Beden Farkındalığı

Bu Pazar hava çok güzeldi, çıktık Adalar Kültür Derneği’nin bahçesine, meditasyon dersimizi, tüm dış seslere inat, yaptık 🙂

Minik kedişler de katıldı bize bir ara.

Bu hafta konumuz bedendi.

Pür Dikkat Yaşamak diye çevirebileceğim “Life With Full Attention” kitabında yazar Maitreyabandhu, Buddha bugünkü halimizi görseydi, bize bir ejderha başına ve bir yılan bedenine sahip olduğumuzu söylerdi, diyor.

Ejderha başı ile ne demek istiyor: kafamız düşüncelerle, fikirlerle dolu, tartışmalarla, yargılarla, bilgilerle ve alışveriş listeleriye dolu. Muhteşem bir beyne sahibiz belki ama gereğinden fazla gelişmiş olduğunu da söyleyebiliriz.

Yılan bedeni ile ne demek istiyor: Uzun, zayıf ve uzuvsuz yılan bedeni gibi, yani yeterince gelişmemiş bir bedene sahibiz.

Buddha’ya göre farkındalıklı olmanın dört koşulundan ilki bedenin ve hareketlerinin farkında olmak. Bizim ise modern toplumda en çok buna ihtiyacımız var.

Teknoloji geliştikçe, çevremiz verilerle sarıldıkça, etrafımızdaki her şey bizden dikkatimizi istiyor. Dikkatimizi sahiplenmemiz gerekiyor. Bu da aslında hayatını sahiplenmek anlamına geliyor. Dikkatimizin dağılması ve hayatın biz farkında olmadan akıp gitmesi çok kolay. Dış dünya bir Pazar yeri ve dikkatimizi manipüle etmek istiyor, bunda da çok başarılı ve güçlü.

Yaşamımızı düzene sokmamız gerekiyor. Modern toplum bunu da zorlaştırıyor. İş hayatı, kaos. Kimse bu konuda bize yardım etmeyecek. O zaman tek başımıza bu disiplini nasıl sağlayacağız? Bedenimizi fark ederek.

Buddha’nın zamanında hayat çok kolaydı. Buna rağmen bu teknikleri geliştirmiş. Gün be gün farkındalık günümüzde çok çok daha önemli.

Beden farkındalığı neden lazım? Biz iç dünyamızda kendimize anlattığımız hikayelerden dolayı endişeli yaşıyoruz. Her şeyin kötü gideceğini söyleyen, bizi korumak isteyen bir iç sesimiz var ama artık ona ihtiyacımız yok aslında. Peki zihnimizi nasıl yönetebiliriz, ona nasıl hükmedebiliriz?

Deneyimlerimiz domine ediliyor. Önce düşünceler geliyor, deneyimlemeden önce.

60’lı yıllarda depresyon sadece yaşlılarda varmış, şimdi ise çocuklarda bile var. Olayları problematik hale getirmek endişeyi, o da depresyonu çağırıyor.

Depresyondan çıkmaya çalıştıkça aslında daha çok problem yaratıyoruz. Niye böyle düşünüyorum diye düşünmek problemi büyütüyor. Kendimizi hasta ediyoruz bu düşüncelerle.

Kendimizle olan iç konuşmamızı fark etmeye ihtiyacımız var. Fark ettikten sonra da sakince o düşünceden çıkmaya ihtiyacımız var.

Düşünmek kötü bir şey değildir, aksine harikadır. Düşünmeden durabileceğimiz bir yöntem de yok, elbette düşüneceğiz. Yapabileceğimiz şey, tekrarlayan, otomatik hale gelmiş ve sesi yüksek olan iç sesimizi fark etmek. Endişe ile ilgili endişe etmek, düşünmek hakkında düşünmek. Otomatik olarak yargılayan bir mekanizmaya sahibiz.

Sakinleşmemiz gerekiyor. Bedenimizi fark etmemiz gerekiyor. Endişe mi var? Tamam, bu nasıl bir his, bedenimizde neler yapıyor, bunu hissedeceğiz. Endişelenmek neye benziyor, nasıl bir duygu, neremizde kasılma yaratıyor, neremizde gerginlik oluşturuyor, bunu rahatlatabilir miyiz?

Çok kolay olmayacak, hemen olmayacak ama düzenli pratik etmemiz çok önemli.

