Fazla Kilolarımı Nasıl Verdim? Amaç Kilo Vermek mi Yoksa Sağlıklı Yaşamak mı?

4 kiloya yakın doğmuşum. Yeni doğan bir bebek için oldukça tombikmişim. İki yaşıma kadar da tombikliğim sürmüş, zor yürümüşüm. Genç kızken hep balık etliydim. Sporla pek aram yoktu, çekinir, korkar, kendimi beceriksiz hissederdim. Boyumdan büyük bir bisiklet alınmış bana, binip düşmüşüm, bir daha da binmemişim. İleriki yaşlarda dizimde bir problem de çıkınca bisiklet yasaklandı bana. Hala içimde ukte, dizimi iyileştirip kendime güzel bir bisiklet alıp binmesini öğreneceğim. En sevdiği şehirlerden biri Amsterdam olan biri için büyük eksiklik!

Şaka bir yana 18-20-30 yaşlarımda, sporla işi olmayan, hımbıl diye niteleyebileceğiniz, hareketsiz, her zaman göbekli, eti yumuşak bir hatun oldum hep. Hiçbir zaman “şişman” olmadım belki, ama işte diyorum ya, hep bir hareketsizlik, bir yumuşaklık, güçsüz kollar bacaklar, tombik bir göbek…

İrade. Hiçbir zaman iradeli biri olduğumu düşünmedim. Uykuya, yemeğe her zaman düşkündüm. Tatlıya, içkiye. Biraz dikkat edeyim dediğim iki günün sonunda, gel rakıya oturuyoruz diyorsa biri, hemen gider, amaaan ölümlü dünya diye içerdim. Rejimdeyim dediğim halde, ama senin için yaptım denen keke pastaya dalardım.

Diyet kola olmazsa olmazımdı. Çikolatalı bisküviler, atıştırmalıklar. Hamburgerler, patates kızartmaları, cipsler. Ketçaplar mayonezler. Gece tv karşısında türlü yaramazlıklar. Bol kremalı şekerli Starbucks kahveleri.

Gece hayatını severim. Konserler, barlar. Eh, gelsin biralar, şaraplar, votkalar.

Kendimle ilgili düşüncem şuydu. Ben balık etli, hımbıl bir hatunum. Vücut yapım da belli yani. Eh, iradeli de değilim, seviyorum yemeği içmeyi. Ben hiçbir zaman fit bir hatun olamam. Zaten vücut yapım da şöyle, metabolizmam yavaş, hızlı kilo alıyorum…

.

2013’te kişisel antrenörlerin olduğu bir spor salonuna yazıldım. Aslında spor salonuna yazılmak olarak bakmamak lazım buna. Sadece sizinle ilgilenen bir spor hocanız var. Yürüyüş bandı dışında herhangi bir aletle çalışmıyorsunuz. Haftanın iki günü belirli gün ve saatler o hoca sadece sizin için orada. Randevunuz var yani. Ay Salı spor salonuna gidecektim ama gitmedim valla üşendim durumu yok. Orada sizi bekleyen bir hoca var. Bugün gitmezseniz arayıp ayarlayacak ve yarın gideceksiniz. Yine boyunuza kilonuza ve vücut durumunuza göre size verilmiş bir sağlıklı beslenme listesi var. Kahvaltı, ara öğün, öğle yemeği, ara öğün ve akşam yemeğinden oluşan bu besinleri tüketirken yemeğin fotoğrafını çekip kişisel antrenörünüze yolluyorsunuz. Eğer bulunduğunuz mekandan dolayı veya bir sebeple beslenme listenize uyamayacaksanız da aynı şekilde antrenörünüzle iletişime geçip alternatif bir yol buluyorsunuz. O anda bulunduğunuz yerin menüsünde ya da çevrede bulabileceğiniz, size en uygun yiyeceği ve miktarını size söylüyor. Bir başka kural, akşam 18.30-19.00’dan sonra hiçbir şey yememek. Çiğneme hareketi yasak. Şekersiz çay, kahve, su serbest.

Boyum 1.66. O zaman 63 kiloydum. Antrenörüm şöyle söyledi. Sen öyle çok kilo problemi olan bir kadın değilsin. Şu an bu salondan çıkıp gitsen ve ben hayatıma böyle devam edeceğim desen, kimse sana bir şey diyemez. Bu senin tercihin olur. Fakat sen bir kadınsın ve yaşın 30’un üstünde. Anne olursun, olmazsın. Ama hormonların çalışma şekilleri var. Fazla kilolarını atman yaşın ve kadın olman sebebiyle her geçen gün daha da zorlaşacak. Sonra oturmuş kilolarını hiç veremeyeceksin ve bu sağlık problemleri yaratacak. O kadar doğru bir zaman ki, gel fazla kilolarını at, sağlıklı bir yaşamı öğren, daha sonra anne olsan da olmasan da hiç sıkıntı çekme.

Bu yaklaşım bana çok mantıklı geldi. Nerede ne yiyor olduğuma olan ilgi ve spor saatlerinin günlerinin belirli olması, başımda beni hiç terk etmeyen bir spor hocasının olması da beni çok motive etti. Yine o dönem gittiğim salondaki Serkan hoca şunları da söyledi. İlk ay Melis. İlk ay sık dişini. Kolay olmayacak, ama değecek, inan bana. Hayatın boyunca bu kadar dikkat edecek değilsin. Ama ilk ay başlatmalıyız bu hareketi vücutta. Haftada 2 gün spor, 1 gün cardio, 1 gün de kendim yürüyüş yapmaya başladım. Akşam o kadar acıkıyordum ki. Bir akşam hocama yazdım, hocam akşam yemeğimi çok erken yedim, saat 9’a geliyor, açlıktan ölüyorum. Dolapta light yoğurt ve elma var, hangisini yiyebilirim? Hiçbirini dedi hocam. Hele elma, sakın! Dedi. E, peki ne yapacağım dedim. Uyu dedi. Sık dişini, geçecek bu günler demeyi de ihmal etmedi. Yattım uyudum.

Bir süre sonra etrafımdaki insanların karşımda bol kalorili tatlılar, içkiler, hamburgerler vs yemelerinden rahatsızlık duyacak bir kafaya geldim. Adeta onlara üzülerek ve biraz da anlamayarak bakmaya başladım. Bir insan kendisine bunu nasıl yapardı, sürekli o sağlıksız besinleri nasıl tüketirdi? Yok dediğim iradem taş gibi ortaya çıktı. Uzatmayayım. 5 aylık bir sürecin sonunda 8 kilo vermiş ve fit olmuştum. Sporu bıraktım, yürüyüşleri ve dikkat etmeyi bırakmadım. 1 kilo da kendim verdim.

Aradan yıllar geçti. Bu düzeni sürdürmedim. Ama sağlıklı beslenmenin ve sporun mantığını çözdüğüm için bir daha asla da eski kilolarıma geri dönmedim. Çünkü çok yediğim, içtiğimde mutlaka ona göre bir düzenleme yapıyordum artık. Daha hareketliydim, daha çok hayır’larım vardı. Bozdolabıma artık asla girmeyen şeyler vardı.

Kilo Verenler Kulübü

2017 Şubat gibi yine kilo aldığımı ve psikolojik olarak iyi olmadığımı fark ettim. Salmıştım. Umurumda değildi. Saat 11’lere kadar uyuyor ve düzensiz besleniyordum, gece de 3’lere kadar oturuyordum ve atıştırıyordum. Kişisel antrenörlerimden Suavi’yi aradım ve Kilo Verenler Kulübü‘nde yeniden başladım. Aynı tempoya. Yukarıda anlattığım mantık bende yeniden devreye girdi. Şu an itibariyle 40 günde 5 kilo verdim.

