Doktor randevularımızı aksatmamamız gerektiğini. Biraz kendimizi dinlemek için her zamanki gibi meditasyon önereceğim. Bedensel veya ruhsal sağlığımızla ilgili bir problem yaşıyorsak, meditasyon sırasında fark edebiliyoruz. Böylelikle, “dizim ağrıyor, şunu ihmal etmeyeyim” ya da “sanırım biraz sinirlerim bozuk, bununla ilgili destek alayım” gibi farkındalıklar yaşayabilirsiniz. Ya da belki ne kadar sağlıklı ve iyi hissettiğinizi fark eder ve şükredersiniz.

Beslenme demiştim. Ben bu yıl kendimi dinleye dinleye bağırsak ve cilt problemlerimi %80 oranında çözen bir beslenme şekli buldum kendime. Tetkiklerimi aksatmayarak elbette. Örneğin ben artık et olarak sadece balık tüketiyorum, onun dışında baklagil, sebze ve meyve ile besleniyorum. Süt ve yumurta da tüketmiyorum artık çünkü bağırsağıma ve cildime iyi gelmediğini fark ettim. Turşu ve kırmızı şarap da aynı şekilde bana iyi gelmeyen besinler. Fakat siz de böyle beslenin dediğimi sanmayın sakın, lütfen kan ölçümlerinizi yaptırın, alerjileriniz, intoleranslarınız varsa bunları öğrenin, gerekiyorsa bir diyetisyene giderek kendinize uygun bir beslenme şekli konusunda destek alın. Motivasyon konusunda desteğe ihtiyaç duyarsanız, koçluk desteği verebilirim, benimle iletişime geçebilirsiniz. Size doğru beslenmeye alışana kadar eşlik edebilir, alternatifler sunabilir, hayatınıza spor ya da meditasyon gibi disiplinleri katmanız için sizi motive edebilirim. Geçen sene yazdığım önerilerin devamı için tıklayın, zira hepsi geçerli bu yıl için de. 

Ben 2018’de İstanbul’dan biraz uzaklaşmak istiyordum. Gönlüm Ege’de, hatta Akdeniz’deydi ama sonra İstanbul’dan o kadar da uzaklaşmadan, daha sakin bir hayatın mümkün olduğu, yine sahil kasabasında yaşama tadını alabileceğim başka bir fikir geldi aklıma: Büyükada’ya yerleştim. Neredeyse bir sene olacak taşınalı. İyi ki dediğim, verdiğim en iyi kararlardan oldu bu.

Önümüzdeki yıl ise Zararsız Yaşam‘ı büyütmek için bazı girişimlerde bulunuyor olacağım. Gelişmelerden sizi haberdar edeceğim, şimdilik sürpriz olsun. Kişisel olarak bu yıl meditasyon ve yoga hayatıma daha sağlam bir şekilde girdi, spor daha azdı ama özdü. Bu yıl sporu daha fazla hayatıma katmak istiyorum.

Yeni yılda sağlıklı yaşam seminerleri, sohbetler, kitap okuma günleri, meditasyon seansları ile birlikte olacağız. Facebook ve instagram hesaplarımı takipte kalın lütfen.

Mutlu yıllar, sağlıklı seneler, sevdiklerinizle, aşk, tutku, bereket, huzur, dostluk ve neşe dolu bir 2019 olsun mu, bence olsun!

Bilinçli Beslenme, Beyin-Bağırsak İlişkisi ve Probiyotikler

 

Geçtiğimiz Cumartesi, İstanbul Erenköy Kozmos Yaşam Merkezi’nde 15 kişilik bir katılımla gerçekleşen sunumumda bilinçli beslenmeden, beyin-bağırsak ilişkisinden ve probiyotiklerden bahsettikten sonra kısa bir meditasyon yapıp ellerimle hazırladığım şekersiz, beyaz unsuz, hindistan cevizi yağı ile pişirilmiş çiğ kakaolu tarçınlı pekmezli kek, çiğ kuruyemişler, maydonozlu, taze naneli ve limonlu detoks suyu tüketerek sohbetimizi tamamladık, katılan herkese teşekkürler.