Sürekli tekrar ettiğin düşünceyi fark et ve tam o an bedenine odaklan. O anda ellerin ne yapıyor? Oturduğun yerdeki ağırlığının farkında mısın? Bu seni ana getiriyor. Bunu illa gözün kapalıyken, meditasyon anında yapmak zorunda değilsin, şu an beni dinlerken de, otobüste giderken de yapabilirsin. Şu an iç sesim ne diyor? Bu bende ne yaratıyor? Ve beden taraması ve ana dönüş. Belki o beden taraması esnasında oturuşunu düzelteceksin, belki nefesin gereksiz yere çok hızlı, onu rahatlatacaksın.

Zihin ve beden, birbirinden ayrı değil. Biz bir bütünüz. Beden karmaşık bir makine ve bakıma ihtiyacı var. O bir obje aslında. Yer kaplıyor. Ağırlığı, kokusu var. Masa gibi, duvar gibi, ağaç gibi ya da başka bir insan gibi bizim bedenimiz de bir obje olarak var oluyor. Ama biz onu içerden “algılıyoruz”. İçerden tanıdığımız tek obje kendi bedenimiz. Çok gizemli aslında. İşte bu içerden hissedebilme kısmına dikkat etmemiz gerekiyor. Bedeni, zihni, kendimizi anlamak için ayırarak anlamaya çalışıyoruz bazen ama aslında bu deneyim bir bütün. Yaşamın kendisini bir bütün olarak algılamamız doğrusu.

Bilincimiz ve beden, birlikte çalışıyorlar. Uyurken bile rüyamızda bir bedene sahibiz. Farkındalık aslında bedenin derinliği, beden deneyiminin derinliği.

Çalışma:

Stress yaratan şeyi yakala.

Bedenine bak.

Bunu bedeninde fark et.

Dur orada.

Orayı yumuşatmaya çalış.

Nefes alıp verirken, verişini uzat. Mum üfler gibi 5-6 kez nefes ver.

“Ben buyum, böyleyim” diyerek tutunduğumuz halleri esnetmeye, rahatlatmaya, bırakmaya ihtiyacımız var. Ego, bedendeki gerginliği artırır. Her zaman aynı olan, sabit olan, belirli bir “ben” yoktur. Böyle bir kendimizi bir tutuş’a ihtiyacımız yok. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Varoluşumuzla zaten tamamız. Varız ve değerliyiz.

Kişisel olarak doğru beslenmeyle, doğru nefes almayla, yoga ve meditasyon ile postürüm değişti, yürüyüşüm değişti, bağırsak problemimi çözdüm, kendime güvenim ve bedenimle barışıklığım tamamen arttı.

Beden Farkındalığı ve Yoga

Yoga asanaları, bedene vurgu yapar ve bu, psikolojik refah, sağlık ve gelişime, beden-zihin bütünlüğünde bakan Farkındalık Temelli Terapi (Mindfulness Based Therapy) yaklaşımlarında önemli bir rol oynar. Yoga ve meditasyon sayesinde vücut farkındalığı geliştikçe, her bir vücut parçası ile ilişkiniz de gelişir; evrenin boşluğunda,bedeninizin parçalarının tam olarak nerede bulunduklarını, ve aslında var olduklarını fark etmemizi sağlar.  2000 yıl önce Patanjali’nin antik Yoga Sutralarında ifade edildi. Sutra II.46, “Bu disiplin ve dikkat, her asana pratiğine, vücudun en uzak bölgelerindeki derinliklerine nüfuz etmek için uygulanmalıdır. Meditasyon yaptığımız asanalarda bile, zihinle işbirliği içinde, lifler, hücreler, eklemler ve kaslar geliştirilir.”

Alexander Tekniği İle Beden Farkındalığı

Frederick Matthias Alexander, Tazmanyalı bir aktör/orator. Kendi tekniğini oluşturmaya başlaması sesinin kaybetmeye başlaması ve doktorların bunun nedenini keşfedememesi üzerine olmuş. Oyunculukta, birçok insana hitap etmek için aldığı postürü incelediğinde boynunu sıkıştırdığını, göğsünü öne çıkarmasının sırtına ne kadar baskıda bulunduğunu fark ediyor. Bedeninin arkası gittikçe sıkışıp daralıyor. Bir ezbere dönüşmüş bu postürü yeniden düzenlemek için anatomik olarak izlemesi gereken yolu bulmuş:

-Kafasının öne ve yukarı,

-Boynunun arkaya ve yukarı doğru yumuşamasına ve uzamasına izin verirken

-Sırtının da arkada genişlemesine ve omurların arasındaki boşluk sayesinde omurgasının da arkaya ve yukarı uzamasına izin vermeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir