Korona Günlerinde İnternet

Bugün 15 gün olmuş, Korona‘dan dolayı kendi olağanüstü halimi başlatalı.

İlk 5-6 gün oldukça keyfim yerindeydi. Sonraki 5 gün biraz zorlanmaya, olumsuz düşünceler fark etmeye başladım ve biraz endişelendim. Sonra yine sakinledim. Anlayacağın, inişli çıkışlı bir süreç, eminim çoğumuz için de bu böyledir ve bu gayet doğal.

Sağlığımız. Sevdiklerimiz. Onlardan uzak oluşumuz. Özlem. Onların sağlıkları için endişe. Nereye kadar ev hapsi olacağı. Yalnızlık. Ekonomik durumlar. Hayatlarını kaybedenler. Hastalığı ağır geçirenler. Evden çıkmak, çalışmak zorunda olanlar. Çalışamayıp evini nasıl geçindireceğini düşünenler.

Bütün bu kaygılardan uzak olmak kolay olmuyor. Ancak yapabileceğimiz tek şey kendimize iyi bakmak. Her açıdan.

Zaten evde bol bol vakit geçiren, yalnız yaşayan, yalnızlıktan oldum olası çok keyif alan, kendini “eylemek” konusunda başarılı biriyim. Bunu toplu halde yapınca aslında daha bir mutlu hissettim kendimi. Bir süre sonra ise arkadaşlarımla kalabalık ortamlarda birlikte olduğumuz fotoğraflara bakıp iç geçirdiğimi fark ettim. İnsanoğlu işte, mecbur olmadığında, kendin, seçerek, aylarca kalabalıklara girmeyebiliyorsun ama mecburiyet olunca her şey gözünde tütüyor. Çok sevdiğim bir insanın hatırlatışıyla: insanız yahu!

Büyükada’dayım ve bunun avantajını hatırlattı komşularım, gerçekten de öyle, çok şükür.

Ayrıca bana gülmeyin ama, son zamanlarda dualarımda ve şükürlerimde internetin icadında katkısı olan herkes var, ciddi ciddi. Bilgiye güncel ulaşmak, eğlenceye ulaşmak, iletişim kurabilmek, görüntülü aramalar yapabilmek. Alışveriş yapabilmek. Çok şükür.

İşin ilginç tarafı, internet, 1960’lı yıllarda, nükleer savaş sırasında askeri haberleşmeyi güvenli olarak sağlamak amacıyla, bilgisayar ağı geliştirmek üzerine bir proje başlatılması sonucu meydana gelmiş bir sistem. Yani virüsün kötü bir şey olup, iyi sonuçlar elde etmesi gibi, maalesef savaş gibi olumsuz bir durum da olumlu sonuçlar doğurabilmiş. Yani dualarımdaki kişiler belki de kötü niyetliydi, ancak aslında duam tabii ki öze. Özde bunun olması gerekiyordu ve o kişiler sadece aracı oldular. Neyse, derin konu.

Beni takip ediyorsan, bildiğin gibi yıl başından beri Adalar Kültür Derneği‘nde meditasyon dersleri vermeye başlamıştım her Pazar. Evlere kapandığımızdan beri her Pazar google hangouts sayesinde meditasyon derslerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Meditasyon hocamın grubumuza özel skype buluşmaları da oluyor. Ne kadar iyi geldiğini anlatamam. Meditasyon, şu an yaşadığımız sürece öyle bir merhem ki…

Ücretsiz çok güzel günlük online meeting’ler var, her konuda. Bugün koçlukla ilgili bir zoom toplantısına katıldım, inanılmaz verimliydi.

Profesyonel bir kameram olmadığı için, Şermin’ciğimden destek alamadığım için youtube çekimlerime bir süre ara vermek durumunda kaldım. Ancak bu süreçte Tanrılar Okulu ve Empat Olmak Ne Demek videolarıma çok güzel yorumlar geldi, oradan da güzel iletişimler oldu.

Baktım video çekip anlatmak istediklerimi anlatamıyorum, ben de bir podcast kanalı açtım. Artık sustur beni susturabilirsen. Spotify Podcast’lerinde Zararsız Yaşam diye ararsan ulaşabilirsin. Spotify kullanmıyorsan: anchor.fm/meliszararsiz.

Bu hafta ve haftaya instagram hesabımdan canlı yayınlarım da olacak, hem de sağlıklı yaşam ve yoga sohbetleri olacak bu canlı yayınlarda, yani yalnız olmayacağım.

Online meditasyon derslerime katılmak istersen lütfen Adalar Kültür Derneği ile iletişime geç.

Instagram ve podcast yayınlarımı takip edersen lütfen yorumlarını benden esirgeme.

Online koçluk desteği istersen, lütfen benimle iletişime geç.

Kal sağlıcakla!

Duygular, Mantralar ve Meditasyon

Adalar Kültür Derneği’nde Meditasyon Dersi

Bu Pazar konumuz duygulardı. Dersimize ise yoga workshop’ından çıkmış öğrenciler misafir oldular. Katılımları için çok teşekkür ederim.

Duygulardan şöyle bahsettik. Herkes çeşitli duygular hisseder ama bu duyguları ifade etme ve deneyimleme biçimi kişiden kişiye değişiyor. Psikolojide duygular, fizyolojik, davranışsal ve bilişsel tepkilerle gelen kişisel deneyimler olarak adlandırılıyor.

6-8 temel duygunun varlığı yaygın olarak kabul edilmiş durumda. Hepimiz bu duygularla dünyaya geliyoruz belli ki.

Mutluluk, Üzüntü, Korku, Şaşkınlık, Öfke, Sevgi, Nefret ve Utanç.

Her şey çocuklukta başlıyor. Ebeveyn olarak çocuklarımızın duygularına nasıl tepki verdiğimiz, onların duygusal zekâlarının gelişimi üzerinde önemli bir etki yaratır. Çocukların duygularını görmezden gelirsek, onaylamazsak, onların duygularını nasıl yöneteceklerini öğrenmelerini engellemiş oluruz. Örneğin korkusunu ifade ettiğinde alay edilen ya da aşağılanan bir çocuk, bir sonraki korku duygusu hissettiğinde utanç duyar. Duygusunu yaşayamaz.

Duygularımız kültürümüzün, eğitimimizin, cinsiyetimizin ve yaşadığımız ülkenin de bir parçasıdır.

Ultrason kullanımı sayesinde, doğmamış bebeklerin gülümsediğini ve hatta ağlama gibi ifadeler gösterdiklerini keşfetmişler. Bu, ana rahmi gibi sessiz ve sakin bir yerde bile, insanların çoktan “harekete geçmeye” başladığını kanıtlıyor. Hayatta kalmalarını garanti edecek bu içgüdüsel ve temel dilde eğitime başlıyorlar. Darwin, duygularımızın nihai hedefinin adaptasyon, hayatta kalma ve birlikte yaşama olanaklarını kolaylaştırmak olduğunu söylemiş, tıpkı stres gibi, o zaman onları korkmadan, saklayıp gizlemeden yaşayabilmeyi, açığa çıkarmayı öğrenmeliyiz.

Her duygu vücutta farklı fizyolojik tepkiler yaratır. Ce-e diye ortaya çıkan birinden korktuğunuz ve şaşırdığınız için kalp atışınız hızlanır, kaslarınız gerilir, sıcaklığınız yükselir. Beyinde de bilişsel faaliyetler olur.

Duygular geçicidir. İngilizcede duygu: Emotion: motion hareket demek.  Ruh hali ise daha uzun sürer.

Duygular istemsizdir. Hissedeceğimiz duyguya çoğunlukla karar veremeyiz. Duygusal zekamızı geliştirerek bu duyguları yönetebiliriz.

Farkındalık ile meditasyon teknikleri el ele gidiyor malum. Bilinçli olarak, farkında ve anda olma hâlinin ve bu hâlin hayatımızın ayrılmaz parçası olması niyetinin gerçeğe dönüşmesi, meditatif uygulamaları belirli bir özdisiplin ile hayatımızın içine almamızla mümkün oluyor ancak. Aynı şekilde, duygusal zekânın, varsa var, yoksa yok şeklinde bir tarafının olmadığını, geliştirilebilir bir kapasite olduğunu da biliyoruz. Duygusal ve Sosyal Zekâ bileşenlerini geliştirmek için uygulanabilecek pek çok metot var ve yine işin içine özdisiplin giriyor. Konuya bu bakış açısıyla yaklaştığımızda, Dalai Lama’nın farkındalığın doruklarında bir çeşit Nirvana yaşadığını, Daniel Goleman’ın ise bir duygusal zeka tanrısı olduğunu hatırlayalım. Ancak her ikisi de bu konuların tanrısı olduklarını kesin bir biçimde reddediyor. Bu konudaki söylemlerinin ise ortak bir noktası var; “sürekli ve vazgeçmeksizin kendi üstümde çalışıyorum” diyorlar. Hal böyle olunca duygusal zekası en güçlü insan veya “en” farkındalıklı insan şeklinde bir tanımlama yapmak da kendimizden bu tür bir beklenti içinde olmak da anlamsız. Bu noktada asıl odaklanılması gereken konu şu; “İnsanın duygusal ve düşünsel olarak bütünlenmesi ve kendisi olabileceğinin en iyisi olmaya yönlenmesi”. Konuya bu noktadan bakıldığında duygusal zekanın ve farkındalık öğretisinin birbirini besleyen çok önemli iki disiplin olduğunu görüyoruz.

Duygusal zekanın gelişmesi de farkındalığın artışı da aynı sonuca vardırıyor:

Yargılama yapmadan (kendine ve başkalarına ve olaylara) gözlem yapma yeteneğini geliştirmek, olanı olduğu gibi değerlendirmek.

Zihinsel süreçlerimize derin bir bakış açısı ile yaklaşmak ve kendi zihinsel aktivitemizin dinamiklerini fark etmek.

Düşüncelerimiz, duygularımız, söylediklerimiz ve davranışlarımız arasındaki bağı fark etmek ve bu anlamda bilinçli farkındalık düzeyine gelmek.

**Özdisiplin her ikisini de geliştirmenin olmazsa olmazı, şüphesiz.

Duygusal zeka öğretisi ve farkındalık, bizim genetik zekâmızda mevcut aslında Anadolu toprakları, farkındalık öğretisinin ve duygusal zekânın en önemli temsilcilerine yuva olmuştur. Yunus Emre, Mevlana ve daha niceleri bu öğretiyi çoktan zihinlerimize ekmişler. Bu spiritüel konuları temel alan tüm kitaplarda Mevlana ya da Yunus Emre’den alıntılar bulursunuz.

Meditasyon modern dünyada,konforlu, kalıcı ve sürdürülebilir öğrenmeyi mümkün kılıyor. Herkes mutlaka inzivaya çekilecek diye bir şey yok, modern toplumun koşturması ve iş hayatı içinde de iş doyumu, artan verimlilik, duyguların denetimi, aidiyet, çatışma, öfke ve stres yönetimi gibi gelişim konuları meditasyonun olumlu yan etkileri haline geliyor.

Duyguların İfade Edilebilmesi

“Bir duygu acıya neden olmaz. Asıl acı ve ızdıraba yol açan şey, bir duyguya direnilmesi veya bir duygunun bastırılmasıdır.” – Frederick Dodson

Bazı bireyler duygularını çok kolay dile getirebilirken, bazıları duygularını içine atarlar ve kendi içlerinde yaşarlar. Bu farklılığın sebebi çocukluğa dayanmaktadır. Özellikle içinde yaşamış olduğumuz toplumun kültürel yapısı göz önüne alındığında kadınlar neşelerini, erkekler de üzüntülerini dile getirmekte daha fazla güçlük çekerler. Ayıp, yakışmaz gibi toplumsal kurallar yüzünden…

Psikanalitik teoriye göre, kişinin geçmişte yaşamış olduğu, travmatik durumların rahatsızlık verici duygu yükünü boşaltarak, rahatlaması ve arınması gerekiyor. Kişi duygu yükünü konuşarak atamadığı noktada beden bu duyguyu yaşamaya ve dışarıya aktarmaya çalışır. Özellikle yaşanan olumsuz duygular dışarıya ağzımızdan çıkarak ifade edilmediğinde beden, geçmeyen baş ağrıları, sebebi bilinmeyen karın ağrıları, hatta panik ataklar ile duyguları ifade etmeye, kendinden atmaya çalışır. Bedenimiz bizimle hep konuşur ve sinyalleri verir. Bundan dolayı duyguları yaşayıp ifade etmenin zihinsel ve bedensel sağlığımız üzerinde çok büyük etkisi vardır.

Hem bireysel ruh sağlığımız, hem de ikili ilişkilerimizde problem yaşamamak adına duygularımızı ifade etmenin yöntemlerini bulup duygusal zekamızı geliştirebilmeliyiz.

Duyguları ifade edebilmek için ilk önce duygularımızı tanımamız gerekiyor. Olumsuz bir olay yaşadığınızda ilk önce bedeninize odaklanın. Ne hissediyorum ve bedenimde ne oluyor sorusunu kendinize sorun. Daha sonraki aşama ise hissettiğimiz duyguyu karşı tarafa aktarabilmek. Burada önemli olan karşı tarafa nasıl hissettiğimizi düzgün bir şekilde ifade etmemiz. Şu an kızgın hissediyorum, bu yaptığın duygularımı incitti, bu söylediğin beni şaşırttı, üzdü, kırdı, sevindirdi vs… Öfke güçlü bir duygu, enerjisi kuvvetli. Yıkıcı ve saldırgan olmaması için doğru zamanda, doğru şekilde ifade edilmelidir. Belki kendi kendimize meditasyon çalışmaları yaparak, kendimizle yüzleşerek, ağlayarak, bağırarak, şarkı söyleyerek, dans ederek de bu enerjiyi içimizden dışarı atabiliriz.

Ayrıca hissetmiş olduğunuz her duyguyu tanımlamaya çalışın. Şu anda hissettiğim duygu nedir? Genelde tanımsız kalıyor duygular, karışıyor, o zaman boşlukta hissediyoruz. Duygularınız güçlüyken bir defter tutup deftere yazmanızı öneririm. O duygu yükünü boşaltmanıza ve ne olduğunu anladığınızda rahatlamanıza yardımcı olacaktır.

Osho diyor ki;

İnsanlık ne yazık ki bastırılmıştır. Bireyler arada bir doğal olarak öfkelenmek yerine öfkesini topladı, bastırdı ve o kadar çok zehirle doldu ki bu bir dünya savaşı haline geldi.

Bastırarak, yaşamamız gerekmeyen bir hayatı yaşıyoruz. Bastırarak yapmayı istemediğimiz şeyleri yapıyoruz. Bastırarak olmadığımız biri gibi oluyoruz. Bastırarak kendi özümüzü yok ediyoruz. Yavaş bir intihar denebilir buna. Psikologlar hastalıkların yüzde yetmişinin bastırılmış duygulardan kaynaklandığını söylüyor. O kadar çok öfke ve nefret birikiyor ki, kalp zehirleniyor.

Öfkelendiğimizde, başkası aslında konu dışı. Öfkemizi başkasının üzerine kustuğumuzda bir zincir oluşturuyoruz, o da bir tepki verecek ve bu büyüyecek. Öfke hissettiğimizde koşabiliriz, bağırabiliriz.

Osho aslında şunu demek istiyor: Yemek bozuk olduğunda yemeği yapan kişinin üstüne kusmuyoruz. O yemeği biz yedik, gidip tuvalete kustuğumuzda rahatlıyoruz. Öfkemizi de bedenimizde tutmamalıyız. Öfkeyi fark ettiğimiz anda koşabiliriz, zıplayabiliriz, ağlayabiliriz, bağırabiliriz, şarkı söyleyebiliriz. Böylelikle enerji akışkan olsun, kozmosa geri dönsün. Problemin içine girip yeni bir problem yaratmayalım.

Öfkenin içine gir, onu uzun uzun düşün, tat onu. İçinde oluşsun bırak. Etrafını bulut gibi sarsın. Tüm acıyı hisset. Senin nasıl aşağıya çektiğini fark et. Bunu bil. Hakikat özgürleştirir, eğer deneyimlersen.

Engellenen enerjin öfkeye dönüşür. O sana ait bir hakikattir. Bu nereden geliyor? Kaynağına git. Boşluğa ulaşacaksın. Öyle derine gideceksin ki bomboş bir alana çıkacaksın. Çünkü o aslında egondu. Sahte kimliğindi. İncinmiş olan egondur.

Öfke sürekli değildir, anlıktır. Kimseye zarar vermez. Yükselir, iner. Sonsuz sevgiye dönüşür. Bastırıp biriktirirsen zehre dönüşür. Hissettiğin tüm duyguları yaşa. Sonra gözlemle onları. Neler olup bitiyor? Öfkeni mahremiyetinde yaşa ve sonra onu anlamaya çalış. Öfkenin gözünün içine bak. O zaman kaybolacak.

Derste 10 dakikalık bir meditasyon yaptık ve meditasyon esnasında kızdığımız bir konuyu düşünüp, burnumuzdan derin nefesler alarak ağzımızdan ses çıkararak verdiğimiz nefeslerle rahatladık.

Boğaz çakrasından bahsettik.

OM meditasyonunda ise odadaki senkronu, uyumu, müziği ve ahengi görmenizi isterdim.

Haftaya duygular üzerine çalışmaya devam edeceğiz.

İlk dört haftayı bitirdik meditasyon derslerimizde. İkinci ayda bizlerle olmak isterseniz, lütfen Adalar Kültür Derneği’ni arayarak kaydınızı yaptırın.

Farkındalık ve Meditasyon. İlk Ders: Sağlıklı Yaşam ve Meditasyon İlişkisi

Şükürler olsun, yılbaşı öncesi yaptığımız demo dersten sonra ilk dersimizi bugün gerçekleştirdik.

Konumuz sağlıklı yaşam ve meditasyonun ilişkisiydi.

Sağlıklı Yaşam bir farkındalık. Genel anlamı, kişinin bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak uzun yıllar sorunsuz bir biçimde yaşaması demek. Özde ise, biliyoruz ki sadece yemek yiyip, su içip, farkında olmasak da nefes alıp hayatta kalabiliriz ancak farkındalığımız artarsa, bedenimize, ruhumuza ve zihnimize doğru besinleri vererek sağlıklı bir yaşam yaşayabiliriz. Doğru besin, sadece yemek içmek değildir. Kimlerle vakit geçirdiğiniz, hangi ortamlara girdiğiniz, hangi hobilerle ilgilendiğiniz, nasıl düşünce yapılarına sahip olduğunuz, yani zihniniz ve ruhunuzu nelerle beslediğiniz de çok önemlidir.

Nefes, yaşam demektir. Yaşadığımız çağda stresi yönetebildiğimiz kadar sağlıklı ve mutluyuz. Doğru nefes almayı öğrendiğimizde ise, en etkili stres yönetimi tekniği ile buluşmuş oluyoruz.

Uzun ömürlü olmanın yolu, derin ve uzun nefesler almak, dakikada alınan nefes sayısını azaltmaktan geçer.

Meditasyon ve nefes teknikleri, beden sağlığını optimize etmek, duyguları dengelemek, ruhu arındırmak için çok önemlidir.

Bugün, doğru nefes almanın ve hayatımızda meditasyona yer vermenin ruhumuzda, zihnimizde ve bedenimizde ne gibi somut değişiklikler yarattığını konuştuk. Louise Hay’in Sağlıklı Yaşam İçin Kendini Sev kitabından alıntılar yaptık, bir adet imgeleme, bir adet de olumlama meditasyonu deneyimledik. Deneyimlerimiz üzerine konuştuk, paylaştık. Ev ödevlerimiz, var, onları konuştuk. Haftaya Pazar yeni konular, okumalar ve meditasyon deneyimleriyle yine Adalar Kültür Derneği‘ndeyiz.
Şubat ayı ortasında haftaiçi derslerimiz de başlayacak. Kayıtlar devam ediyor, bana ya da Adalar Kültür Derneği’ne ulaşabilirsiniz.

Büyükada’da Meditasyon Dersleri Başlıyor

İşte 2020’nin bomba gibi başladığını hissettiren taze haber! Bana öyle hissettiriyor, umarım sizlere de hissettirir.

Yapıyorsun, oluyor. Başla, yol zaten devam ediyor. Çok basit gibi görünen bu cümleler benim bir yıl biterken ve yenisi başlarken mottom gibi oldu adeta. Uzmanlık elbette zaman isteyen, eğitim isteyen, pişmek isteyen ve aslında bitmek bilmeyen bir süreç. Olmadan oldum demek en korktuğum, en kişiliğime yakıştıramadığım yaklaşım. Ancak bu yıl bunun da dengesini bulduğum bir yıl oldu. Pişerken yola çıkmayı unuttuğumu fark ettim. “Hele bir olayım da..” derken yerimde durup, olduğum yerde çürüdüğümü. Böyle olunca kendime ve kimseye faydamın olmayacağını.

Uygulamaya geçmeden her şeyin gözde büyüdüğünü. Teorik bilgilerin muhteşem besleyici olduğunu ve fakat deneyimleyince her şeyin bütünleştiğini… Çok şükür.

Aldığım meditasyon, meditasyon uygulayıcılığı ve koçluk eğitimlerimi, kendi araştırma ve okumalarımı, kişisel yolculuğumdaki kişisel hikaye ve deneyimlerimi harmanlayarak, bir yerden başlıyorum artık. Yolda eğitimlerimi almaya devam ederek, pişmeye devam ederek, öğrettiklerimden öğrenerek, öğrendikçe paylaşarak.

Büyükada’da farkındalık sohbetleri edeceğiz, kitap okumaları yapacağız ve farklı meditasyon deneyimleri yaşayacağız. Yakında başlıyoruz. Bize katılır mısınız?

Yeni Yıl, Yeni Sen!

2019 yılının son günlerindeyiz. Bir kaç gün sonra 2020 yılı! Adı, yani sayı olarak, heyecan verici geliyor bana. Her yeni yıl heyecanlandırır şüphesiz insanı. Pek çok şeyi geride bırakmışız ve yeniliklere hazırız hissi olur genelde.

2019 nasıl geçti?

Darbe girişimleri, terör saldırıları, seçim sonuçları, gözaltılar, yangınlar, depremler, yeni sistemler, kadın cinayetleri, eylemler, harekatlar vardı tüm dünyada.

Galiba bu sene yüzümü güldüren iki isim oldu: Ekrem İmamoğlu ve Greta Thunberg.

Ben şahsen bu sene bol bol çeviri yaptım, Büyükada‘da film gösterimleri düzenledim, düzenli olarak yoga, spor ve meditasyon yaptım, daha çok bisiklete bindim, daha çok “yazdım“. Yeni insanlarla tanıştım. Kısa film projesinde yer aldım. Mümkün mertebe gezdim. Zorlukları olan, güzellikleri olan, vasatın biraz üstü bir yıldı benim için.

2019 biterken yeni bir hediye verdi bana. Böylelikle 2020 bana göz kırpmış oldu aslında. Umut var dedi. Heyecanlandırdı beni, çok şükür.

2014’ten beri var hayatımda meditasyon. İlk zamanlar evde kendi kendime, internetten destek alarak, arada yoga kamplarına katıldığımda oralarda, bir de düzensiz, saatlik etkinliklerde…

2018’de Yeditepe Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nin Nefes Koçluğu ve Meditasyon Uygulayıcılığı Sertifika programlarına katıldım. Çok yeterli bulmadığım için -uygulayıcılık konusunda- arayışlarıma devam ettim.

2018’de bir meditasyon öğretmeni ile tanıştım. Düzenli olarak 8 haftalık kurslarına katılmaya başladım. Hayatım değişti diyebilirim. Hem meditasyon şahsen hayatıma daha düzenli bir şekilde girmiş oldu, hem muhteşem kaynaklara ulaşarak bol bol okuma, bol bol da egzersiz fırsatı oldu, hem de aslında “meditasyon kültürü ve ahlak, vicdan bilgisi” başlığı atabileceğim konularda sohbetler ettik bol bol, ev ödevlerimiz oldu vs. Bu arada bu eğitimler tüm hızıyla devam ediyor ve edecek benim için.

Bu yaz Büyükada’da da çok tatlı ve başarılı bir yoga hocamız oldu, Gülfiye hocam sayesinde düzenli şekilde yoga yapmaya başladık. Kendisi yakın zamanda, “neden sen de bize meditasyon yaptırmıyorsun, meditasyon sınıfı açmıyorsun” diye bir teklifte bulundu. Derneğin de isteği üzerine bu Pazar tanıtım demosunu yapacağımız meditasyon derslerini 2020’de “Farkındalık Sohbetleri ve Meditasyon” başlığıyla başlatıyorumm. Bundan daha iyi nasıl olur? Çok şükür.

Bu bir yolculuk. Evet, 2014’ten beri düzenli olarak hayatımda ve 2018’den beri daha profesyonel eğitimler almış oldum ama ben de hala bir öğrenciyim. Öğrencilik bitmez, bitmesin de zaten. Ancak bu bilgileri paylaşmak, yol göstermek, uygulatmak, kolaylaştırmak işin en sevdiğim kısmı ve bir yerden başlamalıydım, Büyükada da bunun için biçilmiş kaftan bana sorarsanız.

Pazar akşamüstleri Büyükada’da nefes, farkındalık, sağlıklı yaşam üzerine sohbetler edeceğiz ve farklı meditasyon teknikleri uygulayacağız. Başlangıç gününü buradan paylaşacağım. Instagram’dan da güncel bir şekilde gelişmeleri takip edebilirsin. Katılmak istersen lütfen Adalar Kültür Derneği’ni ara ve kayıt ol, olur mu?

Bu sene meditasyonun hediyeleriyle başlasın, bambaşka sürprizlere gebe olsun, ben hepsine açığım.

2020’de sağlıklı yaşama, kişisel gelişime, meditasyona dair motivasyona, desteğe, danışmaya ihtiyacın olursa ben buradayım, bir e-posta atman yeterli.

2020: Muhteşem bir yıl olsun, adı gibi güzel olsun, tutarlı olsun, havalı olsun, taptaze yenilikler getirsin, şaşırtsın, geliştirsin, kalabalıklaştırsın, neşe saçsın,enerji versin, ışıltılı olsun, sağlıklı olsun, bereketli olsun, anlayışlı, sevgi dolu, sarmaş dolaş olsun, sıcak olsun, geniş olsun, tatlı olsun, komik olsun, romantik olsun, kolay olsun, ferah olsun, barış dolu olsun.

2019, hadi geçmiş olsun 🙂

Bilinçli ve Bütüncül Beslenme Söyleşisi

Bildiğiniz gibi 2017’den beri çeşitli şehirlerde ve mekanlarda sağlıklı yaşama, sağlıklı beslenmeye dair söyleşiler düzenliyorum. Büyükada‘ya taşındığımdan beri burada genelde ilk mesleğimle ilgili olan sinemaya dair etkinlikler düzenledim. İlk kez Adalar Kültür Derneği‘nin katkılarıyla Büyükada’da da hep birlikte sağlıklı, bilinçli, bütüncül beslenmeyi konuşacağız, söyleşinin sonunda 3-4 dakikalık bir nefes/meditasyon çalışması yapacağız.

Söyleşi ücretsizdir ve katılımlara açıktır. 21:00-22:30 arası devam edecek olan etkinliğe İstanbul’dan da gelebilir, dönüş vapur ve motorlarına yetişebilirsiniz. Sağlıklı beslenmeyi ve sağlıklı yaşamı konuşacağımız bu söyleşinin size Büyükada havası aldırmasının da bünyenize iyi geleceğinden eminim 🙂

Eylül’de Büyükada Adalar Kültür Derneği’nde Sağlıklı Beslenmeyi Konuşacağız

Bir buçuk sene önce taşındığım Büyükada’da evime çok yakın olan Adalar Kültür Derneği’nde çok güzel faaliyetler gerçekleşiyor. Facebook sayfalarından takip etmenizi öneririm.

Derneğin yürüttüğü 2019 Yaz Kültür Sanat Festivali kapsamında Temmuz-Eylül arası çeşitli konularda söyleşiler gerçekleşecek. 11 Eylül Çarşamba akşamı bendeniz de sağlıklı beslenme ile ilgili bir sunum gerçekleştireceğim ve katılımcılarla birlikte söyleşeceğiz. Ev yapımı hurmalı tatlılarımdan da tattırarak tatlı yiyip tatlı konuşalım diyorum.

Henüz vakit var, yaklaştığında tekrar hatırlatacağım, katılırsanız çok mutlu olurum.