Buraya kadar her şey çok güzel. Fakat şunu eklemek istiyorum. Mesele kilo vermek değil. Mesele sayılar da değil. İnanın kaç kilo olduğum hiç umurumda değil. Ben artık alarm kurmadan 7.30’da uyanıp havanın durumuna aldırmadan sabah yürüyüşe çıkabilen, spor yapmaktan zevk alan, akşam 19’dan sonra yemek yemeyen, bu vesileyle gece saat 24, hadi bilemedin 01 gibi yatıp uyuyan, vücudundaki görsel ve hissel değişikliklere inanamayan biriyim. Sıkılaşmak bir yana, giysilerin üzerimde bambaşka durması bir yana, artık yürürken, koşarken kesilmiyorum. Üşengeçliğim kalktı. Hımbıllık? Ben mi? Yapmayın allahaşkına, neredeyse hiperaktifim diyeceğim 🙂

Bu mutluluğu yaşadıktan sonra geriye dönmek istemiyor insan asla. Çünkü yapabildiğini görmek insan için muhteşem bir motivasyon kaynağı. Ne yapabilmiş oldum ben?

Mideme söz geçirdim. Bedenime söz geçirdim. Nefsime söz geçirdim. Sonuçlarını da gördüm.

Yapamıyorum dediğim noktalar olmuyor mu? Elbette oluyor. Ama orada artık bahaneler yok. Ben böyleyim, benim yapım bu, vücudumun şekli bu, yaradılışım bu, güç bulamıyorum, kolay değil, dayanıksızım, hımbılım vs vs vs… Bu sesler kesildi. Bunların hepsi palavra çünkü.

Yapamadığımı hissediyorsam, hemen iç sesimi dinliyorum. Ne oldu? Yorgun olabilirsin. Dinlen. Ama bu yorgunluk nereye kadar? Sürekli yorgun olamazsın. Dinlendikten sonra devam et. Yılma.

Ne oldu? Moralim bozuk, enerjik hissetmiyorum. Tamam, çok normal. Neden moralin bozuk? Es geçmek, içe atmak yok. Önce onu çözelim. Bunun için eve kapanmaya, kendini yemeğe, içkiye vermene gerek yok. Önce kendini dinle. Nedir sorun, nasıl çözebiliriz? Onunla ilgilenelim. Ama bu arada kendimize iyi davranmaya da devam edelim. Sağlıklı beslenerek, hareket ederek. Meditasyon yaparak. Güzel müzikler dinleyerek. Sevdiğimiz, bize kendimizi iyi hissettiren insanlarla vakit geçirerek. Uykumuzu iyi alarak.

Ben sabah uyandığımda, yaşasın, mis gibi kahvaltı edeceğim diye uyanıyorum artık. Ne de olsa karnım dolu olmadan uyuyorum. Sabah ilk iş kendime şöyle kayısı kıvamında güzel bir yumurta haşlıyorum. Yanına küçük bir dilim peynir koyuyorum. Bir dilim çavdarlı tahıllı ekmek, 3 siyah zeytin, bol salatalık ve tatlı kırmızı biber de ekledim mi, değmeyin keyfime. Yanında şekersiz çay, bir bardak süt ya da benim tercihim genelde sade filtre kahve. O kahvaltı, bir mutluluk kaynağına, bir ritüele dönüşüyor.

Öğleden önce yarım elma ya da laktozsuz yoğurt (laktoz karnımı şişirdiği için laktozsuz süt ve yoğurt tüketiyorum, hem yarım yağlı da oluyorlar.), içine biraz müsli ya da 2-3 altınbaşak ile yine biraz kahve içiyorum. Öğle yemeğinde bir tabak sebze yiyorum. Akşamüstü bol salatalık domatesli ve kırmızı biberli, bir sandviç yapıyorum kendime, bir dilim de hindi füme koyuyorum içine. Akşam altı gibi bol salata ve ızgara. Köfte, tavuk ya da balık. Öğle ya da akşam yemeğine yoğurt, cacık eşlik edebilir. Akşam 12’ye kadar da gelsin çaylar kahveler.

Haftada bir öğlen, yemeğime bir kadeh kırmızı şarap eşlik ediyor, çok canım çekerse. Arkadaşlarla dışarı çıktıysam da bir bardak bol limonlu cin tonik içiyorum. Sonra limonlu soda ya da limonlu su ile devam ediyorum gece uzuyorsa.

Kendimi çok iyi hissediyorum çünkü sonuçlarını gördüğüm bu iradem kendime saygımı da artırıyor.

Şimdilik burada noktalayayım. Bir sonraki yazım “empath” olmak ile ilgili olacak 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir