Nefret Ediyorum!

Kendimize karşı dürüst olma vakti. Belki ifade ederek, belki içinden, Nefret ediyorum! dediğin bir olay, bir nesne ya da bir kişi var mı? Fark et, yakala o duygunu. Eminim hemen neden nefret ettiğine dair, “haklı” olduğun sebepler gelecektir peşinden aklına. Hatta biri soracak olsa, hemen sıralamak için bunları aklından geçirirsin. Çünkü kimse aslında nefret dolu olmak istemez, ya da, “ben kötü düşüncelere sahip biriyim” gibi bir kabulleniş yaşamaz, nefret varsa, sebeplerimiz de vardır. Aslında biz iyi bir insanızdır ama o olay, o nesne, o insan her neyse, nefretimizi kazanmak için mutlaka bir şeyler yapmışlardır ve bunu hak etmişlerdir.

Peki, tamam.

Şimdi bir bak bakalım. Sende nefret duygusu uyandıran bu olay, bu kişi, her neyse, bu konu diyelim, bu konuya neresinden bağlısın? Seni ilgilendiren kısmı ne? Seninle ilgili olan kısmı ne bu konunun? Peki, sende bir duygu yaratmasına izin verdiğin kısım neresi?

İlgi alanımıza soktuğumuz her konu, her kişi, her olay, her durum bizde bir duygu yaratır. Bir karşılığı vardır bizde, vardır ki ilgi alanımıza girmiştir, olumlu da olsa, olumsuz da. Bizim inanışımıza, bizim bildiğimize, bizim alışkanlıklarımıza, bizim örf ve ananelerimize belki, bizim bakış açımıza, bizim zekamıza, bizim sevdiklerimize ters bir şey vardır duygumuz nefretse. Ancak, ters olmakla kalmamıştır, canımızı da yakmaktadır, egomuzu tehdit etmektedir. Çünkü nefret güçlü bir duygudur. Şu konuyla, şu kişiyle, şu mekanla aynı noktada değilim, demekten çok daha fazlasıdır. Ona ruhumuzda, gönlümüzde, zihnimizde, zamanımızda bir yer vermişizdir. Onu dilimize dolamışızdır. Onu konu etmişizdir. Belki de aslında bir korkumuza karşılık geliyordur. Belki aslında sevmek istediğimiz bir şeyin hayal kırıklığıdır yaşanan. Belki bilmediğimiz, bilemeyeceğimizi düşündüğümüz için dışlamak adına nefret duygusu geliştirmeyi tercih etmişizdir. Belki nefret duygusu, bizi başka bir yere konumlandırmaktadır ve bizim o konuma gereksinimimiz vardır. Bir şeye aynadır bu duygu, ama neye, biraz daha derine bakınca, çıkar ortaya.

Belki diyeceksin ki, ne yani, katillerden, canilerden, işkencecilerden, tecavüzcülerden nefret etmeyelim mi? Nefret ediyorsak aslında bu bizdeki başka bir şeyi mi temsil eder illa?

Bir cana acı veren, bize de acı verir. Ona karşı güzel duygular beslememiz imkansızdır. İsyan etmek gelir içimizden, belki intikam almak bile gelir. Lanet okumak isteriz, okuruz da. Onu asla anlayacak durumda olamayız, onu anlamaya zaman ayırmak bile haksızlık gibi gelir. Beter olmasını isteriz. Karşımızda bir cana kast etmiş bir kişi, bir anlayış vardır ve duygumuz bize der ki, aslında bizim yapabileceğimiz “en insani şey” ondan nefret etmek, ona karşı olmak, ona lanet okumaktır.

Peki, gerçekten böyle midir? İlk ve en doğal tepkilerimizi engelleyemeyiz şüphesiz. Ancak lanet okumak, nefreti dışa vurmak, öfkelenmek aslında ateşi büyütmektir. Hem kendi sağlığımız, hem de çevremiz için. Herkes kendisinden sorumludur. Kızmak, öfke duymak, yaşanması gereken, sağlıklı duygulardır, dışa da vurulması gerekir ancak illa bir kişiye, bir kuruma, bir medyaya, bir ortama akıtmak olarak değerlendirmemek gerekir dışavurumu. Bedenimizden atmak gerekir. Belki çığlık atarak, belki bağırarak, belki ağlayarak, belki yastıkları yumruklayarak. Belki evet, düzgünce ifade ederek yaşadıklarımızı. Belki yazarak. Belki tavır alarak, sınır koyarak. Ancak kötülüğe kötülükle cevap vermek, laneti lanetle karşılamak faydasız. Öğretici de değil, geliştirici de değil. Ne bunu yaşayan ne de yaşatan için. Gözlemledikten, yerini belirledikten, içinden çıkan duygunun çıkmasına kendi sağlığımız adına izin verdikten sonra, ötesi bizde değil.

Genellikle egomuzda bir yerle bağlantı kuruyor bu nefret duygusu. O zaman bizi ele geçirecek gibi oluyor. Oysa ki, her duygu gibi, öfke de gelip geçici. Nefret de. Nefret hissedebiliriz ama nefretin kendisi olmamıza gerek yok. Lanet okumamıza gerek yok. Kendi bağımsızlığımızı, hayat görüşümüzü, sağlıklı zihin yapımızı koruyabilmek için duygularımızı egomuzdan uzak tutmak ve bize yapışmalarına izin vermemek durumundayız. Yerimizi belli etmek için lanete, nefrete gerek yok. Hayattaki duruşumuzu seçimlerimiz, yaptıklarımız, sevgimiz, anlayışımız, sakinliğimiz, doğru ifadelerimiz belirler. Duyarlı ve aktif bir birey olmak için nefrete, öfkeye, lanete ihtiyacımız yok.