Sunumumdan kısa notlar:

Probiyotikler yaşayan mikroorganizmalar aslında ve yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda fazlasıyla yararlılar. Probiyotikler bağırsaktaki yararlı bakterileri arttırarak, zararlı bakterilerin ise sayısını azaltarak etkili oluyorlar. Probiyotik seçerken çeşitli türleri içeren, süt ürünleriyle mayalanmamış, katkı maddesi bulunmayanları bulabiliyorsak ne ala. Böyle takviye ürünler mevcut. Bulamıyorsak evde mayaladığımız yoğurt ve kefir de probiyotik içeren doğal bir besin. Yine ev yapımı salatalık ve lahana turşusu, doğal probiyotikler.

Sindirim sistemi bedenimizde beynin yardımı olmaksızın işlevini yapan tek sistem. Çok ilginç değil mi? Kendimizi iyi hissetmemiz ve sağlıklı görünmemiz için bedenimizin ihtiyaç duyduğu besinleri birebir bu sistemden alıyoruz. Sindirim sistemi aslında ağzımızdan anüsümüze kadar uzanan 10 metrelik, kastan, sinirden, duyulardan oluşan bir boru. Sindirim sorunları oluşturan şeyler ilginçtir ki yaşam biçimimiz. Epigenetik bilim araştırmaları iyi beslenmenin olumsuz genetik etkileri bile yok edebileceğini söylüyor.

Sindirim aslında beyinde başlıyor. Yiyecekleri düşünmemiz, görmemiz, kokusunu duymamız… beynimiz sayesinde ağzımız sulanıyor, midemiz kasılıyor, pankreasımız enzim salgılamaya başlıyor. Beynimiz yediklerimizin iyi sindirildiğine inanmalı ki bedenimiz sağlıklı olsun. Aslında herşey beynimizi nelere inandırdığımızla ilgili.

Kalın bağırsağımız kötü bakterileri denetim altında tutan iyi bakterilerle yani floralarla dolu. Besinler ayrıştırılıyor ve atık maddeler dışkı olarak rektumda depolanıyor. Yeterince dışkı depolandığında kaslarımız gevşiyor ve dışkı dışarı atılıyor. Fazla lif tüketerek, bol su içerek, yeterli uyku uyuyarak, egzersiz yaparak ve stresi azaltarak sağlıklı bir şekilde sindirebiliriz ve dışarı atabiliriz yediklerimizi.

Atık maddeleri dışarı atmamız durumunu metafiziksel olarak anlatmak istersek: yaşamı içeri almak, bize yarayanları özümsemek ve gerek duymadıklarımızı bırakmaktır. Bıraktıktan sonra sifonu çekeriz ve geri dönmemek üzere yollarız ihtiyaç duymadığımızı. Bu sağlıklı olandır. Doğal olan budur.

Mide ve sindirim sorunları hakkında önemli bir soru sorulmuş Louise Hay tarafından: Neyi ya da kimi sindiremiyorsunuz? Korku var olduğu sürece yaşamı sindiremiyoruz. Gelecek için kaygı duyduğumuz müddetçe sindirimimiz gerçekleşmiyor. Bedendeki mutluluk hormonu serotoninin yaklaşık %90’ı bağırsaklarda bulunuyor.

Bağırsak ve beyin arasında yin ve yang gibi bir döngü şeklinde bir iletişim var. Mutsuz beyin bağırsağı etkilerken mutsuz bağırsak beyni etkiliyor. Bağırsaktaki bakteriler sürekli olarak beyne sinyal gönderiyor. Bağırsak mikrobiyomu sağlıklı olunca “mutluyum” mesajı gönderiyor beyne.

Akşam yemeğindeki sohbet tatsız bir hal alıp arkadaşınızla tartışmaya başladığınızda midenizdeki öğütme işlemi hızlıca son buluyor ve yerini spastik kasılmalara bırakıyor. Yemeğinizin yarısı sindirilemeden midenizde kalıyor. Böylelikle mide spazmları hissediyorsunuz. Stresli geçen bir günün ortasında ağır bir öğle yemeğinin iyi bir fikir olmayacağını unutmayın. Bağırsak reaksiyonlarını değiştirmek ve hücresel değişiklikleri tersine çevirmek amacıyla beyinde yazılan senaryonun “olumlu öykülere” dönüştürülmesi gerekiyor. Genelde çocukluğunda travma yaşamış insanlarda stres-tepki genlerine kimyasal etiketler eklenmiş durumda. Böyle kişilerin organları strese karşı abartılı bağırsak reaksiyonları gösteriyorlar.

Dilimizde beş tat alma reseptörü var: acı tatlı ekşi tuzlu ve umami. İnsan bağırsağında ise 25 farklı tat reseptörü var. Bunun sebebi yediğiniz yemeğin tadına göre beyninize göndermek istediği şifa mesajları. Demek ki bağırsaklarımız sadece besin maddelerini sindirmek için varolmuş değiller, görevleri çok daha fazla.

Meditasyonla beynin en çok hangi bölümünün etkilendiğini keşfetmek için Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırma gösteriyor ki, geleneksel tıp bilimine göre otomatik sinir sisteminden sorumlu olan bölge meditasyon ile harekete geçebiliyor ve sindirim sistemi, kan basıncı gibi direkt olarak stres ile ilişkili değişkenlere aslında meditasyon ile etki edilebiliyor. Sonuçta bu işlevler üzerine meditasyon ile etki edebiliyoruz, kalp hastalıkları, sindirim sorunları ve kısırlık gibi stresle ilişkili rahatsızlıklardan kurtulmamız konusunda meditasyon önemli bir çözüm yolu olabiliyor.

Stresörler sinir sisteminin dengesini bozduğu zaman; gevşeme tekniklerini kullanarak sinir sistemi dengeli haline geri getirebilir. Anksiyete sinir sisteminizi ele geçirdiği zaman, vücudunuz hayatta kalmak için; savaşmak ya da kaçmak için kimyasallar salgılar. Anksiyete (kaygı) yanıtı hızlı hareket etmeniz gerektiği acil durumlarda hayat kurtarıcı olabileceği gibi günlük hayatın stresleri tarafından aktive edildiği zaman sizi yıpratıyor. Bunu Metin Hara’nın YOL kitabında da okuyabilirsiniz. Tam odaklanarak derin nefes alıp vererek yaptığımız nefes temizliği basit ama güçlü bir gevşeme tekniği. Bunu öğrenmek çok kolay, hemen hemen her yerde yapılabilir ve kaygı seviyenizi kontrol altına tutmanızda hızlı yol almanızı sağlar.

Kaynak kitaplar: 

Sağlıklı Yaşam İçin Kendini Sev – Louise Hay

Beyin Bağırsak Bağlantısı – Dr. Emeran Mayer

Yol – Metin Hara

Bağırsak Bir Türlü…

 

Yıllar yıllar önce ailemle yaşarken, bir hafta sonu onlar yazlıkta ben ise kışlıktaydım. Karnımda ilginç bir sancı vardı. Gece uykumdan uyandıracak kadar büyük bir karın ağrısı çekiyordum. Her zaman karın bölgesi azıcık tombiş biri oldum ama bu ağrı başladığından itibaren şişkinlik artmıştı. Kendimi çok fazla yemek yemiş gibi hissediyordum ama aslında çok fazla bir şey de  yememiştim. Tuvalete çıkmakta da zorlanıyordum. O zamanlar da internet yeni, ve herşeyi internetten öğrenmeyi düstur edindiğimiz ilk yıllar. Daha fazla dayanamadım ve semptomları yazdım Google amcaya. Bağırsak, hazımsızlık, şişkinlik, tamam evet, hatta böyle karında bir kese oluşur diyor, ben karnımda şişkin olan bir bölgeyi kendi kendime sıkıp evet evet, işte, kese oluşmuş diyorum, vee sonuç: bağırsak düğümlenmesi! Evet, tüm semptomlar aynı, ben o an bağırsak düğümlenmesi yaşıyorum paniğiyle gecenin bir yarısı ailemi iki saat mesafelik yoldan çağırdım. Ertesi sabah apar topar hastaneye gittik, koşa koşa doktora, “bende bağırsak düğümlenmesi oldu, bir bakın” dedim. Adam tuhaf tuhaf baktı yüzüme, muayene etti. “Nereden çıkardın” dedi “bağırsak düğümlenmesini?”  E dedim, tüm tanımı yaşadıklarımla birebir tutuyor, okudum internetten.Öyle mi” dedi doktor hafif sesini yükselterek, “demek internetten okudun. Ben kaç sene okul boşuna okudum o zaman, pardon” dedi.

Kızardığımı hatırlıyorum. “Bağırsak düğümlenmesinde böyle kapıdan koşa koşa gelemiyorsunuz hanımefendi” dedi, “ben size gelmek durumunda kalıyorum Allah korusun.”

Doktorun muayenesi sonucu bende “irritabl bağırsak sendromu” olduğu ortaya çıktı. Spastik kolon da deniyor. Benim bağırsaklar üzerinize afiyet spastikleşmiş. Bazı ilaçlar, belirli bir rejim, bir de psikolog önereceğim dedi doktor. Sana tavsiyem, dedi, patronuna kızıyorsan git konuş, anana babana kızıyorsan, git bağır çağır, sevgiline kızıyorsan kavga çıkar, içine atma, özel insanmış gibi davranma, biraz Ayşe, Fatma ol canım, dedi. (Tüm Ayşe ve Fatma’lardan özür diliyorum.)

İrritabl Bağırsak Sendromu Nedir?

Toplumumuzda en çok görünen sindirim sorunlarından biriymiş. Karın bölgesinde rahatsızlık/hazımsızlık  hissi, şişkinlik, ağrı, ishal ya da kabız olarak seyrediyor. Sindirim sistemi iyi çalışmıyor. Kaslarda bir hassasiyet var. Ben hayatımın çok fazla bir bölümünü kabızlık çekerek geçirdim. Çok hafif bir yemek bile yesem iki porsiyon kebap yemişim gibi kalktığım çok oldu sofradan. Anlatılmaz yaşanır bir sıkıntı.

Neden oluyor?

Bazı yiyeceklere hassasiyetin var, gün içinde hareketsizsin ve psikolojik durumunda bir sıkıntı yaşıyorsun. Bunların hepsi biraraya gelince nurtopu gibi spastik bir kolon rahatsızlığın oluşuyor. Doktorum bana dişlerimi, yumruğumu sıkar gibi bağırsaklarımı sıktığımı söyledi.

Nasıl geçecek?

*Hangi besinleri tükettikten sonra bu şikayetin arttığına dair biraz dedektifçilik oynayarak.

*Ana öğünlerin yanı sıra ara öğün de yiyerek, sık ve az beslenerek.

*Acele yemek yemeyerek.

*Tuvalete vakit ayırarak. (bu benim hiç yapmadığım bir şey mesela)

*Düzenli fiziksel aktiviteler yaparak.

*Gün içinde en az 15 dakika meditasyon yaparak.

*Lifli yiyecekler yiyerek.

*Laksatif meyvelerden hoşaf, komposto yapıp içerek.

*Bol su içerek.

*Bol çorba içerek.

*Probiyotik yoğurt tüketerek.

*Bitki çayı içerek.

*Yağlı ve gaz yapan yiyecek/içeceklerden sakınarak.

Aslında farkındaysan,  sağlıklı yaşayarak, anlamına geliyor bunlar.

Bu arada, hastalıkların hepsinin psikolojik durumumuzla ilgili olduğunu söyleyen pek çok araştırma var. Son zamanlarda okuduğum iki kitaptan bahsetmek isterim bu noktada. İlki Metin Hara’nın ilk kitabı Yol. Metin Hara, Çapa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon mezunu, İnsana Güven merkezinin kurucusu bir genç. Metin, kitabında insan bedeninin mükemmelliğinden, ihtiyacımız olan her şeyin içimizde zaten var olduğundan bahsediyor. Hastalık dediğimiz kavramın aslında vücudun içerideki organizmalarla savaştığının göstergesi olduğunu söylüyor. Ağrı dediğimiz şeyin bize neyin yanlış gittiğini söylemesine izin vermemiz gerektiğini söylüyor.  Önce zihin, sonra beden hastalanır, diyor. Uzakdoğu, tıbbi hastalıkların zihinsel nedenleri üzerine kurulmuştur diye anlatıyor. Amerika’da yapılan araştırmalarda belirli psikolojik yapıların belirli hastalıklara daha sık yakalandığı saptanmış. “Mesela meme kanseri vakaları fedakar yapıdan, karaciğer problemi öfkeden, mide problemleri stresten, bel ağrıları sorumluluk altında olmaktan, diz problemleri inatçı ego ve gururdan, diyor. Metin Hara kitabında tüm organlarımızı tek tek ele alıyor. Bağırsakla ilgili söyledikleri şöyle: İnce bağırsak problemleri, yaşananları hazmedememekle ilgilidir. Kalın bağırsakla ilgili rahatsızlıklar ise, artık ihtiyacımızın olmadığı şeyleri bırakamamakla ilgilidir.”

Metin Hara’nın Yol ve Dem kitaplarını tavsiye ederim. Kişisel Gelişim ile ilgili lütfen önyargılı olma. Evet, her önüne gelen kişisel gelişimci, her önüne gelen koç, herkes kitap yazıyor ama şöyle düşün lütfen, her önüne gelen müzik de yapıyor ama bazı müzisyenlere kulak veriyorsun değil mi, albümünü dinliyor ve aa bu farklıymış, diyorsun. Aslında algıda seçicilik söz konusu. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, artık herkes her şey! Bu yüzden her konuda seçici olmayı bilmekte fayda görüyorum.

 

Şu an elimden düşürmeden okuduğum, hatta bir ders gibi, defterimle kalemimle birlikte çalıştığım bir diğer kitap da bana hastalıklarla ilgili benzer şeyler söylüyor. Louise Hay imzalı bu kitabın adı Sağlıklı Yaşam İçin Kendini Sev. Bu kitapta da sindirimle ilgili şunlar yazıyor: “Sindirim sisteminiz bedeninizde beynin yardımı olmadan işlevini yapan tek sistemdir, bağırsakların sindirim sistemine bazen “ikinci beyin” adı verilir. Sindiriminizin en iyi yanı, seçimleriniz ne kadar sevgi dolu olursa, o kadar sağlıklı olmasıdır. Genleriniz dışında sindirim sorunlarını artıran en önemli etkenler yaşam biçiminizle ilişkilidir. Sindirim beyinde başlıyor. Daha fazla lif tüketimi, bol su içmek, yeterli uyku, egzersiz ve stresin azaltılması elbette harika ilkeler. Fakat bunların yanı sıra düşüncelerinize de dikkat etmenizi öneriyoruz. Dışkının metafiziksel anlamı yaşamı içeri almak, bize yarayanları özümsemek, gerek duymadıklarımızı bırakmaktır. Neyi, ya da kimi sindiremiyorsunuz? Yediklerinizi sindirmenizle yaşamı sindirmeniz arasında bir bağlantı var.  Korktuğunuz sürece yaşamı sindiremiyorsunuz. Bağışıklık sisteminin yaklaşık %70’iden fazlası bağırsakta konumlanır. Ne yerseniz, osunuz. Bedendeki serotoninin %90’ı da bağırsaklarda bulunur. Beyindeki duygular sindirim sistemini etkiler.  Bağırsaklarınız ne hissettiğinizden, nasıl davrandığınızdan, nelere odaklandığınızdan, uyuyup uyumadığınızdan, bütün olarak sağlığınızdan ve yaşamdan keyif almanızdan sorumludur. Burada irade de devreye giriyor. İnsan bedeni bir mucizedir. Ona iyi bakarsanız, ona iyi şeyler gönderirseniz, o da size iyi cevap verir. Kilo almak vücudun kendini korumaya almasıdır.”

İki kitapta da çok fazla ortak nokta ve bilgi vardı, bunlar sadece küçük bir kısmı; özellikle bu postta ele aldığım konu bağırsak sendromları olduğu için bu alıntıları yapmak istedim. Böylelikle sana iki tane de nur topu gibi kitap önerisinde bulundum.

Velhasıl, benzer bir sıkıntı yaşıyorsan sakın bu yazımı okuyup teşhisini kendin koyma. Önce bir doktora, bir uzmana görün. Daha sonra gerçekten senin de sıkıntın buysa, buradaki okumalar işine yarayabilir, tekrar dönüp bakarsın. Ben ettim, sen etme, Google amcaya çok güvenme.