Bugün, sende nefret duygusu uyandıran her kişiye, her olaya bir yoğunlaş bakalım. Kendinle olan bağları gör. O bağları koparabilir misin? Ondan nefret ediyorum cümlesini, onun yaptıklarıyla bir bağ kurmuyorum, onun yaptıklarını onaylamıyorum, onunla aynı düşüncelerde değilim, aynı fikirde, aynı duyguda birleşmiyorum, onun hatalarını görüyorum, hatalarına ortak olmayı tercih etmiyorum, üzerimde baskı kurmasını onaylamıyorum, onun yaptığı şeylerin benim dünyamda yeri yok, onun yanlış yapmaması için elimden gelen bir şey varsa buna bakabilirim ancak yönetemem, gibi cümlelerle değiştirebilir misin? Ve sonra belki kendi hayat görüşünü, kendi duruşunu, kendi yaklaşımlarını, kendi bakış açını hatırlatabilir misin kendine? Olumlu cümlelerle. Hayata şu şekilde yaklaşıyorum. Hayata bakış açım şu. Ben şurada durmayı seçiyorum. Benim tercihlerim bunlar. Ben bu konuda bu şekilde davranmaya devam edeceğim. Bunun için gerekiyorsa çalışacağım, çabalayacağım, emek vereceğim. Duruşumun arkasında olacağım…. gibi.

Belki bu düşüncelerin sonunda birkaç dakikalığına gözlerini kapatıp, sakince nefesler alabilirsin. Minik, meditatif bir an yakalayabilirsin. Bırak, duyguların, düşüncelerin dengelensin, otursun her şey yerli yerine.

Sen her zaman olumlunun savunucusu ol. Bu Polyannacılık değil. Bu her şeye pembe gözlüklerle bakmak değil. Bir aktivist olabilirsin, dünyada olan biten kötülüklerin olmaması, ya da en azından azalması için elinden geleni yapabilirsin. Konuşabilirsin, ifade edebilirsin, eğitebilirsin, eğitim alabilirsin, yazabilirsin, yürüyebilirsin, anlatabilirsin, birleştirebilirsin, sanat gibi bir araç kullanarak farkındalık sağlayabilirsin, yeteneklerini konuşturabilirsin, maddi, manevi destek olabilirsin, zamanını ayırabilirsin, proje geliştirebilirsin… Lanet okumadan, nefret ediyorum demeden, kendi sınırını çizerek, seni de kirletmesine izin vermeden, çamuru içine sürmeden, çamuru çamur üreterek büyütmeden, kendin temiz kalarak, bir adım geri basarak, kendini unutmadan, kendini kaybetmeden, kendi değerini koruyarak yerini belli edebilir, başkalarına da bunu kabul ettirebilirsin. O da senden nefret etmek durumunda değil. O da seni olduğu gibi kabul edebilir ancak senin yolundan gitmeyebilir. Buna da izin verebilir misin? Kabul görmemeye de var mısın? Çok saf bir şekilde çok haklı olduğunu düşündüğün bir konuda anlaşılmamaya da razı olabilir misin? Buna razı olduğunda kendi doğrunu öyle doğal, öyle ferah, öyle kendiliğinden ifade ediyorsun ki, sen mavi, o yeşil, öbürü kırmızı, öbürü siyah, herkes kendi içindeki rengi yansıtabiliyor tuvale. Çünkü o boş tuvalden sen sorumlu değilsin, tuvale yansıttığından sorumlusun. Ve o tuvali rengarenk boyadığımızda, ortaya güzel bir tablo çıkarttığımızda ancak, o tuvalden sorumlu olabileceğiz, o tuvalde “bir” olabileceğiz.

Adalar Yoga Insta Canlı Yayın

Takip edenler biliyor, Adalar Kültür Derneği’nde Ocak ayından beri meditasyon dersleri veriyorum. Dernekte yoga dersleri vermiş olan Gülfiye hocam ile Adalar Yoga isminde bir instagram hesabı açmıştık çalışmalarımızı paylaşmak için. Nisan ayında da Korona günlerinde Yoga ve Meditasyon’un faydalarını konuşmak için bir instagram canlı yayını yapmıştık. Buradan da duyurmuştuk.

Daha sonra sohbetimizi kaydedip youtube’da paylaşmıştım ama burada da paylaşmayı atlamışım, buyurun:

Korona Günlerinde Yoga&Meditasyon

Instagram Canlı Yayına Bekleriz

Pandemi sürecinde Instagram ortak canlı yayınlar aldı başını gitti. Bu duruma olumlu bakanlardanım. Medya değişiyor. Daha özgür, daha samimi ve bilgi vermeye, sohbet ede ede gelişmeye daha açık bir topluluk bu. Pandemi sürecindeki psikolojik durumlar da konuşuluyor, ekonomik boyutlar da, yemek tarifleri de, yoga da yapılıyor, kariyer sohbetleri de var, ünlülerin muhteşem tv programı tadında yayınları da oluyor.

Bizim adalaryoga olarak geçtiğimiz aylarda yoga eğitmeni arkadaşım Gülfiye ile bir canlı yayınımız olmuştu. Geçtiğimiz haftalarda üniversite öğrencileri beni canlı yayına davet ettiler ama sonra bir aksilik yaşadılar, ben de o yayını tek başıma yaptım, buradan izleyebilirsin.

Dün diğer mesleğim olan sinema yazarlığı ve dijital yazarlıkla ilgili Sinematik Yeşilçam‘ın konuğu oldum. Instagram sayfasından izleyebilirsin.

Bu gece ise aynı zamanda freelance yazarlarından biri olduğum dijital ajansStradesco‘nun kurucusu, eski arkadaşım Zeynep Kömürcü Bulut ile bir canlı yayın gerçekleştireceğiz.

Instagram: @zeynepkomurcubulut ve @zararsiz_yasam hesaplarını takip ederek yayınımızı izleyebilirsin.

Sevgi ve Şefkat Meditasyonu – Mettabhavana

İki küsür senedir almış olduğum meditasyon derslerinin bir kısmında deneyimlemiş olduğum ve deneyimlemeye devam ettiğim bir meditasyon çeşidi bu. Bu hafta ben de kendi öğrencilerime bu meditasyonu anlattım ve birlikte deneyimledik.

Meditasyon, “kişisel” bir ruhsal gelişim uygulaması. Kendi hayatımızda, sadece kendi ruhumuz ve bedenimizle yapabileceğimiz, kendimize ayırdığımız bir zaman diliminde içe döndüğümüz bir süreç. Zihnimiz, duygu ve düşüncelerimiz, bedenimiz odak noktalarımız.

Mettabhavana Nedir?

Mettabhavana, sadece kendimizi değil, başkalarını da içeren bir meditasyon şekli. Bu anlamda çok fazla “kendimizle ilgili” olmamak adına da faydalı. Elbette önce kendimiz için iyi şeyler düşünmek ve sonra bu iyi duyguları iyice algılayıp, herkes için iyi şeyler düşünmek, bunu dengelemek.

Metta, Pali dilinde bir sözcük. Türkçe’ye tek bir kelimeyle çevirmek biraz zor. İngilizce’ye “loving kindness” olarak çevrilmiş. Biz de şöyle diyebiliriz belki: dostluk, muhabbet içeren koşulsuz sevgi ve şefkat.

Mettabhavana, tüm varlıklara sevgi ve nezaket gönderme meditasyonudur. Öncelikle kendimize. Sonra, tanıdığımız ve sevdiğimiz kişilere, sonra çok da yakından tanımayıp çok ilgimizi çekmeyen, “nötr” olduğumuz kişilere, sonra bize zorluk yaratan, belki nefrete kadar gidebilecek olumsuz duygular uyandıran kişilere. Sonra tüm bu düşündüğümüz insanlara. Daha sonra da evrendeki tüm canlılara.

Sevgi dolu şefkat, merhamet, başkalarını düşünmenin verdiği haz ve zor durumlarda dahi sakinliğini koruma, yüce mertebeler şüphesiz. Buddha’nın öğretisine göre her canlının temelinde iyilik ve sevgi var. Sonradan, bizi mutsuz eden durumlardan, acı çekmekten, korkularımızdan, kendimizi korumak için kalkanlar oluşturuyoruz. Bunlar özümüze ait değil aslında, alışkanlık haline gelen “davranışlar”. Biz farkındalığımızı geliştirdikçe, yani geçmişin ve geleceğin kaygılarından sıyrılıp şu an ne yaşadığımızla ilgilendikçe ve gözümüz gerçeğe açıldıkça kendi özümüze ulaşabiliriz. Farkındalık iki şekilde tezahür eder:


1-aydınlanma ve açıklık. Gerçekleri açıkça görebilme kapasitesi.
2-sıcaklık ve hassasiyet: özenle, sevgiyle karşılık verme kapasitesi.

Biz bunların etrafını kalkanlarla kapatıyoruz ve o kalkanlar bir süre sonra derimize nüfuz eder gibi oluyor, gerçekliğimiz zannediyoruz. Halbuki o buzdan duvarı kırarsak içerdeki akışkanlığı hatırlayabiliriz.

Araştırmacılar, bir huzur evinde bir kısım yaşlılara bitkiler verip bunlar sizin ve bunlara su vermelisiniz, sevgi vermelisiniz, yapraklarını silmelisiniz, ilgi gösterip yaşatmalısınız demişler. Bir kısım yaşlılara da yine bitkiler verip bunlar sizin ama bakmanız gerekmiyor, hemşireler zaten suyunu falan vericek demişler. İlgilenmeniz gerek denen yaşlıların daha sağlıklı bir hayat yaşadıkları, daha enerjik oldukları ve daha uzun yaşadıkları gözlemlenmiş. Bu araştırmanın sonucu aslında canlı varlıkların birbirine olan bağını, yakınlık ve sevgi ihtiyacının bir bütün olduğunu gösteriyor. Aslında bu bağı, bu bütünlük duygusunu kendimize göstermeyi de unutuyoruz, başkalarına da bazen. Bunun için hayatımızı bölmelere ayırmamalıyız. Özel hayat, iş hayatı, evlilik hayatı, toplumsal hayat diye kendimizi bölmemeli, bir tutarlılık içerisinde yaşamalıyız. İş hayatında binlerce yalanlar söyleyip gelip meditasyon yapmanın bir faydası olmaz. Başkalarını incitici davranışlar sergileyip sona insanlardan sevgi beklemenin anlamsızlığı gibi. Bütünlük, dürüstlüktür ve bizi de rahatlatır. Tam hissederiz. Yaptığımız iyiliklere odaklandığımızda da hayatımıza iyi enerjileri çekeriz.

aç kalbini sevgiye

Sevgi Meditasyonu (Mettabhavana) Ne Gibi Faydalar Sağlar?

Bu meditasyon düzenli olarak yapıldığında,
1- Öfke duygusu yavaş yavaş tamamen ortadan kalkar. Çünkü zihindeki şiddet ve yıkıcı durumların tam tersidir bu çalışma.
2- İçgörünün gelişmesi için gerekli konsanstrasyonu sağlar.
3- Yaşayan tüm canlılarla sağlıklı ilişki kurmamızı sağlar – mutlu bir aile, mutlu bir çevre ve dünya.
4- Zihin zamanla saflaşmaya, temizlenmeye başlar, böylelikle sinirlenmeler, kötü düşünceler, korkular, kaygılar azalır. Nefret, kıskançlık gibi insana işkence eden düşünceler ortadan kalkar.
5- Mutlu bir şekilde uyumaya başlanır.
6- Mutlu bir şekilde uyanılmaya başlanır. Uyku sağlığımız için çok önemli bir kavramdır. Düzenli ve yeterli uyku almazsak hem bedenimiz hem zihnimiz bundan kötü etkilenecek ve hayatımız zorlanacaktır. İyi bir uyku çekmiş kişi güne mutlu ve enerjik başlar.
7- Kabus görülmez. Budist psikolojide derin uykuda da bir tür bilinç olduğuna inanılır, zihnin düşünmeden kaldığı bir bilinç hali. Düşünce geldiğinde zihin aktif duruma geçer. Rüya görmek, kabus görmek de aktif durumdur. Rüya görme sebebimiz gün içinde düşündüklerimizin birikmesidir. Gün içinde zihnimizde kötü düşünceler varsa kabus görürüz, iyi düşünceler varsa güzel rüyalar da görebiliriz. Her halukarda zihin çalışır.
8- Tüm varlıklar tarafından sevilmeye başlarız. İnsanlar, hayvanlar… Sevgi ve nezaket yaydıkça herkesi mutlu etmeye başlarız ve bu mutluluk bize geri döner. Böylece dünyada çekilen acıları azaltmış oluruz.
9- Budizme göre doğaüstü varlıklar tarafından korunuruz. Elbette başımıza zor olaylar gelebilir ancak onları karşılama şeklimizde rahatlamalar olur.
10- Budizme göre fiziksel acıdan azad oluruz. Sevgimiz ne kadar güçlüyse bedenimiz o kadar korunur. Ancak inancımız ve sevgimiz azsa, bedenimiz de korunamaz.
11- Zihnimiz çok kolay sakinleşir.
12- Yüzümüz, bakışımız mutlu bir bakış olur, net bir yüz ifademiz olur. Bu sağlıklı bir insan bakışı ve ifadesidir. Öfke, kin nasıl gastrit gibi hastalıklara yol açıyorsa, bu da tam tersi…
13- Sevgi ve nezaketi yayan kişinin ölümünün çok kolay ve huzurlu olacağına inanılır. Sevdiklerinin ve sevenlerinin duasını almış olur, gibi algılayabiliriz.
14- Mutlu diyarlara yeniden doğarız.
Biz aslında içimize bir tohum ekiyoruz, sürekli yaparsak tohum fidan olacak, orman olacak. Bizim işimiz sadece tohumu ekmek. Yani zihnimize güzel duygular yüklemek. Meyve vermesi zaman alacak, o bizim işimiz değil. Onu yaşama bırakmayı bilmeliyiz.

Bir bardak suya konacak tuzun suyun tadını etkileyişiyle aynı tuzu bir nehire eklediğimizde nehirin tadının hiç değişmeyeceği örneğini veriyorlar. Bu bize şunu öğretir. Tuz için bir şey yapamazsın. Tuz her zaman bir dış etmendir. Hatta fazlalaşabilir, azalabilir, değişebilir. Ama sen ne kadar geniş bir kap olursan, sende yaratacağı etki o kadar az olacaktır.

Mettabhavana Aşamaları Neler?
İlk aşamada iyi dileklerimizi “kendimize” gösteriyoruz.

*Her aşama arası biraz es vermek ve alanı temizlemek lazım.

İkinci aşamada sevdiğimiz bir arkadaşımızı aklımıza getiriyoruz.

Üçüncü aşama. Nötr kişi. Bu kişiyi çok iyi tanımıyoruz. Belki de ilgimizi çekmemiş, bu sebeple ona karşı iyi ya da kötü bir duygu oluşturmamışız.

Nötr kişi, metta için harika bir deneme çünkü bize dair hiçbir şey yok. Tanıdığımız ve sevdiğimiz kişinin de, bizim için zor olan kişinin de mutlu olması bizi bir şekilde ilgilendirir çünkü ucu bize değer ama nötr kişinin mutlu olması bizim hayatımızda hiçbir değişiklik yaratmaz, yine de bunu tüm samimiyetimizle yapabiliyorsak, işte bu metta için güzel bir test.

Dördüncü aşama hoşlanmadığımız kişi. Meditasyona ilk başlayan kişilere, bu bölüme travmatik birini koymanız önerilmez, çok güçlü olumsuz duygularınızın olduğu vs. Ancak zaman geçtikçe, bu pratikte ilerledikçe gerçekten düşman olarak gördüğünüz birini koymanız da faydalı olabilir. Bu kişi nasıl bir kişi olursa olsun, her ne yapmış olursa olsun, bu kişinin de aslında bizden farklı olmadığını hatırlamak, onun da sevgi istediğini, onun da mutlu olmak istediğini, acı çekmek istemediğini hatırlamak için çok güzel bir fırsat. Bir o kadar da koşulsuz sevgiyi bize öğretecek bir aşama bu. Çünkü bu zor kişi genelde affedemediğimiz, beklentilerimizi yerine getirememiş, bizi hayal kırıklığına uğratmış biri oluyor. Nefret de bir duygu. Önemsediğimiz bir kişiymiş ki bu duyguyu geliştirmişiz ona karşı. Belki başta sevmek istemişiz. Halbuki gerçek sevgi limitsiz ve sınırsızdır. Bizim zevkimize, isteklerimize göre şekillenmez ve ışığını her şeyin üzerine yansıtabilir. Gerçek sevgi, karşılık beklemeden, özgürce verilebilecek bir sevgidir. Bu aşamada ilerledikçe öfke, kızgınlık, sevgiye dönüşebilir.

Bir sonraki aşamada, bulunduğun odada, etrafında tüm bu kişiler yarım daire yapmışlar gibi düşünüyorsun; sevdiğin arkadaşın, tanımadığın kişi ve sevmediğin kişi.

Son aşamada apartmanındaki sokağındaki komşuları şöyle bir aklından geçir. Mahalleni, semtini, şehrini, ülkeni ve tüm dünyayı düşün. Tüm canlılarla birlikte. Böcekler, ağaçlar, dereler, kuzular, insanlar, politikacılar, doktorlar, işçiler. Herkes mutlu olmak istiyor. Herkes iyi olmak istiyor. Hepimiz zorluklarla baş edebilelim. Hepimiz mutlu olalım. Hepimiz fiziken ve ruhen sağlıklı olalım. Hepimiz büyüyelim ve gelişelim.

Tüm aşamalarda samimiyet çok önemli. Her bir aşamaya başlamadan önce o kişiyi karşına oturt ve önce ona karşı olan duygunu, tepkini iliklerinde hisset. Sevgiyi, ilgisizliği, öfkeyi ya da rahatsızlığı. Ondan sonra başla. Gerçekten ona karşı olan duygularından emin olmalısın ve “senin duygularına rağmen” o kişinin de mutluluk için çabaladığını fark etmelisin. O kişiye tepkin değişebilir.

Aslında bu uygulamadaki o üç kişi bizim genel duygularımızı temsil eder. Bazı duygularımız bize zevk verir. Bazı duygularımıza karşı ilgisizizdir. Bazı duygularımız ise olumsuzdur. Kendimizi geliştirmiş oluruz aslında bu sayede, bu hayatta sevdiğimiz ve sevmediğimiz her şeyden öteye bir yere geçebilmek adına bizi başka bir noktaya getirir duygularımızda.

Yakın düşmanlarımızı da tanımamızı sağlar. Yakın düşman ne demek? Metta’nın en uzak düşmanı nefrettir şüphesiz. Metta’nın yakın düşmanı, bağımlılık olabilir. Genelde duygusal ilişkilerde olur. Duygun diğer kişiden daha önemli olduğunda bu yakın düşmandır. Kendi metta’na aşıksan. Bu bencil bir yakın düşmandır. Eğer kendine karşı gerçekten samimiysen, çoğumuzun metta’sında bir yakın düşman tadı olma ihtimali var. Bencil bi tarafı var birine karşı metta hissetmeye “çabalamanın”. “Onu o kadar çok seviyorum ki, kimse benim kadar sevemez”. Ya da “ondan nefret etmekte o kadar haklıyım ki, ama çok yüceyim ve onu affetmeye çalışıyorum”, gibi. Bunu farkedersen panikleme. Üzerinde çalışmamız gereken budur

5. yüzyılda Sri Lanka’da yazılan Theravada Budist doktrini üzerine ‘büyük bir tez’. – “the path of purification” kitabında muhteşem bir hikaye var:

Usta çırağına sorar: Mettabhavana pratiğinde aklına getirdiğin kişilerle birlikte bir ormanda yürürken bir çete karşına çıktı ve birinizin feda edilmesi gerektiğini söyledi ve kararı verecek olan sensin. Birini feda eder miydin, kimi ederdin.
Düşmanını herhalde, der.
Çırak, hayır, düşmanım da olsa onu feda edemem, onun ölmesini, kötü olmasını istemiyorum sonuçta der.
O zaman kendini feda edeceksin?
Hayır. Ben de tüm bu insanlar kadar değerliyim. Ben kimseyi feda edemem. Sorunuzun cevabının ne olması gerektiğini bilmiyorum der.
Usta, çırağına, soruya doğru cevap verdiğini söyler.

Bu meditasyonu denemek istersen ses kaydımdan faydalanabilirsin.

Olumlama Meditasyonu

Sizinle bir önceki postta paylaştığım güzel haber, yani başlayan o güzel derslerden sonra ben de kendi öğrencilerimle olan meditasyon dersime döndüm bu Pazar.

Zeynep hocanın anlattıklarından paylaştım biraz, mesela bedenin bilgeliğinden. Psikoterapist eşiyle birlikte anlattılar, dediler ki, zihni, beyni yeterince geliştirdik, yeter, artık bedene inme zamanı, bedenin bilgeliğine güvenme ve bedendeki duyumları geliştirme zamanı.

Derste bir de telomerlerimizden bahsettim. Evet evet, telomerler. Tamam, ben de ilk kez duydum bu kelimeyi: DNA hücrelerimizin öz parçacıkları bunlar. Okuduğum bilimsel makaleye göre, insanda hücre yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri kısalan telomerlermiş. Evet bu meretler uzayabiliyor, kısalabiliyor. Uzadıkça ömrümüz uzuyor, kısaldıkça….

Araştırma sonucunda bu telomerlerin kısalmalarının sadece genetik kodumuzla ilgili olmadığı, telomerlerin bizi dinlediği ortaya çıkmış. Ne kadar kaliteli bir yaşam sürüyorsak o kadar uzuyor bunlar, ne kadar olumsuz konuşursak kendimizle, o kadar kısalıyor. Sağlıklı olmanın temel kurallarından biri, sağlıklı hücre yenilenmesini sağlamak için kendimize iyi davranmak, bu kadar basit!

Veee, biraz da olumlama meditasyonu yapmayalım mı bu kadar veriden sonra dedik ve gözleri kapadık. Verdiğim olumlamaları podcast’e de ekledim, buyurunuz:

İyi Haberlerim Var

Merhaba,

Neredeyse iki aydır Korona virüsü sebebiyle evlerimizden çıkmıyor, daha önce yaşamadığımız kısıtlamalarla dolu bir yaşam sürüyoruz. Bazı kolaylamalar, normalleşmeler olacağı söylense de, hastalığın ilacı bulunmadığı ölçüde tehlikedeyiz ve dikkatli olmalıyız. Önümüzde tedbiri elden bırakmayacağımız bir yıl varmış gibi gözüküyor.

Daha önce de biraz yazmıştım, zaten her yerde de konuşuluyor. Konunun çok fazla boyutu var. Sağlık en önemli kısmı. Sağlığımızı korumamız her şeyden önce geliyor. Ancak bunun da bağlantılı olduğu başka konular var şüphesiz. Ekonomik durumumuz ve psikolojik durumumuz, sağlığımızı korumamızdan çok da bağımsız değil. Sağlık ekonomiyi, ekonomi sağlığı, bunların yokluğu, eksikliği ya da endişesi psikolojik durumumuzu, ruh durumumuz da yine sağlığımızı etkiliyor. En zengininden en fakirine, en gencinden en yaşlısına, farklı farklı zorluklarını yaşıyoruz hayatın şu an. Çalışmak zorunda olan, çalışamayan… Kimse birbirinden daha şanssız ya da şanslı değil.

Ancak bunu da atlatacağız elbet. Uzun da sürse, sonu gelecek, her şey değişir, gelişir, devinir, evrilir, biter, yenilenir, başkalaşır. İçinden geçerken bu anlaşılmaz ancak geriye dönüp bakacağımız günler de gelecek.

Dikkat etmemiz gereken şeyler hijyen, sosyal mesafe, sağlıklı beslenme, egzersiz, bol su, yeterli uyku, ruh durumunu dengede tutabilmek için birtakım çalışmalar.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, teknoloji, şu dönemin en önemli hediyesi bize bence. Alışveriş yapabiliyor olmamız, işlerimizi halledebiliyor olmamız, görüntülü toplantılar yapabiliyor olmamız, bilgili ve eğlenceli içeriklere ulaşabiliyor olmamız, eğitim alabiliyor olmamız çok büyük avantajlar.

Bildiğiniz gibi bir süredir meditasyon dersleri alıyor, bir süredir de meditasyon dersleri veriyorum:) İkisi de korona karantinasından beri internet ortamından devam edebiliyor çok şükür. Daha sonra adalaryoga olarak sevgili Gülfiye hocamın yoga dersleri de online olarak başladı, bu çok büyük bir avantaj çünkü evlere kapandığımız bu dönemde bedenimizi hem hareket ettirmek hem esnetmek hem de rahatlatmak çok önemli.

Ben bir süredir yin yoga eğitmenliği eğitimi almak istiyordum. Bunu almak istememdeki sebep yin yoga pratiklerini meditasyon derslerime katmak istememdi. Bilindiği gibi meditasyon bedenin hareket etmediği bir deneyim. Ayakta da olsan, oturuyor da olsan, yatar pozisyonda da olsan, hareket etmiyorsun, çoğunlukla gözlerin kapalı ve nefesine, bedenine odaklanıp anın tadını çıkarıyorsun, zihnini dinlendiriyorsun meditasyonda. Ayrıca en aktif yoga çalışmalarının bile başında ve sonunda minik meditasyon uygulamaları yapılıyor. Ancak istek sadece meditasyon yapmak olduğunda, bedenin meditasyon için hazır olması da çok önemli. Bazen beş dakika, bazen ise saatlerce meditasyon için aynı duruşta kalabiliyoruz, bu da zor olabiliyor. İşte yin yoga burada devreye giriyor. Yin Yoga, yoğun bir poz değişikliği ve çok fazla hareketle değil, zihni meşgul edecek kadar yeterli hareket ve esasen içsel fiziksel duygu deneyimindeki değişimle kendisini kısa süreli meditasyon serisi gibi hissettirebilecek bir yoga çeşidi. Yin Yoga sessiz bir uygulama, çoğunlukla yerde yapılıyor ve pozlarda ya çok az kas gücü kullanılıyor ya da hiç. Bununla birlikte bedeni zorlayan pozlar yok mu, muhakkak var. Çünkü pozlarda uzun süre kalınıyor. Pozlarda uzun süreli kalmak da hem kemiklere yakın bölümü ve bağ dokuları etkileyerek bedendeki etkisinin daha derinlere yayılmasını sağlıyor, hem de duygusal olarak sizi bir yolculuğa çıkarıyor. Pozun içindeyken dikkati bütün bedene yönlendirerek bedendeki duyguları fark ediyoruz ve beden içinde sıkışık kalmış duygular çözülebiliyor. Pozlarda hareketsiz kalarak farkındalığın derinleşmesiyle meditatif zihne ulaşabiliyoruz. Böylelikle benim düşüncem de meditasyon uygulaması yaptırdığım arkadaşlara öncesinde hafif bir yin yoga çalışması yaptırarak meditasyona geçmelerinin daha hoş olabileceğiydi ve bu sebeple yin yoga eğitmenliği eğitimi almayı çok istiyordum.

Ancak bunun için hem belirli bir bütçe, hem de belirli bir zaman ayırmam gerekiyordu.

Ve çok şükür ki, şöyle bir gelişme oldu. Çok başarılı ve çok deneyimli bir yoga eğitmeni olan Zeynep Aksoy, yin yoga ve mindfulness eğitmenliği eğitimini online olarak ve bağış yöntemiyle vermeye karar verdi.

Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Hem bütçe hem zaman ayırabileceğim, bundan daha iyi nasıl bir dönem olabilirdi kimbilir?

Altı ay sürecek bu eğitimde neler mi öğreneceğim:

David Cornwell’in Oxford Universitesi eğitimlerinden, travma terapi bilgileri, zihnin modları, Polyvegal Teori ve sinir sistemi işleyişi, pratiklerin zihni ve sinir sistemini nasıl etkilediği, doğru nefes’ kavramı, nefes sürecinde olanları ve dahil olan kasları inceleme, farklı nefes teknikleri ve günndelik olarak pratik yapılması, Fasya’nın bütünsel sistem olarak bedendeki önemi (kas ve iç organları saran veya bağlayan bağ doku, çok yeni bir keşif tıp ve anatomi dünyasında.) Bedenimizi nasıl algıladığımızı dönüştüren bilgiler, hareketin kaynağı, duruş bozukluğunun sebepleri, mindfulness ile duruş nasıl dönüşebilir, yoganın interosepsiyon ve propriyosepsiyon ile öğretme farkları, ayak sağlığı, ayak, diz ve kalça anatomisi, bacak kasları ve eklemlerini etkileyen pozlar, karşılaştırmalı anatomi, Yin Yoga Pozları, Omurga ve omuriliği anatomisi, karşılaştırmalı anatomi, Kol ve Omuz anatomisi, yoga akışları, Omuz Duruşu, Urdvha Danurasana ve Arketip Pozları inceleme, Nefes Çalışmaları ve Meditasyon ile beraber bütünsel bir yoga dersi oluşturma, Güneşe Selam, Aya Selam, Paul ve Suzi Grilley’in Tao Vinyasa Akışları, Ders Verme Sanatı, Yaşam Haritaları: Yoga Felsefesi, İntegral Teori. Bhagavad Gita’nın önemli kavramları, Yoganın kısa tarihi, bugünkü yaşamımıza nasıl entegre olacağı, Josepsh Campbell’İn Chakra sistemi açıklaması.

Bu muhteşem eğitim bu haftasonu başlıyor. O kadar heyecanlıyım ki. Şükürler olsun. Şu dönemi bu eğitimler sayesinde çok verimli kullanacağımı hissedeceğim için çok mutluyum. Öğreneceklerimi uygulamak ve aktarmak için de sabırsızlanacağım şüphesiz. Bundan daha iyi nasıl olur?

Beni çok heyecanlandıran ve mutlu eden bu haberi sizlerle paylaşmak istedim.

Benim bu eğitimlerim devam ederken, yaşam koçluğuna, sağlıklı yaşam koçluğuna ya da meditasyon derslerine ihtiyaç duyarsan lütfen benimle iletişime geç. Zaman kendimize yatırım yapmanın, ruhumuza ve bedenimize iyi bakmanın zamanı, lütfen kendine yatırım yap, bunu bir lüks olarak görme, bedenimiz, ruh durumumuz, zihnimiz, beynimiz sağlıklı olacak ki, yaşadığımız şu zor günlerden hasarsız ya da en az hasarla çıkalım. Ben bu konuda hem kendime hem de sizlere destek olabilmek için kendimi geliştirebilmek adına elimden geleni yapıyorum ve sizlerle gelişmeleri buradan paylaşıyor olacağım. Sevgiler.

Belirsizlik Günlerinde Meditasyon

14 Mart itibariyle hmm artık ciddi ciddi evde kalıyormuşuz dedim ve bugün 20 Nisan. Korona karantinası, ismine yakışan 50. gününe geliyor ve belli ki geçecek………………

Neyse, podcast ses kayıtlarım devam ediyor, konuya orada değindim zaten, dinlemek ve sonunda da 15 dakikalık bir meditasyon yapmak isterseniz, buyurunuz:

Spotify’da dinlemek isterseniz:

Instagram Canlı Yayındayız!

11 Nisan 2020 Cumartesi 13:00 için kimselere söz verme.

Instagram’da @adalaryoga ve de @zararsiz_yasam hesaplarını takip et, canlı yayında yoga eğitmeni Gülfiye Özcan Alp ile korona günlerinde yoga&meditasyonun faydalarını konuşacağımız sohbetimizi kaçırma! Canlı yayında sorularını da sor, mümkün mertebe yanıtlayalım.

Görüşmek üzere!

Korona Günlerinde İnternet

Bugün 15 gün olmuş, Korona‘dan dolayı kendi olağanüstü halimi başlatalı.

İlk 5-6 gün oldukça keyfim yerindeydi. Sonraki 5 gün biraz zorlanmaya, olumsuz düşünceler fark etmeye başladım ve biraz endişelendim. Sonra yine sakinledim. Anlayacağın, inişli çıkışlı bir süreç, eminim çoğumuz için de bu böyledir ve bu gayet doğal.

Sağlığımız. Sevdiklerimiz. Onlardan uzak oluşumuz. Özlem. Onların sağlıkları için endişe. Nereye kadar ev hapsi olacağı. Yalnızlık. Ekonomik durumlar. Hayatlarını kaybedenler. Hastalığı ağır geçirenler. Evden çıkmak, çalışmak zorunda olanlar. Çalışamayıp evini nasıl geçindireceğini düşünenler.

Bütün bu kaygılardan uzak olmak kolay olmuyor. Ancak yapabileceğimiz tek şey kendimize iyi bakmak. Her açıdan.

Zaten evde bol bol vakit geçiren, yalnız yaşayan, yalnızlıktan oldum olası çok keyif alan, kendini “eylemek” konusunda başarılı biriyim. Bunu toplu halde yapınca aslında daha bir mutlu hissettim kendimi. Bir süre sonra ise arkadaşlarımla kalabalık ortamlarda birlikte olduğumuz fotoğraflara bakıp iç geçirdiğimi fark ettim. İnsanoğlu işte, mecbur olmadığında, kendin, seçerek, aylarca kalabalıklara girmeyebiliyorsun ama mecburiyet olunca her şey gözünde tütüyor. Çok sevdiğim bir insanın hatırlatışıyla: insanız yahu!

Büyükada’dayım ve bunun avantajını hatırlattı komşularım, gerçekten de öyle, çok şükür.

Ayrıca bana gülmeyin ama, son zamanlarda dualarımda ve şükürlerimde internetin icadında katkısı olan herkes var, ciddi ciddi. Bilgiye güncel ulaşmak, eğlenceye ulaşmak, iletişim kurabilmek, görüntülü aramalar yapabilmek. Alışveriş yapabilmek. Çok şükür.

İşin ilginç tarafı, internet, 1960’lı yıllarda, nükleer savaş sırasında askeri haberleşmeyi güvenli olarak sağlamak amacıyla, bilgisayar ağı geliştirmek üzerine bir proje başlatılması sonucu meydana gelmiş bir sistem. Yani virüsün kötü bir şey olup, iyi sonuçlar elde etmesi gibi, maalesef savaş gibi olumsuz bir durum da olumlu sonuçlar doğurabilmiş. Yani dualarımdaki kişiler belki de kötü niyetliydi, ancak aslında duam tabii ki öze. Özde bunun olması gerekiyordu ve o kişiler sadece aracı oldular. Neyse, derin konu.

Beni takip ediyorsan, bildiğin gibi yıl başından beri Adalar Kültür Derneği‘nde meditasyon dersleri vermeye başlamıştım her Pazar. Evlere kapandığımızdan beri her Pazar google hangouts sayesinde meditasyon derslerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Meditasyon hocamın grubumuza özel skype buluşmaları da oluyor. Ne kadar iyi geldiğini anlatamam. Meditasyon, şu an yaşadığımız sürece öyle bir merhem ki…

Ücretsiz çok güzel günlük online meeting’ler var, her konuda. Bugün koçlukla ilgili bir zoom toplantısına katıldım, inanılmaz verimliydi.

Profesyonel bir kameram olmadığı için, Şermin’ciğimden destek alamadığım için youtube çekimlerime bir süre ara vermek durumunda kaldım. Ancak bu süreçte Tanrılar Okulu ve Empat Olmak Ne Demek videolarıma çok güzel yorumlar geldi, oradan da güzel iletişimler oldu.

Baktım video çekip anlatmak istediklerimi anlatamıyorum, ben de bir podcast kanalı açtım. Artık sustur beni susturabilirsen. Spotify Podcast’lerinde Zararsız Yaşam diye ararsan ulaşabilirsin. Spotify kullanmıyorsan: anchor.fm/meliszararsiz.

Bu hafta ve haftaya instagram hesabımdan canlı yayınlarım da olacak, hem de sağlıklı yaşam ve yoga sohbetleri olacak bu canlı yayınlarda, yani yalnız olmayacağım.

Online meditasyon derslerime katılmak istersen lütfen Adalar Kültür Derneği ile iletişime geç.

Instagram ve podcast yayınlarımı takip edersen lütfen yorumlarını benden esirgeme.

Online koçluk desteği istersen, lütfen benimle iletişime geç.

Kal sağlıcakla!

Corona’nın Yin Yang Hali

Sosyal medya, öyle bir şey ki, kötüye kullanırsan, yanlış haberlerin yayılması gibi, nefret ve öfke söylemi gibi, gerçekten cehenneme dönüşebiliyor. İyiye kulanırsan, sevdiklerinle iletişime geçmek, doğru haber yayılması, sevgi söylemi gibi, gerçekten mucizevi şekilde güzelleşiyor, cennet oluyor.

Corona Virüsü dışında bir gündemimiz olamıyor şu an global olarak, malum. Beterinden korunalım inşallah. Sosyal medyada bu konuda çıkan yanlış haberler çok üzücü ve kafa karıştırıcı oluyor. Temiz bilgiye çok ihtiyacımız var, sosyal medya da en hızlı yayılan, en organik haber aracı artık, ister istemez, o yüzden gözümüz kulağımız onda, ancak, bilgiyi alır, algılar ve paylaşırken dikkatli olmalıyız.

Sosyal medyanın olumlu tarafına odaklanmak istiyorum. Corona virüsünün dünyada yarattığı panik, çaresizlik, şaşkınlık, hastalıklar, ölümler ve pek çok sonucu devam ederken, şüphesiz herkes bu konuda yazıyor çiziyor. Sosyal medya sayesinde ulaştığımız yazılarda en çok hoşuma giden ise, dünyanın birbirinden bağımsız pek çok yerinde, bu yaşadığımıza olumlu tarafından bakan pek çok insanın, yüreğe su serpen paylaşımları oldu. Virüsün bize öğrettikleri, belki verdiği dersler, bizim bunu yaşarken odaklanabileceğimiz çeşitli açılar.

Yin Yang felsefesi ne diyordu, Çin felsefesinde Yin – Yang; karanlık ve aydınlık, negatif ve pozitif gibi anlamlara geliyor ve bu ikilikle birbirinden tamamen zıt şeylerin birbirini nasıl tamamladığı, dünya üzerinde birbirinden 180 derece zıt şeylerin aslında birbiriyle nasıl bağlantı olduğu anlatılmak isteniyor. Her iyide bir kötü, her kötüde bir iyi bulabileceğimizi anlatıyor çoğunlukla. Virüs’ün bile iyi tarafı olur mu?

Pek çok paylaşımda deniyor ki, belki de bu virüs ile hayat bize, yeter artık, çok oldun ey insan, kendine gel, diyordur. Çok koşturuyorsun, evinde otur, diyordur. Çocuklarınla vakit geçir, kitap oku, ruhunu dinlendir, diyordur. Dışarda yemek yeme, evinde tertemiz yemek yap, ye, diyordur, beni kirletme artık, bu kadar tüketici olma, bırak, ben de kendime geleyim, diyordur, bağışıklığını güçlendirmeyi neden unuttur, sağlığına iyi bak diyordur, daha elini nasıl yıkayacağını bile bilmiyorsun, kolonya adetimizi hatırla, ellerini nasıl yıkayacağını hatırla, doğal sabunun farkını fark et diyordur… gibi yazılar okudum ve çok hoşuma gitti.

Ama en hoşuma giden yazı, İrlanda’da rahip olan Richard Hendrick‘in paylaşımı oldu. Türkçe’ye çevirdim, dilim döndüğünce, buyurun:

Evet, korku var.

Evet, karantina var.

Evet, panikle alışveriş yapmalar var.

Evet, hastalık var.

Evet, ölüm bile var.

Ancak,

Çin, Wuhan’da, yıllardır süren gürültüden sonra

Kuşları yeniden duyabildikleri söyleniyor.

Sadece birkaç haftalık sessizlikle

Gökyüzü kalın dumanlarla kaplı değil artık

Mavi, gri ve açık.

Diyorlar ki, Assisi sokaklarında

İnsanlar birlikte şarkılar söylüyorlar

Boş sokaklarda, pencerelerini açıp

Evlerinde yalnız olan kişiler, çevredeki ailelerinin seslerini duysunlar diye.

Irlanda’nın batısındaki bir otelin

Ev hapsinde olanlara ücretsiz yemek gönderdiğini söylüyorlar.

Bugün tanıdığım genç bir kadın,

Komşularına telefon numarasını bir kağıda yazıp dağıtıyordu.

Bugün kiliseler, sinagoglar, camiiler ve tapınaklar

Evsiz, hasta ve muhtaç olana kapılarını açtılar.

Dünyanın dört bir yanından insanlar yavaşlıyorlar ve düşünüyorlar.

Dünyanın dört bir yanından insanlar komşularına farklı bir şekilde bakıyorlar.

Tüm dünyada insanlar yeni bir gerçekliğe uyanıyor.

Hep birlikte ne kadar büyük olduğumuza.

Aslında olaylar üzerinde ne kadar az kontrol sahibi olduğumuza.

Gerçekten neyin önemli olduğuna.

Sevgiye.

Dua edelim ve unutmayalım.

Evet, korku var.

Ama nefret olmak zorunda değil.

Evet karantina var.

Ama yalnızlık olmak zorunda değil.

Evet panikle alışveriş etmeler var.

Ama kötülük, düşüncesizlik olmak zorunda değil.

Evet hastalık var.

Ama ruhumuz hastalanmak zorunda değil.

Evet, ölüm bile var.

Ancak her zaman, vesilelerle sevginin yeniden doğumu olabilir.

Nasıl yaşanacağına dair seçimlerine uyan bugün.

Bugün, nefesine odaklan.

Dinle, paniğinin fabrika gürültülerinin arkasında

Kuşlar yine şarkı söylüyor.

Gökyüzü temizleniyor.

Bahar geliyor.

Ve biz aslında hep sevgiyle çepeçevreyiz.

Ruhunun pencerelerini aç

Boş sokaklarda birbirinize dokunamıyorsanız bile

Onlarla şarkı söyle!

Richard Hendrick (Brother Richard), İrlanda

Mart 13, 2020